Duygusal Bağlanma ve Terk Edilme Korkusu

· Aralık 13, 2018

Hayatımızın her alanında güvende hissetmek, kendini iyi hissetmek için şarttır. Ancak buna en çok ilişkilerimizde ihtiyaç duyarız. Güvenlik varsa, o zaman itimat ve koruma duygularını hissederiz. Ancak bu hisler geçmişin hayaletleri tarafından tehdit ediliyorsa, o zaman korkular hayatımızı istila edecektir. Terk edilme korkusu, bu korkuların en büyüklerinden biridir.

Terk edilme korkusunun yol açtığı güvensizlik bir ilişkiyi zayıflatabilir. Özellikle de bu korkunun temelinde kırık ve bastırılmış bir çocukluk varsa. Bu saplantılı korkuyu yaşayan kişi, istem dışı olarak ilişkilerine zarar verebilir ve partnerinin zaten şüphelendiği şeyin doğrulanmasına sebep olabilir. Öte yandan, ilişki öyle zararlı hâle gelir ki her iki kişi de kendilerini rahatsızlık ve ızdırap sarmalında tutar.

Zaman zaman bir ilişkinin yürümediğinden korkmak oldukça normaldir. Ancak sürekli bir güvensizlik durumunda ve reddetmeye karşı aşırı duyarlılık içinde yaşamak, sadece rahatsızlığa ve istikrarsızlığa neden olur. Terk korkusunun neler içerdiği konusuna daha derinlemesine bir bakalım.

Bağlanmanın yarattığı bağın önemi

Yaşamımızın ilk yılı boyunca, asıl bakıcımız olan annemizle duygusal bir bağ kurarız. Bu ilişki ve kurduğumuz bağ türü sayesinde, her birimiz bir dizi duygusal kapasiteye sahip oluruz. Bunları gelecekteki kişiler arası ilişkilerimize uygularız.

Bu bağlantı hiç kurulamadığı takdirde gelecekte büyük sorunlar yaşanacaktır. Eğer durum buysa, o zaman fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarımız bizi korumasız, güvensiz ve şüpheci hissettirmek için koşullandırabilir. Bu, Bowlby’nin aşağıda açıklayacağımız bağlanma kuramında belirtilmiş sonuçlardan biridir. Birçok insanın sevdikleriyle çevrili olsalar bile yaşadıkları derin terk edilme duygusunu açıklar. Daha iyi anlamak için bir örneğe bakalım.

terk edilme korkusu

Aç bebek

Birkaç saattir hiçbir şey yememiş ve acıkmış bir bebek düşünün.Bütün vücudu ona aç olduğunu söylüyor. Ancak bunu ifade edebilmek için elindeki tek araç ağlama ve ajitasyon. Bu durumda temel bakıcı olan annesi, çocuğun verdiği sinyalleri yakalayıp aç olduğunu anlar. Neden mi? Çünkü bebeğinin fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını tespit etmeyi ve bu ihtiyaçları karşılamayı öğrenmiştir. Bu da bebeğin fizyolojik ve duygusal dengesini yeniden kuracaktır.

Bebek bu tür deneyimleri her yaşadığında, annesiyle fiziksel yakınlık arayacaktır. Annesinin onu sakinleştirip dengesini sağlayacağına güvenmektedir. Daha sonraki gelişim aşamasında çocuk, sadece annesinin yaklaştığını gördüğünde ya da annesi ”hemen geleceğim,” dediğinde bile üzücü deneyimlere katlanabilecektir.

Bu nedenle, bir yetişkin hâline geldiğinizde de benzer bir şey yaşayınca sakinleşebilirsiniz Birkaç saat içinde ailenizi, partnerinizi veya arkadaşınızı göreceğinizi bilirsiniz. Beyniniz sakin hissedebileceğini ve bunun kalıcı bir his olduğunu öğrenmiştir.

Eğer bebek beyniniz bu sakinliğini hiç hissetmemiş olsaydı ya da kötü bir deneyimden sonra huzur bulacağına inancı olmasaydı, o zaman yetişkin beyniniz de bu hisse sahip olamazdı. Samimi bir ilişkide güvende hissetmiyorsunuz çünkü sakinliği nerede bulacağınızı öğrenmediniz.

Ek olarak, temas ve bakım eksikliği, beyinde daha yüksek bir adrenalin üretimiyle sonuçlanır. Bu bizi daha agresif ve dürtüsel davranışlara zorlar. Ayrıca duygularımızı kontrol etmemizi zorlaştırır.

Çiftler arasında terk edilme korkusunun açtığı duygusal yaralar

Gördüğünüz gibi içimizdeki derinliklerde terk edilme hissi gibi yaralar vardır. Bu yaralar hayatımızın birçok parçasını koşullandırabilir. Çocuklukta yaşadığımız birçok durum, üzerimizde iz bırakır. Onarılmadığı takdirde bu yaralar biz farkına bile varmadan içimizi paramparça kılabilir.

ilişkiler

Bowlby, bağlanma kuramında, çocuklukta oluşan duygusal bağların, yetişkinlerin temsil dünyasında modeller biçiminde devam ettiğini ortaya koymuştur. Hazan ve Shave gibi araştırmacılar da çalışmalarıyla bu gerçeği doğrulamaktadır. İlişkilerde yetişkin davranışının, çocuk ve ebeveynleri arasındaki ilişkiden kaynaklanan zihinsel algıların yardımıyla şekillendiğini göstermişlerdir.

Bu sayede, ilişkilerde terk edilme korkusunun, çocukluktan kaynaklandığını görebiliriz. Bunlar geçmişten dönen hayaletlerdir, güvensizlikleri beraberlerinde getirirler. Diğer insanlardan sevgi veya iyi muamele görmeye layık olmadığımızı hatırlatmaya çalışırlar. Genellikle bu duygular, beyin bir alarm sinyali aldığı için ortaya çıkar.

Duygusal bağ

Bir kelime, bir yer, bir tür davranış ya da hatıra, kendini tamamen güvende hissetmeyen bir insanda “acil durum” u etkinleştirmek için yeterlidir. Bu noktadan sonra duygu ve davranışlardan oluşan dev bir çığ oluşur. İstikrarsızlık, ilgisizlik, üzüntü, bunlardan sadece üçü.

Bununla birlikte, terk edilme korkusunu yaşayan kişiler genellikle eşine karşı duygusal bağımlılık geliştirir. Sürekli onaylarına ihtiyaç duyarlar. Zehirli bir ilişkiyi sonlandırmakta ya da mesafe koymakta zorlanırlar. Partnerleri olmadan değersizmiş gibi hissederler kendilerini. İlişkinin devam etmesi için her şeyi yapmaya hazırdırlar. Tabi eski yaraları açmak haricinde her şeyi.

Bazı durumlarda, terk edilme korkusu, bu değersizlik ve kendi kendini yitirme hissine karşı bir çeşit bağımlılık yaratır. Kendilerini arzu edilir veya güvende hissetmedikleri için bu kimliğin hala orada olduğunu doğrulamaları gerekir. Bu yüzden, eğer gerçekten koruma ve güvenlik buluyorlarsa, bunu reddeder ya da inanmazlar. Tüm bunlar tedavi edilmemiş travma sonrası stresin bıraktığı derin izlerinden kaynaklanır.

Terk edilme korkusu

Terk edilme korkusu, çocuklukta kök salmış çok derin bir duygusal yaradır. Bu yarayı iyileştirmek, geçmişi kabul edip bağışlamayı içerir. Bu karmaşık bir görev. Özellikle de kişi önceki deneyimlerinden nasıl etkilendiğinin farkında değilse. Genellikle kişinin savunma mekanizmaları durumu daha da kötüleştirir. Onları koruması gereken bu mekanizmaların o kadar da etkileyici olmadığı görülür.

Aslında en karmaşık durumlarda bir uzmana başvurmak tavsiye edilir. Özellikle önemli olan adımlarda size yardımcı olabilirler. Üzerinde çalışılması gereken bir başka özellik de benlik saygısıdır. Genellikle bu duygu zarar görmüştür. Kendinize değer vermeyi öğrenmek, duygusal bağımlılık tuzağını kırmak için gereklidir. Ek olarak, iyi benlik saygısı, geçmiş deneyimlerinize bağlı olan duyguları ve düşünceleri yönetmeyi çok daha kolay kılacaktır.

Duygularımızı değiştirmek

Terk edilmekten korkan insanlarda öfke, kızgınlık, korku ya da üzüntü gibi duygular çok yaygındır. Bunların yoğunluğunu azaltmayı ve gerçekten ne anlama geldiklerini deşifre etmeyi öğrenmelisiniz. Bunu yaptığınızda, bu duyguları olumlu bir şeye dönüştürebilirsiniz.

Olumsuz varsayımlar ve beklentiler de dikkate alınması gereken unsurlardır. Çoğu zaman düşüncelerimiz, korkularımızı etkiler ve yükseltir. Onları olması gerekenden daha büyük hâle getirirler. Eğer partnerimizin bizi terk etmesinden korkarsak davranışları ve sözlerinin daha fazla farkında oluruz. İçimizdeki korkuları doğrulamak için onları yanlış yorumlarız.

terk edilme korkusu

Gördüğünüz üzere, terk edilme korkusunu iyileştirmek bir yeniden inşa sürecini içeriyor. Bu, zaman gerektiren bir süreçtir. Korkularımızı önceliklendirmeyi ve ortaya çıkarmayı öğrenmeliyiz. Unutmamamız gereken bir şey var. Birçok durumda, dışarıda olduğunu düşündüğümüz şey, içimizde olup bitenlerin bir yansımasından başka bir şey değildir. Bu belirtilerden herhangi birini belirlediyseniz, çok geç olmadan yardım aramanızı öneririz.