Bilinç ve Beyin

Şubat 28, 2021
Ölüme yakın deneyimlerde kişi tıpkı bir ölü gibi görünür. Ancak ısı, oksijen ve ilaçların yardımıyla tekrar hayata döner. Peki bu esnada bilince ne olur?

Tıp fakültesi mezunu, anesteziyoloji ve resüsitasyon (canlandırma) alanlarında uzman Luján Comas, bilincin beynin bir ürünü olmadığını ifade etmektedir. Ona göre bilinç beyni kullanır. Benzer şekilde Arizona Üniversitesi psikologlarından Stuart Hameroff ve Oxford Üniversitesinde matematik fizikçisi olan Roger Penrose, sitoskeletin en küçük parçaları olan mikrotübüllerin bilinci sağlayan kuantum seviyesindeki bilgileri taşıyan kanallar olarak görev yaptıklarına ilişkin bir hipotez ileri sürmüşlerdir.

Ölüme yakın deneyimlerde (Near-death experiences-NDE) kalp ve beyin durur. Ancak yine de bu tip bir tecrübe yaşamış olan insanlar sanki normal durumdaki gibi duyusal algılarını açıklayabilir konumda olduklarını ifade etmektedirler. Bu esnada kendilerini gözlemleme ve çevrelerinde neler olup bittiğini anlama şansına sahip oluklarını ileri sürerler. Tüm hayatları gözlerinin önünden geçer ve varoluş nedenlerini anlarlar. Tarif etmesi çok zor bir huzur ve karşılıksız sevgi hissettiklerini ifade ederler.

Biyolojik şartlar nedeniyle bu bilinçli olma durumu beyinde olmayabilir. Aslında bu bir tür enerjidir. Enerjinin yaratılamadığını ya da yok edilemediğini, sadece bir halden diğerine dönüştüğünü ve sürekliliğini devam ettirdiğini biliyoruz. Öldüğümüzde mikrotübül içerikleri kuantum düzeyindeki bilince dönüşür ve yeniden hayata dönme olayı gerçekleşirse bunlar tekrar eski hallerine kavuşabilirler.

“Bilim açıklayamadığı şeyleri göz ardı eder ya da bunları tamamıyla inkar eder. Ancak bu durum bu tür şeylerin var olmadığı anlamına gelmez.”

– Van Lommel

ışığa doğru yürüyen adam

Ölüme Yakın Deneyimler Hakkında Açıklayıcı Teoriler

Tıbbi bir bakış açısına göre ölüme yakın deneyimler sadece birer halüsinasyondan ibaret olarak değerlendirilmektedir. Bazı teoriler, bu tip durumlarda yaşanan oksijen noksanlığının böyle bir sonuca yol açtığını ileri sürmektedir. Diğer bir hipotez ise aşırı derecede karbondioksit ya da temporal lob bölgesindeki epilepsinin bu duruma neden olduğunu öngörmektedir.

Ölüme yakın bir deneyim yaşayan insanlar bu süreçte meydana gelen bir dizi kavram ya da varlık tarif etmektedirler. Çocuklar bir melek gördüklerini söylerken, ateistler “tek bir enerjiden”, inanan insanlar ise Tanrı’dan bahsederler. Aslında bu insanların hepsi aynı şeyi  tarif eder ve kendilerini bu gördükleri şeyin bir parçası olarak kabul ederler.

Bu tür tecrübeler, gerek geçici ölüm, gerekse insan hayatının sonunda yaşananlar olsun sadece inanç değil, bunun da ötesinde bilincin aşılması görüşünü tamamlar niteliktedirler. Bunun en büyük nedeni bu tür tecrübelerin dünyanın pek çok ülkesinde bilimsel araştırmalara konu olmasıdır.

Ölüme yakın deneyim yaşayan insanların pek çoğu sahip oldukları değerler düzlemini değiştirir, ölüm korkusunu artık taşımaz ve hayata çok daha farklı bir şekilde bakmaya başlarlar. Kendilerini hayatlarına anlam katan işlere ve görevlere adarlar ve başkalarına yardım etme isteği duyarlar.

“Ölümümüz sadece bilincin bir değişimidir, bir geçiştir.”

– Pim van Lommel

kollarını açan bir kadın

Her Şeye Bağlı Bir Bilinç Var Mıdır?

Van Gulick (2004)’e göre, zihin hiçbir açıdan kişinin kendisi ve dünyaya ilişkin bilinci kadar karmaşık ve bir o kadar da tanıdık olamaz. Bilinç problemi, günümüzde geçerli zihin teorileri içinde tartışılabilir bir yere sahiptir.

Bilinç teorisi hakkında anlaşmazlıklar bulunsa da, aynı zamanda bunun anlaşılması ve doğadaki yeri konusunda bir ihtiyaç bulunduğuna ilişkin genel bir fikir birliği de bulunmaktadır. Günümüzde bilinci anlamak ve bunun davranışla olan bağlantılarını çözmek bir gereklilik olarak görülmektedir.

Yakın zamanda Neuroscience of Consciousness adlı dergide yayımlanan bir makaleye göre bilinç, beynin elektromanyetik alanı içinde zamandan çok mekansal algoritmalar uygulanır. Konuya bu açıdan bakıldığında sadece sübjektif bir kavramın daha da ötesinde bir olguyla karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.

O halde sürekli olarak öğrenen ve her şeye bağlı bir bilinç var mıdır? Her şeyin yaratıldığı partikül-altı bir dünya birbiri ile bağlantılı olabilir. Sen, ben, ağaçlar, masa, tüm evren… Bu noktada açık olan şey, eğer ölümü farklı bir biçimde algılamış olsaydık, daha farklı bir biçimde yaşardık.

“Ölümü hayatın en önemli ânı olarak görüyorum. Sahip olduğun her şey orada kalır ancak bilincini yanında götürürsün.”

– Luján Comas

Gennaro, RJ (Ed.). (2004). Teorías de la conciencia de orden superior: una antología (Vol. 56). Editorial John Benjamins.

Lázaro Pérez, C. (2019). La conciencia en el umbral del tránsito: experiencias cercanas a la muerte. Proyecto de investigación:.

McFadden, J. (2020). Integración de información en el campo EM del cerebro: la teoría de la conciencia del campo cemi. Neurociencia de la conciencia , 2020 (1), niaa016.

Stuart, H. (1998). ¿Computación cuántica en microtúbulos cerebrales? El modelo de conciencia de Penrose-Hameroff ‘Orch OR’. Transacciones filosóficas de la Royal Society de Londres. Serie A: Ciencias matemáticas, físicas y de la ingeniería , 356 (1743), 1869-1896.