Başarısızlıklar Bizi Nasıl Başarılı Yapar?

Nisan 23, 2018

Başarısızlık kavramı toplumumuzda sağlam bir yeri olan olgudur. Çocukluğumuzdan başlayarak, başarısız olduğumuzda ya da bir hata yaptığımızda, çevremizden bize yöneltilen bakışlar, yanlış bir harekette bulunduğumuz zamankine oldukça benzerdir. Bunun akabinde, bizler de, kendimize aynı şekilde bakmaya başlıyoruz. Mutlu olmak yerine, yanlış bir bir yola saptığımız zaman, kendimize kızarız. Yaptıklarımıza lanet eder, sanki o an hissetmemiz gereken hisler bunlarmış gibi, üzüntü ve keder ile dolup taşarız.

Bu başarısızlık hali ile baş etmeye çalışmak, işleri daha da zorlaştırır, çünkü bu olumsuz düşünceler hatalarımızdan ders çıkarmak için bize bir yer bırakmaz.

Ayrıca, başarısızlığı pozitif bir olgu olarak anlamadığımız zaman, genellikle aklımızın kapılarını kapatır, elimizdeki işi gücü bırakır ve kendi kendimize, işe yaramaz birisi olduğumuzu söyler dururuz. Eğer bu şekilde bir tepki verirsek, bu hataların bize vermek istediği derslerden nasıl yararlanacağız? Sadece başımıza gelen her kötü şeyi silmeye çalışırsak, nasıl yeni bir şeyler öğreneceğiz?

Başarısızlığı kabul etmeyen veya ondan nasıl faydalanacağını bilmeyen insanlar, genellikle kendilerini kabul etmede sorun yaşayan bireylerdir. Yaptıkları her işte, mükemmeliyetçilik peşinde koşarlar ve mükemmel olamadıklarını ya da beklentilerinin karşılanmadığını fark ettikleri zaman, her şeyden vazgeçip, mutlak bir umutsuzluğun içine düşerler.

Bu şekilde bir yaklaşımın, yarar sağlayacağı bir alan yoktur ve ortaya çıkacak olan tek sonuç, sadece yüksek potansiyelli ve iyi becerilere sahip insanların, tekrar başarısız olma korkusuyla, denemekten vazgeçmesi olur. Bu tavır, onların rahatlık bölgelerinde takılı kalmalarına ve asla bir sonraki adımı atamamaları ile sonuçlanır.

adam aynada yıkılmış duruyor

Başarısızlık ile gelişmek

Başarısız olmayan biri, asla denememiş kişinin ta kendisidir. Sadece risklerin en az olduğunu bildiği yerde yaşamını sürdürmeye devam eder. Fakat gerçek şu ki, bu insanlar, daha heyecan verici bir yaşam sürdürebilmek için, zorluklardan ya da hedeflere ulaşmaktan çok uzaklar. Bu hayalleri gerçekleştirmek ya da başarmak bile gerekli değildir.

Hedeften daha fazla gerekli olan, her sabah, hedeflerimize ulaşmaya çalışmak için gerekli olan motivasyonla uyanmanın bir yolunu bulmaktır.

Başarısız olmaktan korktuğumuz için denemeyi bıraktığımızda, bu başarısızlığı zaten kabul etmiş oluyoruz. Bu şekilde, yeteneklerimizi zorlayan  bir durumda hissedeceğimiz kaygı ve endişenin yokluğundan dolayı, daha az acı ve stres hissedebiliriz. Ancak, yaşadığımız zorlukları ve kaygıyı gözden geçirmek istiyorsak, hayat çok daha canlı bir renk kazanacaktır.

Başarısızlık, hayallerimizi terk edip gideceğimiz bir kapı olmaktan daha ziyade, büyüyüp, geliştiğimizin bir göstergesi olmalıdır. Yeni yolları araştırdığımızı ve bu sayede yeteneklerimizi geliştirip, olgunlaştığımızı gösterir başarısızlıklar.

Başarısızlığın kontrol edebileceğimiz bir şey olmadığı doğrudur. Gerçek şu ki, eğer başarıya ulaşmak istiyorsanız, yol boyunca hatalar yapacağınızı da hesaba katmalısınız. Kontrolümüz altında olan şey, ne olursa olsun dirayet gösterme yeteneğidir. Bu sayede, kendimize yatırım yapıp gerçekten olumlu sonuçlar alabileceğimiz bir zaman elbet gelecektir.

Başarısızlık nasıl yönetilir?

Başarısızlık bir son değildir. Bu sadece, başarıya giden yoldaki bir aradır. Hayatımızın belirli bir alanında, başarıya ya da zafere giden yolda, tartışılmaz bir harekettir. Bu nedenle, başarısızlık artıları, eksilerinden daha fazladır. Bunu gerçekleştirmek için tek yapmamız gereken, başarısızlığın bizi tanımlamadığının farkında olmaktır. Sadece bir sonraki adımda, işleri farklı bir şekilde yapmamız gerektiği anlamına gelir.

bir uçtan diğerine zıplayan adam

Başarısızlığımızla daha iyi bir şekilde başa çıkmayı öğrenmek için, ilk adım son derece karmaşık olsa da, büyük önem arz eder: değiştiremeyeceğimiz olayları ve durumları, olduğu gibi kabul etmek. Elimize verilen kartlar hakkında şikâyet etmemeli veya üzülmemeliyiz. Bu kartlar bize tekrar verilmeyeceği içim, sadece yeni bir “oyuna” başlamamız gerekiyor. Sonuç ne olursa olsun, bu kartlardaki el, bizim kim olduğumuzu söyleyemez. Hep aynı kartlarla da oynamak zorunda değiliz. Düşüncelerimizle veya davranışlarımızla tanımlanmıyoruz. Biz bundan çok daha fazlasıyız. Bizler sürekli olarak değişen, öğrenen ve gelişmek için fırsatlar arayan karmaşık varlıklarız.

Hatalarımız ne olursa olsun, bizler, değerli varlıklarız ve kimsenin sahip olamadığı değerlere sahibiz.

Beklentileri düzenleme

Bir sonraki adım, beklentilerimizi düzeltmektir. “Gerçek ben” ve “ideal ben” arasındaki çizgiyi çok açık bir şekilde belli etmeliyiz. “Gerçek ben”, ben olduğum kişidir; ne daha fazlası, ne daha azıdır. Kişisel özelliklerim, yeteneklerim, erdemlerim, kusurlarım ve sınırlarım ile şekilleniyorum. Ne sevdiğimi, ne yapabileceğimi, ne yapamayacağımı ya da başaramadığımı biliyorum.

“İdeal ben”, olduğumu düşündüğüm kişidir, gerçekte ”bir ben” değildir. Eğer kendimle ilgili çok yüksek beklentilerim varsa ve “ideal ben” in “gerçek ben” den daha iyi olduğuna inanıyorsam, bu beklentileri düzenlediğim zaman, gerçekliğin bana gösterdiği tablodan ötürü acı çekeceğim.

Bunu yapmak için,  bir başkasından daha iyi ya da daha kötü olmadığımı akılda tutarak, her zaman  kim olduğumun farkında olmalıyım.

Son olarak, yaşamın bize getirdiği hayal kırıklıklarına hoşgörü ile bakmayı öğrenin. İşiniz, gücünüz ve hayalleriniz her zaman istediğiniz gibi gitmez, ancak bu bizim yenildiğimiz anlamına da gelmez. Kendi hatalarımız da dahil olmak üzere, sevmediğimiz şeyleri kabul etmemiz gerekiyor. Onlardan öğrenelim, çünkü onlardan alacağımız dersler, canlı tutmamız gereken umudumuzu körükleyecektir.