Aklımız Savaşa Karşı Nasıl Tepki Verir?

· Ekim 16, 2017

Bir savaş bölgesinde yaşadığınızı hayal edebiliyor musunuz? Her gün, o günün son gününüz olabileceğini düşünerek uyanmak nasıl olurdu? Bu insanlar her gün bitmeyecek gibi görünen bir çatışmanın içinde yaşıyor.

Çözümü yokmuş gibi görünen uzun süreli savaşları “inatçı” olarak adlandırıyoruz. Sürekli yapısı nedeniyle savaşlar, o bölgede yaşayan insanları savaşta taraf olsunlar veya olmasınlar, doğrudan yıpratır.

Uzun süre savaş bölgesinde yaşayan insanlar, savaşın etiklerini azaltmak ve unlarla başa çıkmak için kendi savunma mekanizmalarını geliştirirler. İşin kötü yanı, bu mekanizmaların bazen hedeflere ulaşmayı da zorlaştırmasıdır.

“İnsan, fiziksel anlamda değil; zihninde verdiği tüm savaşlara karşı mücadele vermedikçe bilgeliğe erişemez.”

– Warner Braun

İnatçı savaş nedir?

Bir savaşın inatçı olması için aşağıdaki özelliklere sahip olması gerekir:

  • Şiddet yanlısı doğası olması. Vahşilik fiziksel, yapısal veya sembolik olabilir.
  • Uzun bir zaman dilimine yayılmış olması.
  • Merkezi olması. Savaş bölgesinde yaşayan insanlar, kendilerine ve ailelerine ancak savaş koşulları elverdiği sürece çalışarak bakabilir.
  • Savaşa maruz kalanların güvenlikten mahrum kalması.
  • Sonucun sıfır olması. Taraflar ihtiyaçlara cevap vermez.
göç eden insanlar

“Çatışma istemiyorsanız, dilinizin aklınızdan önce çalışmasına engel olun.”

– Juan Carlos Flores Legorette

Bu özelliklere sahip bir savaş duydunuz mu? Elbette oldunuz. Suriye’deki ve Irak’taki savaşlar halen sürüyor. Bu savaşlar bahsettiğimiz tanıma tamamen uyuyor. Ve maalesef yalnızca bunlar da değil.

Savaş süresince aklın evrimi

Savaşa maruz kalan insanlar psikolojik değişim yaşarlar. Yaşamak zorunda kaldıkları olumsuz deneyimler, psiko-sosyal yapılarının değişmesine neden olur. Bu yapı, birbiriyle iç içe olan 3 unsurdan oluşur:

  • Kolektif hafıza: savaş tarihini kapsar. Yani, savaşın başlangıcı, gelişimi ve savaş boyunca gerçekleşen en önemli olayları içerir. Yalnızca bazı işe yarar olayları hatırlamaya yarayan bir hafıza türüdür. Kolektif hafızanın toplumsal hafıza, otobiyografik hafıza, kültürel hafıza ve tarihsel hafıza gibi alt türleri vardır.
  • Savaşın ethos’u: Bu, toplumun özellikleri ve toplumsal kimliğin anlamıyla ilgili ortak inançları içerir. Toplum üyelerinin davranışlarını yönlendiren yaşadığı çatışma bağlamını anlamalarına olanak tanıyan, örgütlü bir dünya görüşü. Temel inançlar; grubun hedeflerinin, pozitif imajların, mağduriyetin, rakibin gayrı meşrulaştırılması, vatanseverlik ve birliğin haklı kılınmasıdır.
  • Kolektif duygusal oryantasyon: belli duyguları açığa vurma eğilimidir. En çok gösterilen duygular korku, öfke, nefret, gurur, umut ve aşağılamadır.
korku içinde olmak

Rahat koltuklardan savaşı izlemek

Bu yapı, çatışmanın neden başladığı, neden sürdüğü ve niçin çözülmeyeceğinin açık, bütünsel ve anlamlı bir açıklaması sizlere sunuyor.

Ancak, savaşı sıcak ve rahat evlerinde takip eden bizler aynı sosyo-psikolojik yapıya sahip değiliz.

“Savaştaki pozisyonunuz… Aldığınız kararla değil, ancak sonuçlarıyla belli olur.”

– Luis Gabriel Carrillo Navas

Doğal olarak, savaşla ilgili düşüncelerimiz -sonuçları bizim için aynı olmayacağından- savaşı bizzat yaşayan insanlarınkinden farklı olacaktır. Bu nedenle savaşı her gün yaşamak zorunda olan insanları ve koşullar değişmedikçe çözüm bulmanın kolay olmayacağını anlamak çok büyük önem taşıyor.