Adli Nöropsikoloji: Tanım, Amaç ve Uygulamalar

04 Kasım, 2020
Bir nöropsikoloğun bir yargı süreci sırasında ne yaptığını hiç merak ettiniz mi? Bu yazımızda, adli nöropsikolojinin iç ve dış boyutlarını keşfedeceğiz.

Hukuki bir süreç içerisindeki bir nöropsikoloğun rolünü hiç merak ettiniz mi? Muhtemelen bildiğiniz gibi, nöropsikoloji beyin ile bilişsel, davranışsal ve duygusal işlevler arasındaki ilişkiyi inceleyen dal. Tüm bunlar, beyin ile ilintili bozuklukları ve günlük sorunları daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Bu disiplinin içerisinde, belirli bilgi alanlarında uygulanan uzmanlık dalları da var. Bunlardan biri de adli nöropsikoloji olarak adlandırılıyor.

Bu alan, mahkeme süreçleri içerisindeki kullanışlılığı nedeniyle, 80’li yıllarda uygulanmaya başlanmıştır. Adli nöropsikolojinin ne olduğunu ve farklı bağlamlarda nasıl uygulandığını öğrenmek ilginç bir deneyim aslında. Aynı zamanda, bu konuda bilgi sahibi olmak, bir uzman bulmaya çalışmanın ne tür zamanlarda gerekli olduğunu bilmek için de yararlı.

İnsan beyni ve kıvrımları

Adli nöropsikoloji ve tanımı

Adli nöropsikoloji, kısaca, nöropsikolojinin yasal alanda uygulanması diyebiliriz. Adli nöropsikologlar, bir tür bilişsel hasar veya işlev bozukluğu olan ve bir hukuki sürece dahil olan insanlar söz konusu olduğunda ifadelerini mahkemeye sunarlar. Bu nöropsikologlar, zarar gören kişinin tazminat istediği durumlarda önemli rol oynarlar.

Olayın tarihsel gelişimini inceleyecek olursak, psikologlar, 1960 yılında Jenkins v Amerika Birleşik Devletleri adlı ikonlaşmış bir dava sayesinde, mahkemelerde tanık olarak kullanılmaya başladılar. Washington DC Temyiz Mahkemesi, akıl hastalığı konusunda uzman görüşlerine sahip olmanın yararlı olduğunu kabul etti.

Bununla birlikte, adli psikoloji dalı, yine de 80’lere kadar ortaya çıkamadı. Bu dalın ortaya çıkışı ise, aşağıda saydıklarımız gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanıyordu:

  • Davranış ve beyin arasındaki ilişki hakkında nicel araştırmalarda artış.
  • Nörolojik patolojinin varlığını, türünü ve yerini anlamak için kullanılan yorumlama stratejileri.
  • Bir hasarın varlığının belirlenmesi.
  • Her nörolojik hastalığın davranışsal ve bilişsel özelliklerinin açıklanması.
  • Psikososyal işleyişe verilmiş olan hasarın anlamı.
  • Tahminlerin belirlenmesi.
  • En uygun müdahaleler hakkında kararlar alınması.

Adli nöropsikoloji uygulamalarının amacı nedir?

Yukarıda da açıkladığımız gibi, adli nöropsikoloji, sözünü ettiğimiz bağlam içerisinde, klinik nöropsikolojinin modellerini, metodolojisini, araçlarını ve bilgisini uygulamanın yollarını arıyor.

Başa çıkılması gereken sorunlar ve durumlar nedeniyle fikir ve rolleri öncelikle adli alandan alıyor. Başka bir deyişle, bir bireyin bilişsel bir sorunu olup olmadığını belirlemeye değil, bu zorlukların, özellikle mevcut hukuki meseleyi etkileyip etkilemediğini veya nasıl etkilediğini belirlemeye çalışıyorlar.

Uzmanlar, adli nöropsikolojinin ceza ve hukuk davalarındaki temel rolünün şunlar olduğu konusunda görüş birliğine varıyorlar:

  • Bir bireyin işlev bozukluklarını belirlemek.
  • Bir işlev bozukluğunun bireylerin günlük yaşamlarını nasıl etkilediğini belirlemek.
  • Bu eksikliğin ne tür prognozlara yol açabileceği konusunda uzman görüşlerini almak.
  • Dava ile işlev bozukluğu arasında bir ilişki kurulması.

Bu nedenle amaç, bir tanımla başlayarak ve merkezi sinir sistemi ile ilişki kurarak, hastalıkların hassas ve güvenilir bir şekilde tanımlanmasını sağlamak olacaktır. Aynı şekilde, bir adli nöropsikolog, değerlendirme ve tedaviyi içeren önerilerde de bulunabiliyor.

Nöropsikolojik raporlar: Klinik ve adli bağlamlar arasında bir fark var mı?

Bir nöropsikolojik rapor, yapılan değerlendirme sonrası kaleme alınıyor. Değerlendirmeyi yapan uzman nöropsikolog, değerlendirmelerinin sonuçlarını özetliyor. Bununla birlikte, farklı uzmanlık alanlarının farklı hedefleri ve bileşenleri olduğunu unutmamak da önemli. Raporun nasıl kaleme alındığının bu kısa açıklamasının ardından, adli raporlar ile normal nöropsikolojik raporların ortak yönleri ve farklı yönleri üzerinde durabiliriz.

İşte ortak her iki tip raporun ortak noktaları:

  • Klinik geçmiş. Bu, bireyin tıbbi geçmişi ve sosyal gelişiminin üzerine hazırlanan bir rapor.
  • Hasarın özelliği. Yaralanmanın veya oluşan hasarın yeri ve buna neyin sebep olduğu hakkında bir açıklama da yapılıyor.
  • Değişimler. Bunlar da, bireyin bilişsel, duygusal ve sosyal düzeyde yaşayabileceği zorluklarla ilgili değerlendirme sonuçlarını içeriyor. Ayrıca alınan hasarın ciddiyet seviyesini de belirtiyor.
  • Prognoz ve rehabilitasyon. Raporun bu bölümü, alınan hasarın potansiyel uzun vadeli etkilerinden bahsediyor. Ayrıca bakım ve iyileşme konusunda bazı önerilerde de bulunabiliyor.

Daha önce bahsettiğimiz gibi bazı önemli farklılıklar da var. Adli rapor, her şeyden önce, hasar ile bu hasarın neden olduğu değişiklikler arasındaki nedensel bağlantıyı içermeli. Bireyin işi ve ev aktiviteleriyle ilgili değişimler de özellikle önem arz ediyor.

İkinci olarak, bu rapor, yukarıda bahsettiğimiz faaliyetler açısından bireyin engel düzeyini de içermeli. Bu raporların, bireylerin iş ortamında yaşayabilecekleri sorunları veya neden hiç çalışamayacaklarını açıkça göstermesi gerekiyor.

Son olarak, rapor, hasarın etkilerinin uzun sürüp sürmeyeceğini ve gelecekte kişinin iyileşip iyileşemeyeceğini de göstermeli. Bunların ifade edilmesi, bireye mahkeme tarafından verilebilecek ceza veya belirlenecek tazminatın türünü etkilediği için özellikle önemli.

Adli nöropsikoloji uygulamaları

Adli nöropsikoloji için duyulan ihtiyaç

Adli nöropsikolojinin uygulandığı iki geniş yasal kategori var. Bu uygulamaların bir davanın sonucu üzerinde önemli etkileri olabiliyor.

Medeni hukuk ve iş hukuku

  • Günlük hayat açısından engelli olma durumu veya kısıtlılıklar. Bu tür durumlarda yapılan değerlendirmeler, hasarın bireyi nasıl etkilediği ve fonksiyonel sonuçları hakkında bilgi sağlıyor. Hazırlanan raporlar, kişinin engelli olup olmadığını gösteriyor.
  • Engelliliğin, sonuçlarının ve zararlarının değerlendirilmesi. Adli nöropsikolojik değerlendirmenin en önemli olduğu yer burası. Beyin hasarının neden olduğu bilişsel ve duygusal yan etkiler de değerlendiriliyor. Rapor, bireyin tazminat alıp almayacağını veya engelliliğin devam edip etmeyeceğini belirlediğinden, bu değerlendirmenin yasal sonuçları olabilir.
  • İş konusundaki engelli olma durumunun belirlenmesi. Bu durumda, uzman nöropsikologlar, uzun vadeli olacak şekilde, beyin hasarının var olup olmadığını belirliyorlar. Ayrıca, hasarın bireyin çalışma yetenekleri ve becerileri üzerinde ne gibi etkileri olacağını da açıklıyorlar.

Ceza Hukuku

Ceza hukuku, nöropsikologların önemli bir rol oynadığı başka bir hukuk alanı. Spesifik olarak, bir vakada yer alan birinin beyin hasarıyla ilgili patolojileri olduğunda bu alana başvuruluyor.

Ayrıca, uzmanlar, nörolojik patolojiden kaynaklanmayan ve nadir olarak görülen semptomları da tanımlıyorlar. Bunlar arasında simülasyonlar veya psikiyatrik bozuklukların getirdiği bilişsel kusurlardaki artışlar da bulunuyor. Adli nöropsikologlar, ceza hukukuyla ilgili, genellikle aşağıdaki bağlamlarda çalışırlar:

  • Bir bireyin mahkemeye çıkması için zihinsel uygunluğunun belirlenmesi. Burada nöropsikolog, davranışsal ve bilişsel sorunların varlığını ve büyüklüğünü objektif olarak belirlemeye yardımcı oluyor. Ayrıca, bu uygun veya uygun olmama durumlarının, yasal süreçlerin yerine getirilmesine etki edip etmeyeceklerini de belirtiyorlar.
  • Cezai ehliyet. Bu tür bir durumda, nöropsikoloğun rolü, bilişsel sorunların varlığını çürüten veya kanıtlayan bilgiler sağlamak oluyor. Bütün bunlar, bireyin, yaptığı eylemlerin suç olduğunu anlayıp anlayamadığını ortaya koymak konusunda bir sonuca ulaşılmasına yardımcı oluyor. Ayrıca, bireylerin suçlandıkları cezai davranıştan sorumlu tutulup tutulamayacağını da belirliyorlar.
  • Kurbanların değerlendirilmesi. Burada yapılan değerlendirme ise, mağdurun mevcut suç nedeniyle yaşayabileceği potansiyel yan etkilere odaklanıyor.

Sonuç olarak, adli nöropsikolojinin, nispeten yeni bir alan olmasına rağmen, hukuki alanda önemli bir etkisi olduğunu anlamak önemli. Bunun nedeni, insan beyninin çalışma şeklinin yasal bir süreçte alınan kararlar üzerinde önemli yansımaları olması. Günün sonunda, bu değerlendirmeler ve görüşler genellikle hukuki kararı belirliyor.

  • Fernández Guinea, S. (2001). La neuropsicología forense: Consideraciones básicas y campos de aplicación. Revista de Neurología, 32(08), 783. https://doi.org/10.33588/rn.3208.2000188
  • Jarne, A. y Aliaga, A. (Comps.) (2010). Manual de neuropsicología forense. De la clínica a los tribunales. Barcelona, España: Editorial Herder.