Zümrüdü Anka Efsanesi: Muhteşem Direnme Gücümüz

· Ocak 25, 2018

“Symbols of Transformation” (Dönüşüm Sembolleri) adlı kitabında Carl Gustav Jung insanların Zümrüdü Anka kuşuyla ortak pek çok yönünün olduğunu açıklıyor. Ateşler içindeki bu kadim yaratık, kendi küllerinden doğma şeklindeki becerisi sayesinde direniş gücünü de sembolize eder. Bununla kendimizi daha güçlü, cesur ve zeki varlıklara dönüştürme becerimizi kast ediyoruz.

Neredeyse bütün ülkelere dair her doktrini, kültürü ve başlangıç öyküsünü beslemiş bir efsane varsa şüphesiz Zümrüdü Anka mitidir bu. İnsanlar, Zümrüdü Anka kuşunun göz yaşlarının şifalı özelliğinin olduğunu, fiziksel bakımdan son derece güçlü olduğunu, ateşi kontrol ettiğini ve sonsuz bilgelikle dolu olduğunu söylemiştir. Esasen Jung’un başvurduğu en güçlü arketiplerden biriydi bu. Alevlerinin içinde yaratmak ve yok etmek eşit şekilde yer alıyordu, hem ölümü hem de yaşamı kapsıyordu…

“Yere düşüp ayağa kalkan kişi hiç düşmeyenden daha güçlüdür.”

Viktor Frankl

İster Arap kültüründe, isterse Helen-Roma kültürü ve hatta Doğu’nun tarihi mirasında olsun bu efsaneye dair erken göndermeleri bulmak mümkündür. Mesela, Çin’de Zümrüdü Anka kuşu (yani Feng Huang) sadece en yüksek erdem, güç ve refahı temsil etmekle kalmaz. Aynı zamanda evrenin tüm varlığını şekillendiren ikilik olan yin ve yang’i de sembolize eder.

Ama şunu unutmayalım ki bu figürle ilgili ilk kültürel ve dini şahitlikler Antik Mısır dönemine gitmektedir. Yani günümüzde yorumladığımız direniş imajı da o dönemde şekillendirilmiştir. Bu efsaneyi çevreleyen her detay, bilgi ve sembol, üzerinde düşünmek için harika birer egzersizdir.

kız ve anka kuşu

Zümrüdü Anka Kuşu ya da Küllerimizden Yeniden Doğmak

Nöropsikiyatri uzmanı ve logoterpinin kurucusu Viktor Frankl, Nazilerin toplam kamplarından kurtulmuştur. Tıpkı pek çok kitabında açıkladığı gibi travmatik bir deneyim daima negatiftir ama bunun sonucunda yaşanan şey kişiye bağlıdır. Yeniden ayağa kalkmak istemek, küllerimizden doğup bir kez daha hayat bulmak ve muhteşem bir zafer kazanmak bize bağlıdır. Ya da diğer yandan sadece oturup harap olmak …

Nefesimizi geri kazanma ve acılarımızdan istek ve güç toplama şeklindeki bu hayranlık uyandıran beceri, çoğu kişinin bizzat yaşadığı karanlık dönemden geçmek zorundadır. “Ölümden” söz ediyoruz. Travmatik bir dönemden geçtiğimizde hepimiz “biraz ölürüz”. Asla geri gelmeyecek asla aynı olmayacak bir parçamızı bırakırız.

Esasen, Carl Gustav Jung biz insanlarla zümrüdü Anka arasında benzerlik kurar çünkü bu müthiş yaratık da ölür. Ayrıca ölmek için gerekli koşulları yerine getirir çünkü küllerinden doğduğunda çok daha güçlü bir versiyonunun ortaya çıkacağını bilir.

Yani bu figürle ilgili tüm efsaneler içinde Zümrüdü Anka kuşu ve direniş arasındaki ilişkiyi anlamak için bize üzerinde düşüneceğimiz noktaları sunan antik Mısır’a özgü efsanedir. Şimdi bu hikâyeye bir bakalım.

antik mısır duvar resmi

Mısır’da Zümrüdü Anka

Ovid yazlarında Zümrüdü Anka’nın Mısır’da öldüğünü ve 500 yıl sonra yeniden doğduğunu anlatır. Mısırlılar için bu muhteşem balıkçıl Bennu yani Nil Nehri’nin kabarması, Güneş ve ölümle ilişkilendirilen bir kuştu. Onlara göre bu kuş İyi ve Kötü ağacının altında doğmuştu. Bu muhteşem yaratık şunu anlamıştı ki kendini sık sık yenilediği takdirde daha fazla bilgelik edinecekti. Bunun için çok titiz bir süreç izledi.

Mısır boyunca uçarak en güzel şeyerden kendine bir yuva yaptı: tarçın dalları, hint sümbülü, skız ağacı. Sonra yuvasına yerleşip Mısırlıların işittiği en güzel şarkılardan birini söylemeye başladı. arsından alevlerin onu tüketmesine izin verdi. Üç gün sonra Mısır halkı için yeni bir ilham döngüsü başlatmak üzere Zümrüdü Anka güç ve kuvvet dolu bir şekilde yeniden doğdu. Sonra yuvasını kaldırıp Heliopolis’in Güneş Tapınağı’na bıraktı.

Direniş ve “Dönüşüm” Yuvamız

Gördüğümüz gibi eski Mısır’daki Zümrüdü Anka kuşu efsanesi enfes bir hikâye. Şimdi gelin de bu hikâyenin bazı detaylarını inceleyeim. Mesela, Zümrüdü Anka’nın yuvasını nasıl yaptığına bir bakalım. Bölgesindeki en seçkin maddeleri kullanmış bunun için. Hem incelik hem de güç unsurlarını birleştiren ve kuşun dönüşümüne doğuşuna yardım edecek maddeleri kullanmış.

Bunu düşünürsek efsanedeki sürecin, direnişin psikolojik boyutunu şekillendiren sürece çok benzediğini görürüz. Çünkü biz de gücümüzü artırabileceğimiz çok sağlam bir yuva kurmak için sihirli unsurlar ararız.

İnsanlar öz saygı ağacının dallarını motivasyonlarının açtığı çiçeği, kendi şereflerinin reçinesini, umutlarının alanını ve öz sevgilerinin sıcak sularını ararken iç dünyaları üzerinde kanatlarını açmalıdır…

kadın ve minik kuş

Bütün bu unsurlar yeniden ayağa kalkmanıza yardım edecek ama bir şeyin farkına varmalısınız önce. O da şu: bir son yaşanacak, o parçamız da bizi bırakacak, kül olacak, bir daha geri gelmeyecek bir geçmişin kalıntılarına dönüşecek.

Ama rüzgâr o külleri alıp götürmeyecek. Tam tersine alevlerin içinden daha güçlü, daha büyük ve bilge bir şekilde çıkacak bir varlığa şekil verecek… Başka insanlara ilham olabilecek biri ama her şeyden önemlisi başımız dik ve kanatlarımız apaçık olarak ilerlememize yardım edecek biri olacak bu.