Olumsuz Olduğunu Düşündüğünüz 5 Sağlıklı Davranış Şekli

Haziran 13, 2017

Günümüz toplumu, davranışlarımız için bize belirli kurallar önermektedir. Çocukluktan bu yana, ailemiz, okulumuz ve öğretmenlerimiz bize nasıl davranmamız gerektiğini söyler. Ne yapmamız ve ne yapmamamız konusunda bize talimatlar verilirken, başkaları ile nasıl iletişim halinde olmamız gerektiği ve onlara nasıl davranmamız gerektiğine dair bize öğütler verilir.

Sonuç olarak, başkalarıyla olan ilişkilerimiz yönetebilmek ve toplum tarafından kabul görmek konuları ile alakalı olarak bir dizi norm öğreniriz. Bu normları kabul etmez ve bunlara uymazsak, toplum tarafından dışlanmamız çok basit ve temel bir gerçektir.

“Ben her zaman bir asi olmuşumdur… Ama öte yandan, sadece bir müzisyen, şair, deli ve çok konuşan biri değil de, sevilmek ve kabul görmek de istedim. Ancak olmadığım bir şeymişim gibi davranamam.”

– John Lennon

Toplum içerisinde belli duyguları saklamak, tepkilerimizi kontrol altında tutmak… bunlar, kendimizi toplum tarafından kabul edilen birinin davranışları ile uyumlu bir hale getirmek için içselleştirdiğimiz tutumlardır. Ancak, bastırmaya çalıştığımız duygularımızın olumsuz değil de, olumlu bir yapıya sahip olduğunu öğrendiğimizde ne olur?

Ağlama durumunda olduğu gibi, belirli duygu ve davranışları baskı altında tutup, saklama eğilimi göstermemizin nedenlerinden biri, bu reaksiyonları birer zayıflık göstergesi olarak görmemizden ileri gelir. Peki ya durum aslında böyle değilse? Ya toplum bu konuda yanılgı içerisinde ise?

Bugün, olumsuz olarak nitelendirilen bazı davranış türlerinin, aslında düşündüğümüzün aksine nasıl daha olumlu olduğunu göreceğiz. Bu tür davranışlara, farklı bir açıdan bakmayı öğreneceğiz. Duygularımızı ve davranışlarımızı bastırmaya devam etmenin iyi bir tutum olmadığını bile kanıtlayabiliriz. Peki siz, onları keşfetmeye ve bakış açınızı değiştirmeye hazır mısınız?

1. Öfkeyi ifade etmek

Öfke, sinirli olmaktan çok daha fazlasını içeren bir duygudur. Öfkeli olduğunuz zaman, sanki patlamaya hazır bir bomba gibi hissederiz kendimizi, ama henüz duygularımız tam olarak açığa çıkmamıştır. Bu şekilde bir öfke patlaması, sosyal olarak kabul gören bir davranış şekli değilken, öfkemizi kontrol altına alamamanın dönüşleri bizim için olumsuz olur.

Ancak, duygularımızı bastırmak sanki daha mı iyidir? Eğer bu şekilde hareket edersek, sanki basınç altındaki ezilen bir teneke gibi oluruz. Er ya da geç, koşullar bizi tahammül edilemeyecek bir noktaya taşacak ve her şey patlayıp yok olacak. Öfke kontrolümüzü kaybedip, her şeyin elimizden avucumuzdan çıkıp gittiğini, işte o an anlayacağız.

Bu, uzun vadede bizim için çok zararlı bir durum olabilir. Öfkemizi içimizde biriktirmek, reddetme, nefret etme ve kızgın olma gibi duyguların içimizde çoğalmasına neden olabilir. Hiçbir zaman öfkeyi görmezden gelmemeliyiz. Bunu ifade etmek, kendimizi bu duygudan kurtarmamıza yardımcı olacaktır. ‘Gazı alınmamış’ öfke, sadece daha fazla zarar verebilir ve hiç bir fayda sunmaz.

Utrecht Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre, insanlar öfkeli oldukları zaman içlerini rahatlıkla dökebilirse, daha güçlü ve daha kararlı bir birey haline dönüşüp, hedeflerini gerçekleştirme konusunda daha yetenekli bir hale geldiğini göstermiştir.

2. Kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum!

Yaşamınız boyunca en azından bir kere kendinizi hiç kaybolmuş gibi hissettiğiniz oldu mu? Hayatımızın bir anında, nasıl başa çıkacağımızı, ne yapacağımızı, kendimizi nasıl idame ettireceğimizi ve hayata nasıl devam edeceğimizi bilemediğimiz zamanlar olmuştur. Bu tamamen normal bir durum olsa da, genellikle kabul edemediğimiz bir duygudur. Toplum olarak, kaybolmuş gibi hissetmekten korkuyor ve bu durum içimizde büyük endişelere sebebiyet veriyor. Zamanımızı ve sahip olduğumuz her şeyin kontrolünü kaybetmiş gibi hissediyoruz.

Bununla birlikte, bu durum içinde bulunduğumuz gerçekliğin gerçek bir yansımasıdır. Kendimizi biraz kaybolmuş gibi hissetmek, çevremizde olan bitene daha fazla dikkat etmemize yardımcı olacaktır. Duyularımız daha keskin bir hale gelip, duygularımıza ve hissiyatlarımıza daha derin ve etkili bir şekilde kulak vereceğiz. Kendimizi ve çevremizi gözlemleyebilecek ve bu, gerçek yolumuzu bulmamıza yardımcı olacak.

Bazen kendimizi bulmak için, kaybolmamız gerekir.

3. Ağlamaktan utanmamak

Ağlamak, yaşımız ilerledikçe nasıl kontrol edeceğimizi öğrendiğimiz bir eylemdir. Küçük birer çocukken, küçük şeylere ağlarken, yetişkin birer birey olduğumuzda, bu durum olgunlaşmamış bir karakter göstergesi olarak kabul edilir. Bu nedenle, başkalarının önünde ortaya çıkan göz yaşlarımızı, bizi rahatsız edici ve istenmeyen bir duruma sokmasından ötürü bastırmayı öğrendik. Ağlarken, savunmasız bir durumda oluruz ve sonuç olarak çevremize zayıf ve kırılgan bir insan imajı yayarız.

Bütün bunların aksine, aslında ağlamak çok faydalı bir eylemdir. Bize acı çektiren, hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiren ve hayatımızı bir kabusa çeviren tüm duyguları açığa çıkartıp, bizleri rahatlatabilir. Ancak ve ancak bir süre ağladıktan sonra kendimizi daha iyi hissettiğimiz doğru değil midir? Bunun nedeni, ağlamanın, bize zarar veren duygulardan arındırma gücüne sahip olmasıdır; bu, gözardı edemeyeceğimiz veya onsuz yaşayamadığımız bir kuvvettir.

Eğer ağlamanız gerekiyorsa, ağlayın gitsin. Hissettiğiniz tüm o öfke, sinir ve diğer olumsuz duygulardan kurtulun ve iç dengenize kavuşun.

4. Kulağınızı kapamak

Çevrenizi ve insanları nasıl dinleyeceğinizi öğrenmek çok zor olabilir. Aslında, birçok insan iyi bir dinleyici olduğunu düşünür, ancak bu genellikle karşılıklı bir his değildir. Dinlemek yararlı bir eylemdir, ancak bu her zaman için geçerli olmayabilir. Peki bu durum tam olarak ne anlama geliyor? Bazı görüşlere veya eleştirilere kulağımızı kaparsak, bizden istenilen bir şekilde davranmaya veya baskı altında yaşamaya bir son verebiliriz.

Bazen, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü veya ne söylediği hakkında çok fazla endişeleniyoruz. Bu olduğunda, kendimize has olan karakterimizi kaybediyoruz. Bu nedenle, dinlemeyi öğrenmek, aynı zamanda bazı şeyleri de umursamadan, herkesin ne dediğine bakmadan yaşamaya alışmak, akıl sağlığımız için çok yararlı bir tutum olabilir.

Kulağımızı kapatmaktaki maksat, toplum içerisindeyken kimseyi takmamak ya da onlar yokmuş gibi davranmak değildir. Buradaki ifade edilen durum, ihtiyatlı olmamız gerektiği anlamına gelir. Bu sayede, sınırlarımızı bilmek ve başkalarının sözleriyle asla baskı altında olmadan gerektiği gibi yaşamak demektir.

5. Uyumsuzluk

Belirli durum ve koşullara uyum sağlama, hepimizden beklenen bir davranıştır. Ancak, her ne kadar kendimizi zorlasak da, bir türlü içinde bulunduğumuz duruma uyum sağlayamama durumu yaşayabiliriz. Belki çalışma ortamımıza ile uyumlu bir şekilde hareket edemediğimizi veya bazı sosyal ortamlarda yerimizi yadırgadığımızı düşünüyoruz… Eğer durum bu ise, neden bizler için önem arz ediyor? Bu tür durumlardan kendimizi uzak tutmayı öğrenmeliyiz ve ileriye bakarak, ait olduğumuzu hissettiğimiz yeri bulmaya çalışmalıyız.

Her şeye uyum sağlamamız gerektiğine dair bir kaide yok. Bu tür bir davranış, yalnızca rahatlık bölgemize daha fazla önem vermemize sebebiyet verirken, yeni olasılıkları keşfetmemize ve daha başarılı hissetmemize engel olacaktır.

“Sadece aptallar hayata uyum sağlar; akıllılar ise hayatı kendine göre ayarlar.”

– George Bernard Shaw

Olumsuz gibi görünen bu beş davranış şekli üzerinde biraz düşünün. Aslında ne kadar da olumlu etkilere sahip olabileceklerinin farkına varacaksınız. Bu davranış şekillerini olmaları gerektiği gibi ifade etmeyi öğrenin, ancak asla kontrolünüzden çıkmasına izin vermeyin. Orta yolu bulduğunu her durum sizin için sağlıklıdır. Toplumsal açıdan kabul edilebilir olan ve toplumun gerçekten yanılgı içerisinde olup olmadığını konusunda inançlarımızı sorgulamak da sağlıklı ve önemlidir.

Görseller: Michael Cheval, Vladimir Kush, Nicoletta Ceccoli