Tutku ve Takıntı Arasındaki Fark

Kasım 28, 2020
Tutku ve takıntı, bir kişinin, belirli bir konuda büyük çaba sarf etmek adına oldukça yüksek seviyede motive olduğu iki gerçeklik. Bununla birlikte, tutku büyümenize ve kendinizi geliştirmenize yol açarken, saplantı veya takıntılar hayatınız üzerinde olumsuz bir etki yaratacaktır.

Tutku ve takıntı, aslında birbirlerinden oldukça farklı olan ama iki benzer gerçeklik olarak algılanan olgular. Bu ikili arasında birincisi, kişinin sınırlarının çok ötesine geçmesine yol açan büyük bir duygusal enerji akışına karşılık geliyor. İkincisi ise insanı felç ederek sınırlarını daraltıyor veya seçenekleri azaltıyor.

Dolayısıyla tutku ve takıntı, bir taraflarıyla bitişik gerçeklikler. Başka bir deyişle, tutkuyla bir şeye başlayabilir ve sonra belirli bir sınırı geçebilir ve birdenbire kendinizi saplantılı bir güzergahta bulursunuz. Bu nedenle, saplantının aşırı düzeydeki tutku durumu olduğu da söylenebilir.

Bu anlamda, tutku ve saplantının, aynı madalyonun iki yüzü olduğunu söylemek akla yatkın bir yaklaşım olacaktır. Bu öznel gerçeklerin her ikisi de büyük bir duygusal bağlılık ve son derece yüksek oranda dikkat ve odaklanmadan oluşuyor. Ancak biri yapıcı tarafı, diğeri yıkıcı tarafı temsil ediyor.

“Bütün gün boyunca düşündüğün şey olursun.”

– Ralph Waldo Emerson

Tutku ve takıntı arasındaki farkı anlamak gerekiyor.

Tutku ve takıntı

Çoğu durumda, tutku ve takıntı, dış etkenler tarafından dikte edilen bir devamlılık çizgisini takip eder. Genellikle sevdiğiniz ve birdenbire büyük sevinç duyduğunuz ve mutluluk bulduğunuz bazı aktivitelerle başlar. Örneğin, yapılan iş ona o kadar çekici gelir ki, kişi bu konuda tutkulu bir ruh haline girer.

Tutku, sizin bu tür bir işe çok zaman ayırmanıza yol açar ve daha yüksek taleplerle mükemmellik parametreleri belirleyerek, yaptığınız işi sürekli bir biçimde daha iyiye doğru götürmeye çalışırsınız. Sonrasında da, zaten, başarı gelir ve bununla birlikte böyle bir faaliyetin diğerleri tarafından takdir edilerek tanınması gelir ve işte bu noktada sorunlar başlayabilir.

Bu durumda, görünüşe göre, dış doğrulama olumsuz bir faktör olabilir. Önceden kendiliğinden ve eğlenceli olan şey, şimdi başkalarından olumlu pekiştirme elde etmek için kullanılan bir faaliyet halini alır. Artık süreçten değil, sadece sonuçtan zevk alır hale gelirsiniz. Böylece de, eskiden tutkuyla yaptığınız bu şeyi bir takıntı haline getirmeye başlarsınız.

Takıntının labirentleri

Sonuçlardan aldığınız olumlu tepki nedeniyle belirli bir aktiviteyle ilgili takıntılı hale geldiğinizde, bu faaliyetten elde ettiğiniz neşe endişeye dönüşür. Başkalarının görüşlerine dayanmaya, buna ilave olarak huzursuz ve stresli olmaya başlarsınız. Hatta bazı araştırmalar, bu bağımlılığın etik olmayan davranışlara bile yol açabileceğini göstermekte.

Sonuç olarak, başkalarından onaylayıcı bir geri dönüş alma ihtiyacı kontrolden çıkar ve huzursuzluk ve hatta hayal kırıklığının eşlik ettiği bir ortamda, eski tutkunuz, bir takıntıya dönüşür. Bu bağımlılık, sadece duygusal değil, aynı zamanda fizikseldir de.

Dışarıdan gelecek olan onay için yaşanan bu aşırı endişenin vücuda dopamin saldığına ve bir bağımlılık haline geldiğine dair bilimsel araştırmalarda elde edilmiş kanıtlar bulunuyor. Bu, tabii ki, bağımlılığı pekiştiriyor ve kişi her şeyi tamamen farklı bir mantık altında yargılıyor. Çaba, hatta yorgunluk ve belirsiz sonuçlar aynı anda yaşanıyor. Ve hatta, bu insanlar, arzuladıkları o onayı almak için hile yapma ihtiyacı bile hissedebilirler.

Kaygılı durum gelişimi engelliyor.

Dışarıdan gelecek olan onaya dayalı hareket etmek

Çok az insan kendisini diğer insanların fikirlerinden tamamen soyutlayabiliyor ve başkalarının onaylarının önemli olmadığı bir noktaya ulaşabiliyor. Bunu yapmak için oldukça gelişmiş bir zihinsel altyapı gerekiyor. Dolayısıyla, şunu söyleyebiliriz ki, ortalama bir hayat tecrübesi seviyesindeki insanlar, diğer insanların onayına dayanarak hareket etme eğiliminde olacaklardır.

Ne de olsa kim yaptıkları için ödül veya takdir edilmek istemez ki? Örneğin, çoğu insan sosyal ağlarda bir şey yayınladığında ve birileri bu paylaşımı “beğendiğinde”, bir arkadaşlık isteği gördüğünde veya takipçi sayısı arttığında bir dereceye kadar tatmin hisseder.

Başkalarının onayını alma saplantısının pençesine düşmemenin sırrı bunun farkında olmak. Herhangi bir öngörüde bulunmadan söylediğiniz bir şey için “beğeni” aldığınızda, gerçekten önemli olanın, onu ifade etmeniz ve başkalarının bunu güzel bir düşünce olarak bulması olduğunu anlamalısınız. Gerisi de bu işin ekstrası aslında. Bugün, bu yaptığınız onay veya beğeni alacak noktada olabilir ama belki yarın bu şekilde olmayacaktır.

Yaptığınız şeyden zevk aldığınızda ve sonuç hakkında endişelenmeden düşündüklerinizde tutarlı olabildiğiniz zaman, kazanacağınız çok şey var. Başkalarının tepkisinin size sunabileceği motivasyon duygusundan kurtulmak kolay değil tabii, ama bunun üzerinde çalışmanız gerekiyor. Her zaman için bu nokta üzerinde çalışın ki bu tuzağa pek düşmeyin. Bunu sağladığınızda, saplantınız veya takıntınız değil, tutkunuz size rehberlik edecektir.

Piola, M. E. (2004). De la pasión por” uno mismo” a la obsesión por el otro. Comentarios sobre la ética de Emmanuel Lévinas. Utopía y Praxis Latinoamericana, 9(25), 121-128.