Stendhal Sendromu

Nisan 23, 2019

Eğer güzel bir sanat eseri tarafından kolaylıkla etkilenen ya da bir müzeye her adım attığında tüyleri diken diken olan bir sanat aşığı iseniz, hiç endişelenmeyin! Bunlar aslında tamamen normal şeyler. Bununla birlikte, bu tür koşullarda Stendhal sendromu belirtileri gösterebilen bazı insanlar vardır. Bu sendromun diğer isimleri arasında Floransa sendromu, gezgin stresi veya müze hastalığı yer alır.

Bu garip sendrom, büyük bir sanat eserlerini gözlemlediğimiz sırada kendini gösterir. Sendromun keşif hikayesi ise, fenomenin kendisine benzer şekilde ilginç olduğu kadar rastlantısaldır da. Daha fazla bilgi edinmek için okumaya devam edin.

Kökeni: Floransa Sanatı

1817 senesinde, ünlü ve prestij sahibi Fransız yazar Henri-Marie Belle, İtalya’yı geziyordu. Bir sonraki kitabı için yeni bilgi arayışındaydı. Bu yazarın takma adı bilin bakalım nedir? Tabii ki Stendhal!

Yazar, Floransa’ya gerçekleştirdiği ziyareti sırasında, şehri köşe bucak gezer. Floransa sokaklarının her santimini dolduran sanata hayran kalır. Müzeler, kiliseler, konaklar, manzaralar, çatılar, cepheler ve freskler görür. Belle, hepsini birden içselleştirmek ister.

Kutsal Haç Bazilikası’nı ziyaret ettiğinde, merakı, heyecanı ve coşkusu bir dizi fiziksel semptomu serbest bırakır. Terlemeye ve vücudunda derin bir acı hissetmeye başlar. Kalp atışları hızlanır ve başı döner. Sakinleşmek ve ona neler olduğunu anlamak için bir an önce oturmak zorunda kalır.
floransa

Daha sonraları, Napoli ve Floransa: Milan’dan Reggio’ya Bir Yolculuk isimli kitabında da belirttiği üzere, kendi deneyimleri ona psikoloji ve tıp açısından çok fazla bilgi sağlamıştır. Sıradaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere çok değerli çıkarımlarda bulunmuştur:

Güzel sanatların ilahi duyumlara ve tutkulu hissiyatlara neden olduğu bu duygu seviyesine ulaşmıştım. Santa Croce’dan ayrılırken kalbim çok hızlı atıyordu. Dermanım kalmamıştı. Yere düşmekten korktum.”

Fenomen hakkında yaptığı önemli ve ayrıntılı açıklamalar sendromun isminin belirledi. Stendhal’in bu sendromun semptomlarını keşfetme biçimi bu şekilde onurlandırılmıştır!

Stendhal sendromunun belirtileri

Aradan neredeyse bir asır geçmeden insanlar bu fenomeni bir sendrom olarak görmeye başladı. 1979’da İtalyan psikiyatrist Graziella Magherini, Floransa’da yüz turistin yer aldığı benzer vakaları araştırdı ve inceledi. Semptomlardan oluşan kümeyi güzel bir metafor yardımıyla özetleyebileceğini fark etti: bir tür “sanatsal utanç”.

Stendhal sendromunun semptom kümesi taşikardi, terleme, çarpıntı, sıcak basması, dehşet, duygusal gerginlik ve yorgunluğu içerir. Daha ciddi durumlarda, bayılma ve hatta depresyona neden olabilecek baş dönmesine neden olabilir.

Bazıları Stendhal sendromunun zihin ve beden arasında var olan çift yönlü ilişki nedeniyle psikosomatik bir hastalık olduğunu düşünmektedir. Bu durumda, duygusal uyarılma yukarıda tarif ettiğimiz fiziksel semptomlara neden olur.

Diğerleri sendromu ruhani bir fenomen olarak sınıflandırır. Bu araştırmacılar, fenomenin kökenini, insanların kısa bir süre içerisinde muhteşem güzellikte sanat eserlerini incelemelerine dayandırırlar. Bu bağlamda, Stendhal sendromu bir tür sanatsal şok olarak betimlenebilir.

İnsanlar gerçekten bu sendromdan muzdarip olabilir mi?

Bu sendromu karakterize eden semptomlar herkesi etkileyebilir. Hepimiz kendimizi bitkin hissedebiliriz ya da başımız dönebilir, hatta kalp atış hızımız her an artabilir. Bu belirtiler mutlaka büyük bir sanat eserine duyulan hayranlıkla eş zamanlı olarak çıkmak zorunda değildir. Bu nedenlerden dolayı, çok sıra dışı bir sendromdur.

Bu sendrom genellikle sanatı seven ve eserlerin güzelliğine hayran olan turistlerde kendini gösterir. Genel olarak, “nefeslerini kesen” ya da bir sebepten dolayı onlar için çok yoğun bir duygusal anlam taşıyan mekanlarda belirtileri hissetmeye başlarlar.

Tartışma: efsane veya gerçek

Son yıllarda, Stendhal sendromu, bireylerin bir sanat eserini ziyaret ettiklerinde verdikleri tepkilerde referansı halini aldı. Bu, özellikle sanat eseri güzel olduğunda veya ziyaretçinin tek bir mekanda çok sayıda sanat eserine erişimi varsa yaşanır. Ancak, diğer her şey gibi, bu sendrom da tartışmalardan arınmış değildir.

Hiç şüphe yok ki, bir şarkıyı dinlediğimizde, aklımıza o şarkıyla ilişkilendirdiğimiz anılar geliyor. Bazen elimizde olmadan heyecan duyarız. Bir tiyatro oyununu izlerken tüylerimiz diken diken olur. Sanatla ilgili bir şey duygularımızı harekete geçirir. Sanat duygu demektir.

Klinik psikologlar Stendhal sendromunu tanısa da, diğerleri birtakım şüpheler duyar ve olayın sadece basit bir efsane olup olmadığını merak eder. İkinci grup, Stendhal sendromunun uydurduğumuz bir fantezi olduğuna ve sadece aklımızda var olduğuna inanır. Buna ek olarak, en çok şüphe duyanlar, ziyaretçinin bilinçaltının ona oyunlar oynadığını ileri sürer. Semptomların, ziyaretçilerin yorgun ya da seyahatleri nedeniyle jet-lagged olmalarından ötürü yaşandığına inanırlar.

Son yıllarda, turizm İtalya’da büyük bir artış göstermiştir. Sanat çok daha popüler hale gelmiş ve Stendhal sendromu yaşanan vakaların sayısı Floransa hastanelerinde üç kat artmıştır. Bu yüzden artık Floransa sendromu olarak da bilinir.

müzeyi ziyaret eden kadın

Ekonomik motivasyon?

Floransa Rönesans’ın doğduğu yerdi. Hala dünyanın en güzel şehirlerinden bir tanesi ve aralarında sanatsal tarihi en zengin olanı. Bu nedenle, bilimsel topluluk, bu fenomenin arkasında yatması mümkün olası ekonomik çıkarlardan endişe duymaktadır. Şehrin güzel itibarının buraya daha fazla ziyaretçi çekmek ve turistlerden elde edilen geliri artırmak için kullanılabileceği ileri sürülüyorlar.

Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu sendrom sizce de turistlerin dikkatini çekmek için başvurulan bir yol mu? Ya da sanattan kısa süreler içinde zevk almak gerçekten fiziksel semptomlara neden olabilir mi?