Şehircilik ve Psikoloji: Yaşam Alanlarının Etkisi

Mayıs 5, 2021
Şehircilik ve psikoloji, görünürde birbirinden çok farklı olan ancak insan sağlığı söz konusu olunca bir araya gelen iki konudur. Bu yazımızda, bu iki kavram arasındaki ilişkiyi inceliyoruz.

İnsanoğlu olarak farklı değişkenlere ve olgulara karşı çeşitli hassasiyetlerimiz vardır. Bunlardan biri de içinde bulunduğumuz yaşam alanlarıdır. Kimi zaman bu etkeni pek dikkate almasak da aslında bu faktör yaşantımız üzerinde çok ciddi bir etkiye sahip olabilir. Bu nedenle, bu yazımızda şehircilik ve psikoloji konusunu inceleyeceğiz.

Öncelikle şehircilik ve psikoloji kavramlarının ne olduğuna göz atarak başlayalım. Örnek olarak, İspanyol Dili Kraliyet Akademisine (RAE) göre şehir planlaması “insan yerleşimlerini ve gelişim ihtiyaçlarını konu alan çalışmalarla ilgili bir dizi disiplin” olarak tanımlanmaktadır. Yani bu alan yerleşip yaşadığımız yerler ve bu yerlerin planlaması ile ilgilidir.

Psikoloji ise etkileşim, bilişsellik ve duygular üzerine yapılan çalışmalara adanmış bir bilim dalıdır. RAE’ye göre psikoloji, “davranış ve insan zihnine yönelik çalışmalar yapan bir disiplindir.” Peki bu bilim dalı ile yerleşim planlaması arasında ne tür bir ilişki bulunabilir? Gelişim ihtiyaçlarının konu ile ne tür bir bağlantısı vardır?

insan beyni ve ışıklar

Şehircilik ve Psikoloji

İnsanın gelişim süreci sadece biyolojik, yetiştirilme ya da öğrenme faktörlerine bağlı olarak şekillenmez. İçinde büyüdüğümüz yaşam alanları da bu süreci etkiler. Aslında bazı ortamlara girdiğimizde kendimizi daha hassas ve korumasız hissederiz. Elbette bu durum kötü şeyler olacağı ya da başarısız olacağımız anlamına gelmez. Ancak bu tür yerlerde daha fazla riskle karşı karşıya olacağımız bir gerçektir.

Yani gelişip büyüdüğümüz ortamların etkisinde de kalarak belirli bazı davranışlar, düşünceler ve duygular geliştiririz. İşte bu noktada psikoloji devreye girerek bunların ne zaman ve neden gerçekleştiği, etkileşimlerimizin neler olduğu, bu tür değişimlerin isteyerek mi yoksa istemsizce mi ortaya çıktığı vb. konular üzerinde çalışır.

Bunların dışında, mimarlar  Méndez Rodríguez, Saura Carulla ve Montañola Thornberg’in de ifade ettikleri gibi, “yaşam alanları sadece teknik bir konu değil, medeniyetin bir aynası gibidirler.” Çünkü bu yerler bizlere duyarlılık duygusunu taşır ve hayat bu yerlerde yaşanır. İşte bu etkiden yola çıkarak şehircilik ve psikoloji disiplinleri arasındaki ilişkiyi görmemiz mümkündür.

Yaşam Alanı Farkındalığı

Diğer taraftan her iki disiplinin de yaşam alanı farkındalığını vurguladıklarının altını çizmek gerekir. Şehircilik planlaması içinde yaşadığımız alanların öncelikle doğru bir biçimde planlama ihtiyacı olduğuna ve bu planlamalara göre gerçekçi ve ihtiyaçlara uygun adımlar atılması gerektiğine işaret eder. Öte yandan psikoloji ise bizleri şu anda ve burada yaşamaya ve bulunduğumuz yerin gerçekliklerine uygun bir biçimde bunu hissetmeye davet eder.

Ayrıca yaşam alanları geliştirme söz konusu olduğunda bu ikilinin arasındaki ilişki gerçekten çok faydalı olabilir. Çünkü bu disiplinlerin arasındaki diyalog temelli buluşma insanların alanlar bağlamındaki ihtiyaçlarını ön planda tutarak çözümler sunmayı öngörür. Yani böylelikle birleştirici bir bakış açısıyla şehirde sağlıklı bir çevre oluşturarak olumlu alternatifler yaratmak mümkün olacaktır.

Bunlara ek olarak her iki disiplinin de aynı projeler üzerinde çalıştığını belirtmek gerekir. Bu işbirliği, engelleri kaldıran ve daha kaliteli bir yaşam olanağı sunan iç açıcı yaşam alanları oluşturur. Bunu başarabilmek için sosyal ve kültürel değerlere ek olarak bir dizi fiziksel, psikolojik ve sosyal faktörler de göz önünde bulundurulur.

bembeyaz odada beyaz bir koltuk

Şehircilik, Psikoloji ve Eşitsizlik

Şehircilik ve psikolojinin buluştuğu bir diğer konu ise eşitsizliktir. Peki neden? Yaşam alanlarının üzerimizde bıraktığı etkiler hem pozitif – örnek olarak, çevreye dost alanlar – hem de olumsuz – örnek olarak, sınıf ayrımlarının ve farkların oluşması –  sonuçlara yol açabilir. Bu durumu, çeşitli sosyal hizmetlerin, kurumların, hastanelerin ve eğitim merkezlerinin merkezileşme eğiliminde olmasından anlayabiliriz. Bu durum bir anlamda daha kenar bölgelerde yaşayan insanları cezalandırmak gibi bir sonuca yol açmaktadır.

Bu sorunların üstesinden gelmek pek çok anlamda ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmak demektir. Bu bağlamda, şehir planlaması ve psikoloji eşitliği teşvik etmek adına yeni dinamiklerin yaratılması için devreye girer.

Kısacası, şehircilik ve psikoloji yaşam alanlarımızda karşımıza çıkan iki önemli disiplindir. Bunlar daha iyi ve sağlıklı bir yaşamı teşvik ederler. Ayrıca hem birey hem de toplumsal bazda olumlu etkiler yaratacak yeni alanların ortaya çıkması için yardımcı olurlar.

Bunun için başlangıç noktasının, bireyin sorunları net olarak ortaya koymaktan ve toplumun ihtiyaçlarını dikkate alan bir diyalog ortamı sağlamaktan geçtiğini vurgulamak gerekir. Bu sayede içinde bulunduğumuz, yaşadığımız ve çalıştığımız ortamların gelişimini teşvik etmiş oluruz. Bunların da ötesine mimar Julia Morgan’ın da dediği gibi “yaşam alanları kendilerini anlatırlar.”

  • Méndez Rodríguez, S. Saura Carulla, M. & Muntañola Thornberg, J. (2013). Psicología ambiental, Arquitectura y Urbanismo: una fecundación que no Llega.