Okumak ve Beynimiz Üzerindeki Büyülü Etkisi

16 Eylül, 2020
 

Romanlar, kurgu öyküler ve denemeler okuduğumuzda durumları, senaryoları ve karakterleri hayal ederiz. Bu şeylerin sayfalarını çevirerek yüzlerin, elbiselerin, manzaraların, alanların ve mesafelerin zihinsel resimlerini çizeriz. Ve okumak eyleminin beynimiz üzerindeki büyülü etkisi tam da bu noktada başlar.

Bir aktivite olarak okumak bağlantımızı kesmek ve içsel diyaloğumuzu rahatlatmak için mükemmel bir fırsattır. Çözemediğimiz sorunlara ilişkin serzenişleri, suçlamaları ve düşünceleri durdurur. Bunların tümü beynimizin pek çok alanını aktif hale getirir.

Sağ Yarım Küredeki Dil

Nörolog Guillermo Garcia Ribas okumanın kolaylaştırdığı iki farklı yön olduğunu savunuyor: dilin kodunun çözülmesi, ve sembolik düşünce. Buna ek olarak, Alex Huth da beynin semantik sistemini haritalamış olan takımın bir parçası. Kendisi, şaşırtıcı bir şekilde, şimdiye kadar inanmış olduğumuz şeylerin aksine dilin sol yarım küre ile sınırlı olmadığını keşfetmiştir. Dilin üretiminin bu bölgeye ait olduğu görülmektedir. Ancak, dilin anlaşılmasının büyük bir kısmı sağ yarım kürede gerçekleşiyor gibi görünmektedir.

Sembollerin (kelimelerin) yorumlandığı alanlar ile diğer alanlar arasında bir bağlantı vardır.”

– G. Ribas

Bir kitap ile birlikte uçan bir beyin çizimi.
 

Okumak Zihinsel GPS’imizi Etkinleştirir

Nörobilimci Aidan J. Homer zihinsel resimlerin temsilinin kortikal ve subkortikal nöronal sistemi etkilediğini savunur. Bu ayrıca entorhinal korteksteki bir grid hücreleri ya da grid nöronları ağını aktif hale getirmektedir. Bu grid hücreleri uzamsal lokalizasyondan sorumludur. Yani, beynin uzay içerisindeki pozisyonunu anlamasını sağlarlar.

Bir ortamdaki karakterlerin bir tanımını okumak dolayısıyla yaratılan zihinsel resimler sırasında aktif hale gelirler. Bu kendimizi bir yerde hayal ettiğimizde de gerçekleşir. Bu, görsel ya da işitsel uyaranlar dolayısıyla olduğu şekilde gerçekleşir.

Bu grid nöronları teta dalgalarının güçlü bir düzenlemesini gösterir. Bunlar, serebral yapının yeniden düzenlenmesi ile ilişkili uzu genlikli elektriksel dürtülerdir. Ayrıca düşük frekanslı dalgalardır. Bu bağlamda bazı insanlar bunların bilinç dışı içeriklere erişimi kolaylaştırdığını düşünmektedir.

Teta dalgaları yetişkinlerde 1 ve 2. uyku fazlarının bir karakteristiğidir. Ancak çocuklar yaşamlarının ilk yıllarındaki uyanık zamanlarını bir teta dalgası durumunda geçirirler. Bu yetişkinlerde uyanıklık sırasında gerçekleştiğinde meditasyon ya da hipnoz pratiğinden sonra elde edilen bilinç durumuna benzer bir şey ortaya çıkar.

Yani, okumanın beynimiz üzerindeki etkilerinden bir tanesi bilinç dışına erişim sağlayan bilinç durumunu kolaylaştırmasıdır. Aynı zamanda, beyin yapılarının ve sinir ağlarının da yeniden düzenlenmesi söz konusudur.

 

Bakılacak Aynalar

Emory Üniversitesinden Robert Harris bir grup insan üzerinde bir roman okuyarak geçirdikleri günler sırasında bir MRI yapmıştır. Çalışma, bazı şaşırtıcı sonuçları ortaya koymuştur.

Karakterlerin hareketleri okuyucularda farklı beyin alanlarını harekete geçirmiştir. Aktif hale gelen bölgeler, okuyucular okudukları bu hareketleri kendileri gerçekleştiriyor olsa aktif hale gelecek olan bölgelerdir. Buna ek olarak, merkezi oluğun nöronal bağlantılarında da önemli bir destek bulunmuştur. Bu organ bedensel duyumlar ve empati ile bağlantılıdır.

Kitap okumak ile meşgul olan bir kişi.

Beyinde Bir İz Bırakmak

Robert Harris’in deneyleri tamamlayıcı sonuçlar vermiştir. Araştırmacılar, bir romanın bittikten günler sonrasında hala duran, bıraktığı nöronal izini keşfetmişlerdir. Aynı katılımcılara okumayı bitirdikten günler sonra MRI taramaları yapmışlardır. Araştırmacılar kişi artık kitabı okumamasına rağmen okuma süresi boyunca artan bağlantının birkaç gün sonra hala korunduğunu keşfetmişlerdir.

Buna “aktivite gölgesi” adını vermişlerdir. Vücut, kitapları bitirdikten beş gün sonra hala kitapların etkisinden çıkmamıştır. Hatta, kitabı çok beğenirsek vücudumuzun bu izi daha da uzun süre koruyabileceği görülmüştür.

 

Beynimizde okumak dolayısıyla oluşan bu “aktivite gölgesi” kitapların neden bu kadar büyülü olduğunu açıklayabilir. Bu, bir kitabı bitirdikten sonra bile karakterlerin ve hikayelerin bizimle kalmasını sağlayan büyü ile aynı büyüdür.