Kronik Üzüntü ve Distimi: Çözümü Var mı?

29 Ağustos, 2018
 

Kalıcı depresif bozukluk ilaç temelli yaklaşımlara her zaman cevap vermez. Kronik apati, umutsuzluk ve depresif haller, düşündüğümüzden daha karmaşık bir kökene sahiptir. Nöropsikolojiyi distimi araştırmasına uyguladığımızda, bu durumun dikkate almamız gereken bir dizi beyin süreci ve sosyal durumla ilgili olduğunu görüyoruz.

Dünya çapında distimi vakalarını incelediğimizde, göz ardı edemeyeceğimiz bir şey buluyoruz. Klinik çalışmalar bize bu bozukluğun özellikle kadınların % 5’ini etkilediğini göstermektedir. Uzmanlar, sürekli acı çekerek yaşamlarını sürdüren çok sayıda insan olduğunu ve yardım istek için adım atamadıklarını biliyor. Bu çaresizlik ve üzüntü o kadar kronikleşiyor ki, bu yüzdenin düşündüğümüzden daha büyük olması çok olası.

Distimi, ya da daha yakın zamanda “kalıcı depresif bozukluk” olarak adlandırılan durum, kadınları daha fazla etkiliyor ve ruh halinde değişimler, yorgunluk ve tekrarlayan hüzün ile karakterize ediliyor. Bu belirtiler yıllarca sürebilir.

Öte yandan, Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatistikleri El Kitabının son sayısı (DSM-V) “distimi” terimini “kalıcı depresif bozukluk” olarak değiştirmiş olsa da, bilimadamları bu durum için daha fazla araştırma yapmayı bırakmadı. Tıbbi ve bilimsel topluluk, bu durumu çok daha iyi tanımlayıp anlayabilmeyi amaçlıyor.

Majör depresyondan çok daha hafif bir durumdur. Bununla birlikte, bu durumun tedavi edilmesindeki güçlükler göz önüne alındığında, bir çok vakada gelişebilecek başka sorunlar vardır ve ruhsal bozuklukların ortaya çıkması yaygındır.

 
depresyon

Distiminin nöropsikolojisi (kalıcı depresif bozukluk)

60’lı yıllarda psikiyatrist Robert Spitzer bu klinik terimi ortaya attı ve tanımladı. Yaptığı şey, durumu doğru bir şekilde tanımlayamayan terimlerden ayırması ve daha net açıklamasıydı. Spitzer, bu araştırmayı akıl hastalıkları sınıflandırmasına sokmadan önce, distimi bir hastalık türü değil, bir kişilik sorunu olarak kabul ediliyordu. İnsanlar depresif, nevrotik ve zayıf bir akli dengeye sahip olarak tanımlanıyordu.

Uzmanlar 1960’lardan günümüze kadar, problemin kökenine ulaşmak için kalıcı depresif bozukluk hakkındaki bulgularını düzeltmeye devam ediyorlar. Günümüzde, bir kişinin bu teşhisi alması için, aşağıdaki şartlara uyması gerekiyor:

Minimum 2 yıl süren depresif bir ruh hali.
Aşağıdaki belirtilerden en az iki tanesinden muzdarip olmalıdırlar:

  • İştah kaybı ya da artışı.
  • Uykusuzluk ya da hipersomnia.
  • Enerji eksikliği ya da halsizlik.
  • Kendine güvensizlik.
  • Konsantrasyon eksikliği ya da karar verme zorluğu.
  • Umutsuzluk duyguları.
  • Sürekli sıkıntı duymak ve acı çekmek.
  • Psikotik ya da manik vakaları, başka organik hastalık ya da majör depresyon şüpheleri olmaması.
 
beyin

Bana kalıcı depresif bozukluk (distimi) teşhisi konulduysa beynimde neler oluyor?

Bir kişi bu teşhisi aldığında, genellikle rahatlama yaşar. Bu hiç de şaşırtıcı değil. Bazı insanlar ergenlik dönemlerinden beri sıklıkla bu huzursuzluğun içinde yaşarlar. Bütün bu yıllar boyunca, distimi yaşamlarını bir şekilde istila eder. Bu süre içinde, üzüntü hayatlarını ve yaptıkları şeyleri etkiler.

Distimi ile ilgili nöropsikolojik çalışmalar bize bu durumun bir kökeni olduğunu söylüyor. Uzmanlar, stresin ve artan katekolaminlerin ve kortizol gibi hormonların ruh halimizi kontrol etme yeteneğimizi etkileyebileceğine inanıyorlar.

Klinik araştırmalar ve özellikle manyetik rezonans gibi beyin görüntüleme teknolojilerinin ilerlemesi, bize çok açıklayıcı verileri keşfetme fırsatı verdi. Örneğin, beynin problem çözme, uyku düzenleme, iştah ve hatta sosyallik ile ilgili bölgelerinde düşük aktivitelerin varlığını ortaya koydu.

Bu süreçlerin çoğu, çok özel bir alana odaklanmıştır: duygusal kontrolden sorumlu anterior singulat korteks (aşağıda resmini görebilirsiniz). Kalıcı depresif bozukluğu olan hastalarda bu alanda çok fazla aktivite görülmez.

 
beyin

Singulat korteksi ve von Economo nöronları

  • Ön singulat korteks, çoklu süreçlerin üretilmesinden sorumlu olan bir ağın bir parçasıdır. Hem duyusal hem de duygusal bilgiyi işlememize yardımcı olur. Başkalarıyla hareket ederken ya da etkileşimde bulunurken dikkatimizi odaklamaya yardımcı olur. Çevremize ilgi duymamıza destektir ve bu, duygularımız ve dikkatimiz arasında bir köprü görevi görür.
  • Bu bölgede von Economo nöronları da bulunur. Birçoğumuz ayna nöronlarını duyduk, ama von Economo nöronları anahtar bir nedenden dolayı özellikle önemlidir. Bu sinir hücreleri, acı ve açlık ile ilgili bilgileri kolaylaştırmak ve işlemek için diğerleriyle bağlantı kurar. Onlar aynı zamanda güven, sevgi, kırgınlık gibi “toplumsal duyguların” yaratılmasını da teşvik eder…
  • Maymunlar, yunuslar, balinalar ve filler de von Economo nöronlarına sahiptir. Bu hayvanlar tıpkı bizim gibi depresyona girer ve benzeri belirtiler sergiler.
camdan bakan kadın
 

Sonuç: Cevap arayışı

Artık, distimi konusunda nöropsikolojik araştırmaları bize ne gösterdiğini biliyoruz. Şimdi soru şu: Bu bozukluk ile ilgili alanların duruma son vermesi için neye ihtiyacı vardır? Ve daha da önemlisi, onları nasıl yeniden düzenleyebiliriz? Asıl sorunlardan biri, bu insanların yıllardır bu koşulla yaşadıklarıdır. Ayrıca, her zaman tıp temelli bir yaklaşım bu soruna cevap vermez. Bu nedenle uzmanların bu durumu anlamak ve çözüm bulmak için daha fazla araştırma yapması gerekiyor.

Örneğin, araştırmacılar durumun kalıtsal bir yönü olduğunu biliyorlar. Aynı şekilde, bir tecrit ya da bir zarara uğrama hissi ya da herhangi bir bağlamda yararlı hissetmeme gibi basit bir gerçek, bu kronik acı hallerini destekleyebilir.

Distimi ile ilgili yapılan nöropsikolojik araştırmalar, birçok hastanın yeni projeler üstlendiklerinde çoğu zaman daha iyi olduğunu söyler. Değişimi hayatımıza sokmak gibi basit bir gerçek, önemli bir atılım yaratabilir. Eğer bir şeyle ya da bir kişiyle bağlantı kurduğumuzu hissedersek, bu pozitiflik ve umut yaratır.

Vazgeçmeyin. Uzmanlar bu koşullar hakkında giderek daha fazla şey öğrendikçe, daha iyi cevaplar verebilecek. Bu arada, sadece distimi’nin tedavi edilebilir olduğu gerçeğine odaklanın. İyi bir tedavi ve psikoterapik bir yaklaşımla, bunun üstesinden gelebiliriz.