Kıskançlık ve Pasif-Agresiflik Davranışları

02 Haziran, 2020
Sahiplenme ve kontrol asla bir başkasına duyulan sevginin birer parçası olmamalı. Bununla birlikte, kıskançlık genellikle çiftlerde pasif-agresif davranışları tetikler ve bu da aşırı uyarılmışlık, güvensizlik ve hatta şantaj gibi davranışlara yol açabilir.

Kıskançlık ve pasif-agresiflik genellikle beraber hareket ederler. Psikolojik açıdan bakıldığında, bu duygular oldukça karmaşık ve potansiyel olarak bir ilişki için öldürücü etkiye sahip göstergeler. Bu durumlarda terk edilme korkusu, aşağılanma ve elbette öfke gibi diğer faktörler de devreye girer. Kıskançlık, bildiğiniz gibi, her yaştan, kültürden ve cinsiyetten insanları büyük ölçüde etkiler ve tehlikeli ve yıkıcı durumlara yol açabilir.

Örneğin, Shakespeare’in oyunlarında her zaman öne çıkan şeylerden biri, yazarın tüm insan duygularının geniş çaplı bir görüntüsünü canlandırma yeteneği. Bu güne kadarki en ünlü oyunlarından biri, kıskançlığın derinlemesine bir incelemesi olan Othello. Bu klasik yapıtta, tüm zamanların en eşsiz ve aynı zamanda entrikacı kötülerinden birine sahibiz: Iago.

Othello’nun yetenekli ve kötü niyetli hizmetçisi, karısı Desdemona’nın sadakatsiz olduğuna inandırarak Othello’yu kızdırmak için bir plan yapar. Burada, Iago, zorlayıcı kıskançlık ateşini körükleyen obsesif ve tehlikeli iç sesi sembolize eder.

Bu karakter, obsesif ve güvensiz insan zihnini mükemmel bir şekilde temsil eder. Othello’nun kıskançlığını aynalar ve güçlendirir, bu da en sonunda ölümüne yol açar.

Iago, bu kötü niyetli adama oyunda yaklaşık 1100 kere söz verdiği düşünüldüğünde, Shakespeare’in en önemli karakterlerinden biri olarak görülmeli. Örnekler açıklamak gerekirse, Hamlet veya III. Richard kadar sözü var oyunda.

Michel de Montaigne’nin de dediği gibi, kıskançlıkla yaşamak bir ruh bir hastalığı ve en büyük düşmanımız.

Kıskanç ve pasif-agresif bir kadın eşinin mesajlarını kontrol ediyor.

Kıskançlık ve pasif-agresiflik davranışları

Kıskançlık ve pasif-agresiflik, genellikle çok somut bir nedenden dolayı bir araya gelir. Kıskanç insanlar, kıskançlıklarını doğrudan ve açıkça ifade etmezler. Başka bir deyişle, insanlar genellikle eşlerine gidip diğer insanlarla konuştuğunda rahatsız olduklarını ya da eşleri başka insanlara gülümsediğinde ve diğer insanlarla zaman geçirdiklerinde öfkelendiklerini ve küçük düştüklerini düşündüklerini söyleyemezler.

Bunun yerine, kıskanç eşler, genellikle pasif-agresif davranışlarda bulunurlar. Kendilerini açıkça ifade etmek yerine, eşlerini başka yönlerden vurur, manipüle eder, tehdit eder ve aşağılarlar. Dolaylı yollardan cezalandırma ve sessiz davranışlar çok yaygındır.

Bunun gibi agresif davranışlar pasif olarak başlar, ancak bazı durumlarda daha aktif ve zararlı davranışlara da dönüşebilir.

Haydi biraz daha derine inelim.

Kıskançlık ve pasif-agresiflik ile öteki benlik ilişkisi

Iago ve Othello, kıskançlığın ilginç bir yönünün mükemmel bir temsili, bu da kendisini bir alternatif ego veya öteki benlik gibi gösterir. Sanki sizi bir şeye ikna eden ve sonra sizi kaçıran bir dış ses varmış gibi. Kıskançlığın etkisi altında yaptığınız şeyler, aslında “normal” bir zamanda asla yapmayacağınız şeyler.

Bu kıskanç dış ses, terk edilme ve ihanet korkularınızı besler. Bu sizi güvensiz yapar ve çoğu zaman aslında olmayan tehlikeleri görmenize neden olur. Kıskançlık merceğinden baktığınızda, çılgın fikirler, bir anda makul şeylermiş gibi görünüyorlar.

California Üniversitesinden Dr. David DeSteno’nun yaptığı bir araştırma, bu sesin “tehdit altındaki benliği” sembolize ettiğini gösteriyor. Bu sizin ihlal edilmiş hissedeceğiniz ve pasif-agresif davranışları tetikleyebilecek bir parçanız.

Zihni meşgul insanlar ve korkuları.

Kıskançlık ve pasif-agresiflik genetik yapınızın bir parçası mı?

Bazı teoriler bu tür davranışlar için genetik bir temelden bahsediyorlar. Kıskançlık ve pasif-agresiflik, bazı psikologların ve antropologların genlerimizde olduğuna inandıkları bir tür kara mantık oluşturuyor. Bu yaklaşımlar, bu duygu var davranışların insanların hayatta kalma ve çiftleşmeye dayalı evriminin sonucu olduğunu savunuyorlar.

Sosyal rekabet, ihanete uğrama ve sonunda tek başına kalma korkusu ile birlikte bir dizi başka duygu ve düşünceyi de tetikliyor. Zihin, bu durumda, hiper-uyanık ve saplantılı haline geliyor. Öfke, insanın kontrolünü eline alıyor. Buradan hareketle de, davranışlarda saldırganlık ve ilgili diğer riskleri görmeye başlıyorsunuz.

Kıskançlığı yönetmek mümkün mü?

Sonuç olarak, kıskançlıkla başa çıkmanın anahtarı, açık bir gerçeği anlamada yatar: Mutlak ve kalıcı sadakat yoktur. Birini sevmek, ona güvenmek demek. Yani, konu sahip olmakla ilgili değil. Sağlıklı bir sevgi ortamı öfke, kontrol ve aşırı tetikte olma durumlarını bir kenara bırakır.

Bununla birlikte, bazen, bir bireyin kıskanç davranışı aslında patolojiktir ve sıkıntıları psikolojik sanrılarla ilişkili oluyor. Patolojik kıskançlık durumlarında, psikolojik tedavi önemli. Bu nedenle, kıskançlığı yönetme sorusunun cevabı, her insanın benzersiz olması, böylece çözümlerinin ve tedavilerinin de farklı olmasında yatıyor.

Terapistler, kontrol davranışını azaltmaya (eşinizin telefonuna bakmak gibi) veya saplantılı düşünceyi devre dışı bırakmaya odaklanabilirler. Bireyin özgüvenini artırmak, kaygıyı ve terk edilme korkusunu azaltmak da önemli olabilir. Bununla birlikte, her hastada ortak nokta olan tek şey değişmeye istekli olmaları. Kıskançlıklarının sağlıklı bir ilişkiye sahip olmalarını engellediğinin farkında olmalılar. Bu nokta, çok açık bir hususmuş gibi görünse de her zaman akılda tutmak önemli.

  • DeSteno, D., Valdesolo, P., & Bartlett, M. Y. (2006). Jealousy and the threatened self: Getting to the heart of the green-eyed monster. Journal of Personality and Social Psychology91(4), 626–641. https://doi.org/10.1037/0022-3514.91.4.626