Hiper Rasyonalizasyon: Şüphe Bizi Engellediğinde

Mantık, onu akıllıca kullanırken duygular ve sezgilerle birleştirdiğimizde önemli bir müttefik olur. Ancak hiper rasyonalizasyona girdiğimizde en büyük düşmanımız olabilir.

Son Güncelleme: 20 Şubat, 2021

Hiper rasyonalizasyon (ussallaştırma), kişiyi bloke eden bir tür patolojik şüpheli olma durumudur. Aşırı derecede her şeye mantıkla yaklaşan, spontanlığa izin vermeyen kişilerde sık rastlanılan bir patolojidir. Aynı zamanda bu durum bu hastalıktan mustarip kişide büyük sorunlara neden olur.

Aslında birçok durumda duygu ve hisler, verdiğimiz kararlarda önemli bir rol oynar. Bir parçamız olan bu unsurlara dikkat etmemek, doğamızın önemli bir bölümünü görmezden gelmek demektir; her zaman işlerin planladığımız gibi gitmemesidir.

Şüphe bizi engellediğinde

Şüphe bizi kararsız kılar ancak birçok durumda da akıllı ve ihtiyatlı oluruz. Diğer taraftan ise, mantığın ve sezgiselliğin kötüye kullanım ürünü olarak hiper-rasyonalizasyondan söz edebiliriz. İnsan bir karar almadan önce şüphe edebilir: inanmak ya da inanmamak, yapmak ya da yapmamak arasında kalır. Bir kişi hiper rasyonelleştiğinde, şüpheye kapılıp kapılmama noktasında gidip gelir.

Biz insanlar, rasyonel varlıklarızdır ama aynı zamanda duygusalızdır da. Bu yüzden mantığımıza çok fazla güvendiğimizin sonucunda işe yaramaz hale geliriz. Bu nedenle, hiper rasyonalizasyon bizde kaygı yaratır, istemeden de olsa bazen bizi boğan mantık tutkumuzu güçlendirir.

Hiper rasyonalite nedir?

Akıl doğal bir unsur değildir. Birçok durumda gerçek bile değildir sadece aldatıcıdır. Mantıklı düşünerek verdiğimizi sandığımız kararların çoğu, duygularımızın emirlerinin gizli ürünlerinden başka bir şey değildir.

Hiper-rasyonalizasyon, özellikle başarılar ve iyi kararlarla dolu çöl gibi görünen zamanın eşiğinden geçerken, ortaya çıkan bu yanılsamaya inanmaktan başka bir şey değildir. Kontrol etmediğimiz şeyler tarafından kendimizi ihanete uğramış gibi hissederiz ve kontrol ettiğimizi düşündüğümüz şeye yapışırız. Bu şekilde, sahip olmadığımız bilgi dağarcığı nedeniyle, o bilgiye sahipmişiz gibi davranarak mantıklıymış gibi davranabiliriz.

Obsesif kompulsif bozuklukta hiper-rasyonalizasyon

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) kapsamında ele alınan açıklamalar, “yarım kalmışlık hissi” veya “tamamen doğru olmayan deneyimler” gibi çeşitlidir. Janet’in (1903) klasik tanımlarından esinlenmiştir. “Yarım kalmışlık” hissi, içsel bir kusurluluk hissine işaret eder. Bu nedenle, eylemlerin veya niyetlerin tam olarak gerçekleştirilemediği algısı ile ilişkisi (Pitman, 1987) vardır.

Yarım kalmışlık hissini sadece OKB’li kişiler yaşamaz. NJRE-Q anketiyle yapılan çalışmalar, klinik olmayan popülasyonda, özellikle deneysel çalışmaya dahil olan öğrencilerin %99’unda bu duyumların son derece sık rastlandığına göstermiştir.

Bu yarım kalmış deneyimler, genel bir şüpheyi ifade etme veya kişinin kendi deneyimini sorgulama eğilimi olarak görülebilir (Tallis, 1995). Psikolojik araştırmalar için, “Kararsızlık Ölçeği” (Kararsızlık Ölçeği, IS; Frost & Shows, 1993) yaygın olarak kullanılmaktadır.

“Bu kararı aldığın için ne düşünüyorsun? Akıl bize engel olduğunda, kendimize duygusal yönümüzle bağlantılı sorular sormak, daha iyi kararlar almamıza yardımcı olabilir.”

Hata yapmayı kabul etmemek

Hiper rasyonalizasyonla ilişkili temel özelliklerden biri, hataları kabul etmekte zorluk çekmektir. Yani hayatta hataların yapıldığı gerçeğiyle yüzleşmek gerekir. Ancak, her şeyi aşırı rasyonelleştiren insanlar bunu yapamaz.

Bazen uzun ayrıntılı açıklamalar veya ezici kelimeler zeka gösterme arzusunu gizler. Fikirlerden, duyumlardan ve duygulardan oluşan bir bireyler olduğumuz için insanın sadece düşünmeye endeksli bir beyni olmadığı unutulmamalıdır.

Ana beyin yapılarını oluşturmamız yaklaşık 6 yılımızı alır. Bu, yaşamın ilk yıllarında kararların esasen en sezgisel bölümümüz olan duygusal bölüm tarafından dikte edildiği anlamına gelir. Duyusal ve birleştirici reseptörlerin dikkat çekici özelliği, çok küçük dozlarda muskarinik reseptörlere sahip olmasındandır.

Daniel Kahneman’ın Hızlı ve Yavaş Düşünme adlı kitabı, düşünce ikilemi üzerine onlarca yıldır yapılan araştırmanın sonuçlarını çok iyi açıklamaktadır. Özetle, yazar iki düşünme biçiminden söz eder:

  • Sistem 1: Hızlı, içgüdüsel, otomatik, bilinçaltı, kalıplaşmış ve duygusal bir düşünme biçimidir.
  • Sistem 2: Daha yavaş, zahmetsiz, seyrek, bilinçli, düşünceli ve mantıklı bir düşünme şeklidir.

Hiper rasyonalizasyonun aksine Daniel Kahneman, düşüncenin zihnin iki farklı yoluyla oluşmasıyla ilgili analizini açıklamaktadır. Evrim, insanların akıl yürütme yeteneklerini geliştirmelerine izin vermiştir; Ancak duygusal yönümüzü kullanmayı kaybettirmemiştir. Yangında yanan bir şey olduğunu gördüğümüzde artı ve eksilerin bir listesini yapmak için durmamız gerektiğini hayal edebiliyor musunuz?

İlgini çekebilir ...
La Mente es MaravillosaLeerlo en La Mente es Maravillosa
Farklı Yaşamak İçin Farklı Düşünmek

Farklı düşünmek, ve dolayısıyla farklı yaşamak, zihni çok daha esnek, elastik ve yaratıcı bir yaklaşıma doğru eğitmeyi gerektirir.



  • Álvarez, M. P. (2008). Desenredamiento auto-reflexivo y activación conductual: claves para la terapia. Prolepsis., 17-43.
  • Carrasco, A., & Belloch, A. (2013). Algo no está bien: una nueva lectura de la duda obsesiva. Psicología Conductual, 21(2), 341-36
  • Kahneman, D. (2012). Pensar rápido, pensar despacio. Debate.
  • Pérez-Álvarez, M. (2008). La hiperreflexividad como condicion de los trastornos mentales: una perspectiva clinica e historica. Psicothema20(2), 181-188.