Hikikomori, Kendilerini Odalarına Hapseden Japon Gençliği

24 Haziran, 2018

Hikikomori, odalarından ayrılmaktan kaçınma fikrini benimseyen genç Japonlara deniyor. Japon kültüründe yalnızlık her zaman geleneksel bir değer olmuştur. Bir kişinin kendiyle, doğayla ve sosyal ilişkilerle ilgili bilgeliği aramasını temsil eder. Bir açıdan feodal olsa da aynı zamanda pozitiftir. Ancak günümüzde, Japon toplumunda, bu yapıcı yalnızlık patolojik izolasyona dönüştü.

izole olmuş üzgün genç kız

İkinci Dünya Savaşından sonra Japon toplumu ekonomik açıdan hızla büyümeye başladı. Bu da daha çok beklentinin olduğu okul ve iş çevrelerinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Gençlere katı bir eğitim verildi. Bu, bilgi edinmeyi her şeyin üstünde tutan demir gibi sağlam bir disiplin anlayışını destekledi. Sınıftaki öğrencilerin iletişimsel ve psikolojik sorunları bir kenara atıldı.

Hikikomori aileleri çocuklarını utanç duyulması, skandal çıkmasından ve damgalanmaktan korktukları için komşularından ve akrabalarından saklanması gereken varlıklar gibi görüyorlar.

Ailelerinden ve toplumdan gelen baskıyla yüzleşen Japon gençliği, Doğu dünyasında az rastlanan bir çeşit izolasyon geliştirdi. Gerçek dünyaya dönme niyetleri olmadan odalarında aylarını veya yıllarını harcadılar.

Hikikomori’nin tanımı

2oo2 yılında çıkardığı “Hikikomori, İlk Yardım Rehberi” isimli kitabıyla Hikikomori terimini ilk ortaya atan kişi Japon psikiyatrist Tamaki Saito oldu. Japon gençliğini, gün geçtikçe boğucu ve rekabetçi hale gelen eğitim sisteminin ve iş piyasasının kurbanı olarak odalarına kapanan insanlar olarak tanımladı. Ana sorunun bazı Japon ailelerinde, ebeveynler ve çocuklar arasındaki zayıf iletişim olduğuna dikkat çekti.

Bugünün Japon toplumu

Japon toplumu baş döndürücü bir hızla gelişti. Ancak, sosyal olarak yükselmek için muhteşem bir yetenek ve disiplin göstermeniz gerekmesine sebep olan bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldılar. Ekonomik büyümeyi yaşayan pek çok çiftin tek çocuğu vardı. Gelecekte daha iyi bir hayata sahip olmakla ilgili tüm umutlarını bu çocuğa yatırdılar. Ayrıca kendi gençliklerinde kavuşamadıkları bazı arzularını da çocuklarının üzerine yüklediler.

çalışma ortamında ayakta insanlar

Çocuklarının iş dünyasında başarılı olabilmeleri için aileler ekonomik açıdan çok büyük çaba gösterdiler. Çocuklarını, öğrencilere pek çok ödevin verildiği, en iyi okullara yolladılar. Çocıklarının zamanını arkadaşlarıyla ilişki kurmaları veya boş zaman geçirmeleri için fırsat bırakmayan ders müfredatı dışı pek çok aktiviteyle doldurdular.

Japonya’daki okullar

Japonya’daki okullar oldukça talepkar ve yoğun bir eğitim programına sahipler. Sürekli sınavlar, ödevler var ve öğretmenler öğrencileri katı bir şekilde denetliyor. Japon gençler sıklıkla okul sonrası yoğunlaştırılmış derslere katılıyorlar, öğleden sonralarını ve hafta sonlarını okulda geçiriyorlar.

Ayrıca bazen okul çocuklarının sınıflarda uyuduğu, yiyip içtiği ve geçene kadar sürekli farklı konularda sınavlara tabi tutuldukları okul tarafından düzenlenen yoğunlaştırılmış kamplara katılıyorlar.

“Çalışmayı hiçbir zaman bir zorunluluk gibi görmeyin. Ona bilginin güzel ve göz kamaştırıcı dünyasına girmenizi sağlayacak bir fırsat olarak bakın.”

Pek çoğu, özel eğitimsel ihtiyaçları veya stres nedeniyle yaşadıkları psikolojik bozukluklar nedeniyle hiçbir zaman uyum sağlayamıyorlar. Maalesef Japonya bu tempoyu kaldıramayan gençlere yardım edebilecek  yeterli destek sistemine sahip değil.

Arkadaşlarla ilişkiler – yarışma, izolasyon ve taciz

Bu çocukların ve ergenlerin çoğu arkadaşlarına şüphe ve güvensizlikle yaklaşmaya başlıyorlar. Pek çoğu düşük notları veya özel hayatlarındaki diğer sorunlar nedeniyle zorbalıkla karşılaşıyor. Okullarda çocukların ruhsal ihtiyaçlarıyla ilgilenebilecek bir danışman veya sosyal görevli bulunmuyor. Böylece sorun devam ediyor.

iş yerinde baskı altındaki utandırılan kız

İşi yeteneklerini kullanabilecekleri ve bireysel özgürlüklerini kazanmalarını sağlayacak bir şey olarak görmüyorlar. Onlar için iş, girmekten korktukları bir savaş alanı. Çünkü kendilerinden beklenen üretkenlik seviyesine ulaşamayabileceklerini düşünüyorlar.

Pek çoğu kendilerini yalnız, stresli, izole olmuş, ailesinin baskısı altında olan ve gelecekte yeteneğine oranla oldukça rekabetli bir iş sahibi olma ihtimali olan bireyler olarak görüyorlar. Buna ülkedeki inanılmaz teknolojik genişlemeyi de dahil edersek, durum adeta patlayıcı bir kokteyle dönüşüyor. Çoğu “sanal bir hayat” yaratmayı ve izole olmayı daha çekici buluyor. Bu aslında, ailelerine ve topluma yeter artık demenin bir yolu.

Hikikomori neye dönüşür?

Hikikomorilerin aileleri çocuklarından utanırlar. Skandal olmasından ve damgalanmaktan korktukları için, onlara göre çocukları komşulardan ve akrabalardan saklanması gereken bir varlıktır. Bunun geçici bir sorun olabileceğini düşünürler.

Ancak genç bir birey kendisi haftalarca odasına hapsediyorsa ve ebeveynlerine net bir cevap vermiyorsa, sorun kronikleşme eğilimi gösteriyor demektir. Gençler okulu bırakırlar ve tam anlamıyla izole olarak kendilerini odalarına kilitlerler. Dört duvar arasında yer, uyur ve sanal olarak eğlenirler.

Bilgisayardan dünya daha iyi bir yer gibi görünür. Film izlerler, bir şeyler okurlar, oyun oynarlar, müzik dinlerler ve uyurlar. Eğer varsa, kişisel bakım rutinleri oldukça sınırlıdır. Örneğin saçlarını kesmeleri gerekirse kendileri yaparlar. Bu şekilde yıllarını geçirirler. Bu durum, Japonya’da bir salgına dönüştü çünkü ülkede yaklaşık iki milyon Hikikomori var.

Japon gençliği, gün geçtikçe boğucu ve rekabetçi hale gelen eğitim sisteminin ve iş piyasasının kurbanı.

Sorun nasıl çözülebilir?

Japon yetkililer bir müdahale planı hazırladı bile. Bu, onların nesli için büyük bir kayıp. Bu genç insanlara yardımcı olmanın yollarını araştırıyorlar. Pek çok psikolog en iyi müdahalenin sistemik-aile olacağına dikkat çekiyorlar. Ailenin her daim hastayla iletişim kurması gerektiğini ve böylece onları kendilerini hapsettikleri odalarından çıkarabileceklerini söylüyorlar.

Topluma entegrasyonları aşamalı olarak gerçekleştirilmeli. Çoğu zaman, iyileşen Hikikomoriler gönüllü olarak girdikleri hapisten çıkmaları için diğer gençleri destekliyor ve onlara yol gösteriyorlar. Sorun sosyal fobi, sokağa çıkma fobisi veya aşırı çekingenlik değil. Bunlardan tamamen farklı.

Çözüm önleyici olmalı. Japon toplumu okullar tarafından desteklenen sosyal izolasyonu ve bu okullar tarafından yapılan talepleri azaltmak için bu sorunu ciddiye almalı.