George Orwell’in En Ünlü Eseri: 1984 Romanı

Aralık 17, 2018

1984 Romanı, Hayvan Çiftliği ile birlikte George Orwell’in en ünlü eserlerinden biri. Bu yazar bize son derece ilginç psikolojik nüanslar içeren politik bir literatür sunuyor. Orwell, demokratik sosyalist ideolojiye sahip olmasıyla bilinir (bu ideoloji, sosyal demokrasi ile karıştırılmamalıdır). Ayrıca totaliteryanlığa karşı bir yazardır. Hatta Orwell, İspanya iç savaşı sırasında faşizmle mücadele etmek için POUM milislerine katılmıştı. Katalonya’ya Selam adlı kitabında o günlerden bahseder.

1984, totaliter bir hükumet fikrine dayalı bir distopya romanıdır. Bu hükumet Okyanusya denilen bir ülkede, tüm bilgilerin devlet tarafından kontrol edildiği bir toplum yaratmıştır. Anahtar fikir, “Şu anı kontrol eden geçmişi de kontrol eder,” şeklindedir. Geçmişi kontrol eden ise geleceği kontrol edecektir. ”Bugün 1984 Romanı birçok kişi tarafından mevcut toplumumuzu yansıtan harika bir çalışma olarak görülüyor. Ne ölçüde  Orwellian bir toplum haline geldiğimizi sorgulamaya çağırıyor bizleri.

Roman boyunca, Orwell psikolojik bir bakış açısıyla bir dizi ilginç kavram sunar. Bu makalede, bu kavramların bazılarını derinlemesine analiz edeceğiz. Özellikle, şu üç konudan bahsedeceğiz: (a) iki zıt düşünceyi de doğru kabul etme (b) yeni dil ve (c) bilginin kontrol edilmesine dayanan bir toplum.
1984 Romanı

1984 Romanı: Karşıt iki düşünceyi doğru kabul etmek

1984 Romanında hükumetin halk üzerinde kontrolünü sürdürmesinin ana yollarından biri, “çiftdüşün” kavramıdır. Bu, birbiriyle çelişen iki görüşü aynı anda benimsemek anlamına gelir. Aynı kişinin aynı anda zihninde barındırdığı iki karşıt inanç söz konusudur.

Okyanusya’da nüfus çiftdüşün kavramıyla eğitilir. Böylece çelişkileri nasıl kabul edeceklerini ve bunların pratik kullanımını anlayacaklardır. 1984 Romanında anlatılan kontrol altındaki toplumda totaliter bir toplumun işaretleri saklı değildir. Totalitarizm öğretilir ve insanlar totaliter yönetimi bir yandan kabul ederken öte yandan reddederler. Bu gerçeği, hükumetin üç sloganında görmek mümkündür:

Savaş barıştır. Özgürlük köleliktir. Cehalet güçtür.

Çiftdüşünmenin nihai hedefi, toplumun otomatik olarak bu şekilde düşünmesini sağlamaktır. Hükumet, halkın bunların birbiriyle çeliştiğini dahi fark etmeden iki zıt düşünceyi aklında tutmasını ister. Gerçek hayatta da bu oluyor mu? Çifte düşünme ve düşünce tarzımız arasında herhangi bir kıyaslama yapılabilir mi? İşte çift düşünme konusundaki psikolojik ilgi bu noktada devreye giriyor.

Günümüz toplumunda çiftdüşün

Birçok çalışma beynimizin çelişkili fikirleri desteklediğini göstermiştir. Bu fikir Festinger’in bilişsel uyumsuzluk teorisi etrafında gelişmiştir. Onun teorisine göre, uyumsuz fikirlere sahip olmamız mümkündür. Ancak Festinger, beynimizde bu uyumsuzluğu görmezden gelmek veya çözmek için mekanizmalar olduğunu belirtir. Çiftdüşün, ahlaksızlıkları rasyonelleştirmenin ve onlarla birlikte yaşamanın bir yolu olabilir.

Gerçekte, hayal edebileceğimizden çok daha fazla çiftdüşün uyguluyoruz. Hükumetler bundan yararlanmakta ve bir dereceye kadar çift düşünmeyi kullanmaktadır. Bunun çok net bir örneği, terörist saldırılara karşı düşmanlığımızdır. Bununla birlikte, birçok ülke aynı nitelikteki eylemleri yürütmekte ve hatta bu terörist gruplara silah satmaktadır. Çok dikkatli olmalıyız. Çelişkilerin rasyonelleştirilmesi otomatik bir süreçtir ve bu süreci hiç farkında bile olmadan gerçekleştirebiliriz.

1984 Romanının yeni dili

1984 Romanında hükumetin toplum üzerinde uyguladığı bir diğer denetim türü de düşünce kontrolüdür. Düşünce kontrolünü sağlamak için hükumet dili değiştirmeye çalışır. Böylece düşünce, akıl yürütme için yararlı olmak yerine pratik hale gelir. Tehlike, insanların aşırı düşünmesinin çift düşünceyi kırmasıdır. Bu durum, hükumetin ortadan kalkmasına yol açacaktır. Sapir-Whorf hipotezine uygun olarak Orwell, dili değiştirerek insan zihnini değiştirebileceğimizi öne sürer.

Düşünce kontrolünü sağlamak için Okyanusya hükumeti dili en basit hâle indirgeyerek tamamen pragmatik bir dile dönüştürür. Böylece, eş anlamlı ve zıt anlamlı kelimeler anlam ve işlevini yitirir. Artık kelimelerin yargı ve yorumlara yol açan nüanslarını iletmek ilginç değildir. Zıt kelimeler, çatışma yaratır ve çatışma akla öncelik verir. Bunun bir örneği, “savaş” kelimesini sözlükten çıkarmak ve yalnızca daha fazla barış veya daha az barış gibi sözcüklerle bu kavramdan bahsetmek olabilir.

1984 romanı ve çiftdüşün

Bu yeni dilden alabileceğimiz ders, dilin hayatımızda tehlikeli olabileceğidir. Dil algımızı ve düşüncemizi değiştirebilir. Böylece, politik bir söylem onu tanımlamak için kullanılan kelimelere bağlı olarak çok farklı görünebilir. Bir siyasetçi “saldırı” ya da “savaş” gibi kelimelere “demokrasi”, “anayasa” ve “barış” gibi sözcükler eklemeye çalışırken, vatandaşlarından sempati aramaktadır. Bu nedenle, insanların neden belirli bir dili kullandıklarını anlamak önemlidir.

1984 Romanı ve bilginin kontrolüne dayalı toplum

Son olarak, 1984 Romanı, her an her şeyi izleyip kontrol etmekte olan, “Big Brother” a yer verir. Yurttaşlar kendi evlerinde bile izlenmektedir. Bir ailede bile çocuklar anne babalarını izleyip suç işledikleri takdirde ihbar etmek üzere eğitilmektedirler. Kontrolün ana özelliği, bilginin manipülasyonudur.

Gerekirse hükumet, yönetim istikrarını korumak üzere Okyanusya tarihini yeniden yazabilir. 1984 Romanında, Doğruluk Bakanlığı tüm yazıları, gazeteleri ve kitapları “Big Brother” lehine olacak şekilde değiştirmeye adanmıştır. “Big Brother”, çikolata paylarının artacağını söylemişse ama eskisinden daha az çikolata verilmişse, geçmişe dönerek verileri değiştirecek ve böylece daha fazla çikolata verilmiş gibi gösterecektir.

Bilgilerin manipülasyonu ve kontrolüne aslında alışığız. Televizyon, radyo ve gazeteler de dahil olmak üzere kitle iletişim araçları, genellikle görüşlerimizi etkilemek için bilgileri değiştiren taraflar ve hükumetler tarafından desteklenmekte. Bu nedenle, aldığımız tüm bilgiler ve okuduğumuz şeyler hakkında eleştirel düşünmemizi gerek.

Sonuç olarak, 1984 Romanı ile Orwell, mevcut toplumumuzla büyük paralellik gösteren çok ilginç bir distopya toplumunu sunmuştur. Bu paralellikler üzerinde düşünmek ve kendi toplumlarımızdaki potansiyel hataları görmek önemlidir. Orwelyan bir dünyaya doğru evrim geçirmekten kaçınmak istiyorsak, bizi etkileyen ve ikna eden mekanizmalara karşı eleştirel bir tutum takınmak önemlidir.