Geçmişe Özlem, Yanı Başınızda Bir Yokluğu Hissetmek Gibidir

Nisan 26, 2017

Nostalji yani geçmişe özlem öyle yaygındır ki bazen içimizde bir şeymiş, bir parçamızmış gibi gelir. Bunun nedeni, herkesin tanıdığı bir duygu olmasıdır. İnsanlar olarak, nostaljiyle yaşar ve onu sırtımızda taşırız, onunla yürürüz, zor zamanlarda ona sarılırız. Sanki önümüzü göremediğimiz o en zor günlerde nostaljiyle birlikte her şey berraklaşır.

“Nostalji, bizi şimdiki zamanda perişan eden bir geçmişi sevmektir. Gecikmiş mutluluktur. Bir hamakta oturup gereksiz yere yapılmış bir kavganın ardından gerçekleşen sıcak uzlaşmayı düşünmeye devam etmektir. Detayların olmamasıdır. Nostalji, sırf işkence zevki nedeniyle öldürmez.”

– Gabito Nunes

İlişkilerimiz, hayatımızdaki geçmiş zamanlar, eskiden var olan, artık bizim için orada olmasalar da olmasını dilediğimiz şeyler için nostalji hissediyoruz. Ayrıca, şu anın tam da planladığımız gibi olmaması, ya da asla olmamış bir eyler için de bu özlemi duyarız. Anlardan, ayrıntılardan, kucaklamalardan ve kelimelerden oluşuyoruz… Kuşkusuz bu his o kadar gerçek ki kendimiz onu şekillendirmişiz gibi geliyor ve bu yüzden bizi çok güçlü etkileyebiliyor.

Bazen, geçmişe duyduğumuz özlem öyle büyüktür ki özlemin kendisi oluruz

Geçmişimizin sürgün edildiğimiz yabancı bir ülkeye benzediği söylenir. Yani sürgün acısı yaşamış, üşümüş ve dışlanmış bir kişi gibi bazen rahata ve sıcağa dönmek isteriz. Bu bakımdan mecazi sürgün çok uzakta olabilir ama aynı zamanda şu anda mevcuttur.

Nostalji yani geçmişe dönme isteği, eskiden kim olduğumuz temelinde şu an kim olduğumuzu anlamaya çalışmamızdır. Bu demek değildir ki şu anda yaşamak istemiyoruz ya da mevcut hayatımızdan zevk almıyoruz. Bu daha ziyade, kendimizi tanıdığımız, geçmişimizin ve tecrübelerimizin farkında olduğumuz anlamına gelir.

“Bazen nostalji öyle büyüktür ki bir histen çok daha fazlası haline gelir. İnsanlar nostaljidir. Yani bir kişinin gözlerini her yüzde ve dünyanın en muhtemel olmayan köşelerinde bulmak için yaşamaktır. Onun saçlarını, dudaklarını , parfümünü karıştırmak demektir. Kalbiniz boğulurken, dudaklarınızla gülümsemektir.”

– Gabito Nunes

Portekizli bu yazarın belirttiği gibi küçük ve önemsiz gibi gözüken bir şey eksikken insanlar bu duyguyu yaşar fakat bu his artık biz olur. Böyle bakıldığında bu küçük şey, bir yokluktur. Dolayısıyla, nostaljimiz hâline geliriz. Tıpkı aşkta olduğu gibi onu yarım bir şekilde hissedemeyiz. Bütün sözlerimizde, düşüncelerimizde ve hareketlerimizde bu duygu bize eşlik eder.

Nostaljinin iki yüzü

Hayattaki birçok şey konusunda olduğu gibi bu güçlü duygu hakkındaki gerçek de iki taraflıdır. Kelimenin kendisini duyduğumuzda, üzücü ama aynı zamanda tatlı bir şeyden söz ettiğimizi hemen anlarız.

Mesela, ailemizi, arkadaşlarımızı ya da eski partnerimizi özlemek, geçici bir süre kendimizi korunmasız hissetmektir. Fakat bu yokluk, kime sahip olduğumuzu ve kiminde olmak istediğimizi bilmekle aynı olduğunda bir kucaklama gibi gelir.

“Nostalji hissetmek, kişinin rutinini kökten değiştirmesidir, daha fazla salata ve daha az tatlı yemektir. Nostalji, yeniden buluşmayı bekleme şeklindeki rahatsız edici bir duygudur. İnsanın şu an nerede olması gerektiğini hayal etmesidir. Ve nostalji, insanın göğsüne sığmaz hale gelince maddeye dönüşüp gözlerden aktarılır.”

– Gabito Nunes


Çoğu zaman nostalji duyarız ve bu duygu, yılın bazı zor zamanlarında daha da güçlenir. Fakat nostaljinin sahip olmaya veya tecrübe etmeye değdiği bir şeyin eksikliği olduğunu tanımak ve anlamak cesaret ister. Güzel olan ya da güzel olmuş olan, hayatımıza mutluluk getirmiş olan bir şeyin yokluğudur.

Bu cesaret isteyen bir iştir çünkü yokluk sürekli olabilir. Bu durumda, güç olsa da nostaljiyi hayattaki en güzel şeylerin bedeli olarak görmeliyiz. Gerçek mutluluğun kesinliğini hissetmeden bu duyguyu asla yaşayamayız.

Bütün bunlara ek olarak, bu nostalji hissinin bizi doldurmasına, dünya ile etkileşime sokmasına ve sonuçları ne olursa olsun aslında ne yaşadığımızı göstermesine izin vermeliyiz.