Eleştiri, Şikayet ve Sorunsal Döngü

Şubat 29, 2020
Bazı insanlar, sürekli olarak eleştiri yapmayı, şikayetçi olmayı ve aynı problemler etrafında dolanıp durmayı bir yaşam tarzı olarak benimsemişlerdir. Peki bu insanlar neden böyle davranırlar? Bu tür davranışların arkasında yatan sebep nedir? Bu yazımızda psikolog Marcelo Ceberio konunun detaylarını bizimle paylaşıyor.

İnsanların, kendi hareketlerinden çok başkalarının davranış biçimlerine eleştiri getirmesi ve bunlar hakkında şikayetçi olmaları çok sık rastlanan bir durumdur. Peki bu insanlar ne gibi konulardan şikayet ederler? Neyi ya da kimi eleştirirler? Neden dolayı şikayetçi olurlar? Eleştiri yaparken amaçları nedir?

Diğer insanları eleştirme ve onlar hakkında sürekli bir biçimde şikayet etme eğilimi, günümüz yaşam stilinin bir parçası olan ve tamamen yapısal bir uyuşukluğun sonucu olarak ortaya çıkan bir davranış biçimidir. Bu tür davranışların farklı türlerini aşağıdaki özellikleri gözlemleyerek anlayabiliriz:

  • Eleştirel kişiliğe sahip insanlar, hem kendilerinde hem de başkalarındaki eksiklikleri sistematik bir biçimde ön plana çıkaran özel bir insan türüdür.
  • Şikayetçiler, eleştirel kişiliklerin kuzenleri gibidir. Bu iki grup genellikle birbirleri ile birleşip güçlenirler.
  • Son olarak, bir soruna takılıp sürekli aynı konuya geri dönen kişiler ise kafalarına giren bu fikirleri, düşünceleri görüntüleri vb. tekrar tekrar düşünürler. Bu fikirlerden bazıları şikayet kategorisine girerken diğerleri ise zihinde kalıcı olarak yer almaya devam ederler.

Genel olarak bakıldığında bu özellikler kendiliğinden ve spontane bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu tür insanlar, yukarıda belirttiğimiz tarzdaki davranış şekillerini o denli içselleştirmiştir ki, sistematik olarak tanımlanabilecek bu durumun aslında kişiliği şekillendiren bir özellik olduğunun farkında değillerdir.

Şikayetçiler, Eleştirenler…

Aslında bu tür insanların düşünce yapılarının bir kısmı, kendi kendini açıklayan kehanetlere verilebilecek iyi birer örnek niteliği taşımaktadır. Çünkü bu denli şikayetçi bir tavır sergilemek, hayata karşı olumsuz bir duruş benimsemeye neden olur. Bunun sonucunda da, aynı kişinin olumsuz fikirlerini adeta onaylayan durumlar günden güne daha fazla yaşanmaya başlar.

Tartışan bir çift

Örnek olarak, bir iş görüşmesine gitmeden önce sürekli olarak başarısız olacağımızı düşünüyor ve görüşmeyi yapacak kişinin bizim başvurduğumuz pozisyon için yetersiz olduğumuzu ileri süreceğini düşünüyoruz. Bu düşüncelerle görüşme yapılacak yere girdiğimizde o denli stres yüklü, endişeliyiz ve kendimizi o denli güvensiz hissediyoruz ki, bu durumda yapılacak en kolay şeyin sonunda nasıl olsa seçilmeyeceğimizi kabul etmek olur. Olumsuz düşünceler sadece bu seviyede de kalmaz. Çünkü ilk başta sahip olduğumuz negatif hislere ek olarak, işe kabul edilmediğimiz de artık şikayetçi olacak başka bir neden haline dönüşmüş olur.

Bunlara ek olarak, eğer bu üçlü profile – eleştiren, şikayet eden ve sorun döngüsünden kurtulamayan – herhangi bir rahatsızlık eşlik ederse, bu özelliklerin rahatsızlığı olumsuz yönde etkileyeceğini de belirtmek gerekir.

Örneğin eğer gribal bir enfeksiyon yaşıyorsak, başımız ağrıyorsa, acı çekiyorsak, panik durumu varsa, yemek yeme bozukluğu çekiyorsak ya da mide spazmı varsa… En basit rahatsızlıktan en karmaşık olanına kadar her türlü hastalık şikayet etmek için son derece uygun bir nedendir. İşte bunun bir sonucu olarak da yaşadığımız olumsuz durum daha da içinden çıkılmaz bir hale gelecektir.

Bir Şikayet Defteri Oluşturun

Üzerinde durduğumuz üç tür davranış şeklinin de – eleştirel davranma, şikayetçi olma, olumsuz döngüye girme – kendine göre bir senaryosu olmak zorundadır. Bu senaryolar, başarısızlıkla sonuçlanan bir durum ya da bu üç davranış şeklinden birine yol açan başka herhangi bir neden olabilir.

Aslında bu bağlamda incelenebilecek durumların pek çoğunda senaryonun çözülmesi oldukça zordur. Çünkü bu tür davranışlar sergileyen insanlar, bunlara açıklama getirecek bir senaryo ya da neden bulamazlar. İşte bu yüzden sorunlu durumları değiştirme konusunda direnç gösterirler. Çünkü ya şikayet edemez ya da eleştiri yapamazlarsa ne olur? İşte bu nedenle, içinde bulundukları sorunları devam ettirmeyi ve böylece tutumlarını sürdürmeyi tercih ederler.

Davranış Özellikleri

Tüm bunların yanında eleştirenlerin, şikayet edenlerin ve sorun döngüsünde yaşayanların arasında pek çok fark bulunmaktadır. Aşağıda belirtilen bu farklar, davranışların özelliklerini anlama konusunda yardımcı olacak niteliktedirler.

  • Eleştirel kişiler ve şikayetçiler açık bir biçimde fark edilirler. Yani bu davranış biçimleri herkesin görebileceği şekilde seslendirilen türdedir. Ancak sorun döngüsünde takılanlar ise süreci daha çok mental bir biçimde yaşarlar. Düşüncelerini sürekli bir biçimde yinelerler. Eğer bunlar açık bir hale dönüşürse, o durumda eleştirel ya da şikayetçi sınıfına girmiş olurlar.
  • Şikayetçi olma durumu daha çok kişisel olmayan bir özelliğe sahiptir. Eğer bir insan bir durumdan şikayet ediyorsa, bu genellikle kendi hatalarından kaynaklanır. Eleştiri ise daha çok interaktif bir eylemdir. Diğer insanlara yönelik olarak yapılır. Bunun yanında kişinin kendisine yönelttiği ve öz eleştiri adı verilen bir türü de bulunmaktadır. Tüm bunların dışında üç tür davranış biçimi de hem kişinin kendisinin hem de etrafındaki insanların olumsuz yönlerine – eksikliklerine – odaklanır.

Yukarıda da gördüğümüz gibi, eleştirenler, şikayetçiler ve sorun döngüsüne takılanların hepsi, ne kadar küçük olursa olsun kusurları ya da eksiklikleri tespit etme yeteneğine sahiptirler. Yani başka insanlardaki ufak bir sorunu dahi belirleme özelliğine sahip adeta içsel bir radara sahiptirler. Bu durum, özellikle eleştirel yapıya sahip olan insanlarda belirgin bir biçimde ön plana çıkmaktadır.

Aşırı derecede zorlayıcı ve müşkülpesent yapıya sahip insanlar, çevrelerinde bulunan kişilerdeki eksiklikleri işaret etmek konusunda uzmandırlar. Bu insanların şikayetçi olmak ya da eleştirmek konusunda son derece kusursuz nedenleri ve senaryoları bulunur. Çünkü böyle davrandıklarında bir taşla iki kuş vurmuş olurlar: Hem nefes almaları için gerekli kaynağı bulurlar, hem de aynı zamanda eleştirmek için bir fırsat yakalamış olurlar.

Eleştiri ve Kıskançlık

Vurgulanması gereken bir diğer önemli detay ise eleştiri ile birlikte kıskançlık duygusunun da ortaya çıkmasıdır. Kıskançlık, genellikle eleştiri yoluyla harekete geçen son derece olumsuz ve değersizleştiren bir histir. Kişiyi ileriye götürecek her türlü girişimden ve başarılardan uzaklaştırır. Sanki çok iyi bir arkadaş hissi uyandıran bu özelliği derhal yok etmek ve bu duygudan hemen kurtulmak gerekir.

Eleştiriciler, şikayetçiler ve döngüye takılanlar, bardağın dolu ya da boş tarafı ikilemi ile karşı karşıya kaldıklarında özellikle eksik yönleri ön plana çıkarma konusunda uzmanlaşmış insanlardır. Aslında hayata pozitif bir biçimde yaklaştığımızda bizlere inanılmaz fırsatlar sunmaktadır. Ancak bu üç tür insan, geçmişte yapılması durumunda olumlu sonuçlar verecek olan fakat yapılmayan konuların altını çizerek eleştirel ve şikayetçi tutumlarına devam ederler. Yani yapılmış ya da başarılmış olanlara odaklanmazlar. Buna ek olarak, takdir etmek ve hayranlık duymak yerine kıskançlık beslemeyi tercih ederler.

Bu bağlamda konunun sadece olumsuzluklara ya da eksik parçalara odaklanma olmadığını belirtmek gerekir. Çünkü bir konuyu gündeme getirerek çeşitli davranışları daha olumlu hale getirmek, yanlışlıkları düzeltmek ve kendimizi geliştirmek mümkündür. Eğer özellikle eleştiri ve şikayet ağırlıklı bir biçimde olumsuzluklara işaret etmeyi tercih edersek, o durumda değişimin önünü kesen bir bakış açısını hayatımızın odağına koymuş oluruz demektir.

Şikayet ve Eleştiri Değişimi Engeller

Şikayet etmek, bir konu ya da durum ile ilgili değişim ve gelişim olasılığını engelleyen bir mekanizmadır. İnsanlar şikayet edip eleştiri yaparken, aslında üzerinde durdukları sorun bakış açılarını belirler ve sonuçta o sorunun bir parçası haline gelirler. Bu yüzden de daha başlangıçta reddetme hissine kapıldıklarından çözüme giden yoldan da sürekli bir biçimde uzaklaşmış olurlar.

Buna ek olarak daima eksik parçaya odaklanarak bunu gündeme getirmeye çalışmak, belirli bir noktadan sonra bıkkınlık ve hayal kırıklığını getirir. Yani ne yapılırsa yapılsın aklımızda sürekli olarak şu bakış açısı bulunacaktır: Aslında biraz daha çok ya da daha iyi yapılabilirdi…

Diğer bir deyişle, aslında şikayetçi olma tutumu ile ilintili bir diğer faktör de harekete geçmeme durumudur. Çünkü şikayetçiler ya da eleştiriciler kendi bakış açılarına uyumlu bir biçimde şikayet dualarını yinelerken, davranışları da adeta bir ağıt havası ile şekillenir. Bunun sonucunda, çözüme yönelik herhangi bir girişim olmaması nedeniyle de bu yolun önünde bir engel olarak duran şikayet etme sürecini destekleyen bir durum ortaya çıkar. İşte bu durum sonsuz bir kısır döngünün başlaması anlamına gelir.

Eleştiri ve Öz Saygı

Gördüğümüz gibi eleştiri ve şikayet cesaret kırıcı, değersizleştiren ve olumsuz etkilere yol açan davranış biçimleridir. Bu nedenle, öz saygı kavramının tam zıttı bir etki yaratırlar. Buna ilave olarak bu tür tavırlar, kişinin çevresinden antipati ve olumsuz geri tepkiler almasına da neden olur. Çünkü kimse etrafında sürekli bir biçimde yapılmayanı, olmayanı, eksik olanı ya da hataları vurgulayan insanların bulunmasını istemez.

Diğer taraftan, olumlu eleştiri yapmanın ciddi anlamda zor olduğunu da kabul etmek gerekir. Çünkü eleştiri, yapısı gereği eksiklikleri ve noksanlıkları vurgular. Bunun yanında eleştirinin sadece içeriği değil, aynı zamanda nasıl bir biçimde ifade edildiği de son derece önemlidir. Kullanılan ton, ses ritmi, yüzdeki ifade biçimi, ellerin hareketi ve genel olarak vücut hareketleri çok önemli mesajlar ileten detaylardır.

İçerik ve ifade biçimi bir araya geldiğinde şikayet ya da eleştiri eylemi bir sinerji oluşturarak hedefine ulaşır: kişinin hem kendisini hem de başkalarını reddetmesi. Pek çok insan eleştiriyi, diğer insanları değersizleştirmek ya da yıpratmak için bir araç olarak kullanarak kendilerini onların üzerinde bir noktaya konumlandırır. Bu sayede, ikili ilişkilerinde sorunlu taraf olma hissinden kaçmaya çalışırlar. Ancak buna rağmen eleştirdikleri insanlarla kıyaslandığında her zaman dezavantajlı olanlar da yine kendileri olur. Çünkü bu tür insanlar kendilerini hep daha eksik hissederler.

Kızgın kadın

Eleştiriyi Olumlu Çıkarımlara Dönüştürün

Genel olarak bir çift arasındaki ilişki ya da aile içinde anne ve babanın çocukları ile ilişkileri gibi sevgi içeren ilişkilerde ortaya çıkan eleştiriler, buna yol açan gerçek nedeni ortaya koymazlar. Yani bir eleştiri yapılır ancak bunun neden yapıldığı açık bir biçimde ifade edilmez.

Örneğin, ergenlik çağlarındaki bir çocuk annesine; “Hiçbir zaman benimle değilsin, sürekli olarak başka işlerle ilgileniyorsun ve beni hiç dinlemiyorsun!” dediğinde, aslında şunu söylemek ister: “Annecim, seni seviyorum ve senin benimle daha fazla vakit geçirmene ihtiyacım var”. Ya da eşini eleştiren bir adam; “Sürekli olarak erkenden yatıyorsun ve benimle hiçbir şey paylaşmak istemiyorsun!” dediğinde, aslında şunu ifade etmek istemektedir: “Eğer akşamları biraz birlikte oturup sohbet etsek ne güzel olurdu”.

Yani bir şey istediğimizde karşı tarafın imkanları ve kaynaklarının da dikkate alınması çok önemli bir ayrıntıdır. Çünkü eğer bu tip detayları düşünmeden hareket edersek, isteklerimizin karşılıksız kalma ihtimali çok yüksek olacaktır. Tıpkı bir maruldan karpuz çıkaramayacağımız ya da kısa ve esmer bir çocuğu sarışın ve uzun boylu olarak göremeyeceğimiz gibi, isteklerimizin gerçekçi ve ihtimaller içinde olmasına özen göstermemiz gerekir. Aksi halde, imkansız isteklerde bulunup karşılık alamadığımızda diğer insanları eleştirmek gibi bir tuzağın içine düşmüş oluruz.

Sonuç Olarak…

Son olarak, eleştiren ya da şikayet eden kişi kendini karşısındaki insanın daha üzerinde bir pozisyonda görür. Çünkü diğer insanları değerlendirme ve onları yargılamaya yönelik olarak yaptığı eleştirileri her zaman için mükemmeliyetçi bir açıdan gerçekleştirir. Bu durum elbette karşıdaki insanın sinirlenmesine yol açar.

Eleştirmek farklı bir şey istemek ise farklı bir durumdur. Bir şey istendiğinde, isteyen ve isteğin iletildiği insanlar eşit seviyede konumlanır. Kimi zaman aradaki ilişkiye bağlı olarak biri diğerinden daha alt bir düzeyde de olabilir. Eğer bir insan diğerinden değer görmek isterse, o durumda karşıdaki kişi de kendisini duygusal olarak önemli biri olarak hisseder. Eleştiride ise fatura hep karşıdaki kişiye çıkar ve o insanın değersizleşmesine ya da önemsiz biri haline gelmesine neden olur. O nedenle yapmamız gereken şey, istemenin eleştiri yapmaktan daha önemli olduğunu anlamaktır.