Suspiria: Aynı Senaryonun İki Farklı Versiyonu

31 Ocak, 2020
70’lerde Dario Argento, Suspiria filminde büyücülük ve doğaüstü güçleri kullanarak seyircilerini dehşete düşürmüştü. Yıllar sonra, Luca Guadagnino orijinaline bağlı kalarak aynı filmi yeniden çekti. Aynı senaryonun iki farklı perspektifle ele alınması, aynı hikâyenin iki farklı yorumu. Siz hangi versiyonu tercih ediyorsunuz?
 

1970’lerde İtalyan sinemacı Dario Argento, daha sonra Üç Anneler Üçlemesi olarak bilinecek serinin unutulmaz ilk bölümü olan Suspiria ile izleyicileri şaşırttı.

Argento korku filmleriyle, özellikle de “giallo” filmleriyle tanınır. “Giallo” terimine aşina değilseniz, özellikle kanlı olan ve aşırılıkları ile bilinen hiper-stilize İtalyan suç filmlerine verilen isimdir. Argento’nun çalışmaları yıllar boyunca izleyicilerini aynı anda şaşırttı ve dehşete düşürdü. Argento’yu yönetmen olarak tanımlamak için bir renk seçseydiniz, bu renk kesinlikle kan kırmızısı olurdu. Filmleri sizi terör ve şiddetin estetik boyutuna taşıyor.

Suspiria’da Argento, daha çok sembollerle dolu, doğaüstü ve esrarengiz bir korku türünü kucaklar. Senaryoyu eşi Daria Nicolodi ile birlikte yazdı ve hikâyenin büyük bir kısmını seyircinin hayal gücüne bırakmayı seçti. Seyirci, filmin açıkça sağlamadığı bilgileri hayal gücünü kullanarak doldurmak zorundadır. Markos Dans Okulu’nun duvarlarının arkasında olup-biten şok edici şeyleri hayal etmekle yükümlüdür.

Suspiria’nın Yeni Bir Versiyonu

Orijinal filmin ilk gösteriminden birkaç on yıl sonra 2018’de, bir başka İtalyan film yapımcısı senaryoya yeni bir hayat vermeye karar verdi. İzleyicinin yorumlamış olabileceği her şeyi hayal etti, Argento’nun yarattığı evreni genişletti ve bazı çağdaş unsurlar ekledi.

Sonuç olarak, Guadagnino’nun Suspiria’sı orijinalinden çok farklıdır, ancak köklerini unutmaz. Arada-sırada, Argento’nun korku tarzı gözümüze ilişir. Filmler, dehşeti anlamanın, gerilim yaratmanın ve aynı hikâyeyi anlatmanın iki farklı yolunu sunuyor.

 

UYARI: Bu yazı spoiler içerebilir.

Suspiria: Kadınsı bir evren

Diğer yazılarımızda, filmlerdeki kadın karakter varlığının uzun zamandan beri nasıl giderek arttığından bahsetmiştik. Uzun yıllar boyunca, kadın rolleri her zaman ikincil nitelikteydi ve kadın karakterler “geleneksel” kadınsı rolleri temsil ediyordu: annelik, güzellik, ev hayatı, vb. Onlarca yıldır erkekler, ekrandaki kahramanlardı, kameraların arkasındaki kahramanlıklarından bahsetmiyoruz bile.

Bununla birlikte, Dario Argento, Suspiria senaryosunu yazarken sadece karısıyla birlikte çalışmakla kalmadı, aynı zamanda zamanın kalıplarını kıran, kadınlardan oluşan bir ekibi de bir araya getirdi. Suspiria bizi tamamen kadınlar tarafından işletilen itibarlı bir Alman dans akademisine götürüyor. Erkek karakterler var, ama çoğu ikincil. Argento, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini ters-yüz ediyor.

Aslında, en önemli erkek karakterlerden biri, çok genç bir Miguel Bose tarafından canlandırılan Mark. Mark, akademideki kadın liderliğine boyun eğen bir dansçı. Karakteri oldukça kadınsıdır, ancak ana karakter Susie, Mark ile romantik bir şekilde ilgilenir. Bu tür bir karakter gelişimi ile Argento cinsiyet kalıp yargılarını kırar.

Susie, Markos Tanzgruppe’de okumak için Amerika Birleşik Devletlerinden Almanya’ya gelen genç bir kadındır. Bununla birlikte bilmediği şey, okulun aslında bir tür cadı kovanı olduğudur. Tüm kahramanlar ve antagonistler kadındır, bu yüzden ekran kadın enerjisiyle doludur.

 

Modern Feminist Bağlam Üzerinden İlerlemek

#MeToo hareketinin ve feminist canlanmanın ortasında Guadagnino bir adım daha ileri gidiyor. Filmi tüm bu atıfta bulunur. Gerçek bir bukalemun aktris olan Tilda Swinton, bir erkek de dâhil olmak üzere üç karakteri canlandırıyor.

Dans sahnesi ile, yönetmen kadının gücünü ve büyü ile ilişkisini çağrıştırıyor.

Kimileri Swinton’un bir erkek rolünü oynamasının gerekli olmadığını, bu rol için bir erkeğin kolayca işe alabileceğini iddia edebilir. Bununla birlikte, gerekli olsa da olmasa da, bir kadının, bir erkek rolü alması kararı kasıtlı bir karardı. Mesele, kadınların sinemadaki yerini geri kazanmaktı. Sonuçta, uzun yıllar boyunca, tüm kadın rolleri kadın gibi giyinmiş erkekler tarafından canlandırılmıştır. William Shakespeare gibi büyük oyun yazarlarının oyunlarının çoğu tamamen erkeklerle oynanmıştır.

Suspiria’nın 2018 versiyonu esasen erkek varlığını daha da önemsiz bir pozisyona indirgiyor. Büyücülük, herkesin kadınlarla ilişkilendirdiği bir şeydir, ancak olumsuz çağrışımlara sahip olma eğilimindedir. Guadagnino feminist bir film yapmaya ve herhangi bir rol oynayabileceklerini beyan ederek kadınlar için bu alanı geri almaya karar verdi.

 

Bugünlerde film ve televizyonda büyücülük ile ilgili biden çok örnek var. Amerikan Korku Hikayesi veya Sabrina’nın Ürpertici Maceraları gibi diziler, büyücülüğün feminist bir şekilde nasıl kullanılabileceğini zaten gösterdi.

Guadagnino, tarihin politik arka planını, cadı kovanının yönetilebilirliğindeki dengesizliğe bir paralellik kurmak için kullanır. Tarihsel ataerkillik ile kovanın anaerkiliği arasında bir tür ikilik. Guadagnino’nun versiyonu, Argento’nun filminde zaten mevcut olan değerlerin yenilenmesi veya güncellenmesidir.

Korkuyu Anlamanın İki Yolu

Suspiria’nın ilginç kültürel ve tarihi yönleri, filmleri her şeyden önce korku filmleri oldukları gerçeğinden uzaklaştırmaz. Aslında, Argento çok fazla ‘ekran dışı’ kullanır. Kovan’ın gizemlerini kapalı kapılar ardında bırakır. Filmin müziği ve rengi garip bir şeylerin olduğunu hissettirir, ancak seyirci hiçbir zaman Kovan’ın gizlediği kötülüğü tam olarak görmez. Susie’nin Almanya’ya gelmesi kesinlikle çok şey anlatır. Argento, tanıdık bir alan olan hava alanını gösterir. Susie’nin çıkışa doğru yöneldiği sırada çevrelenmiş olduğu gerçekçilik, çıkışın kendisinin çekimleriyle keskin bir tezat oluşturur. Goblin’in kötü, fantastik ve bilinmeyen bir şeyi uzak tutuyormuş gibi görünen rahatsız edici ve inanılmaz müziği eşliğinde, karanlığa bir çıkış.

Dans okuluna doğru yaptığımız taksi yolculuğu da çok umut verici değildir. Renklerin kaleydoskopu gerçekliği bozar, müzik yükselir ve aracın dışındaki çevre düşmanca ve dehşet vericidir. İzleyicinin bildiği, ancak Susie’nin bilmediği şey, havaalanına geri dönüp Markos Akademisi’ne asla ayak basmaması gerektiğidir. Suspiria’nın modern versiyonunda, Patricia adında bir Markos öğrencisi, bir psikiyatr ziyareti sırasında kötülüğün varlığını dile getirir. Psikiyatriste, okulda meydana gelen doğa-üstü olayları anlatır. Olanların iki olası açıklaması vardır: rasyonel olan, psikiyatristin versiyonu ya da doğa-üstü olan ki bu Patricia’ya inanmak anlamına gelir.

 
Yemek sahnesi Suspiria'nın görsel şölen sunan,psikanalitik bir sahnesidir.

Hayal gücüne hiçbir şey bırakmamak

Guadagnino’nun  Suspiria versiyonu Argento’nun versiyonundan daha gerçekçidir. Gerçekliği çarpıtmaz, rahatsız edici bir müzik yoktur. Bunun yerine, seyirciyi ortam sesleri ile, dansla ve ürperen bedenlerle filmin içine çeker. Orijinal Suspiria’da çok önemli olan kırmızı renk sadece Susie’nin saçının renginde bulunur. Kızıl saçlılık genellikle büyücülük ile ilişkilendirilmiştir. Guadagnino’nun filminde, Susie’nin saçı, cadılar saçlarını kesmeye karar verdiği anda daha anlamlı hale gelir. Bununla birlikte, Samson gibi gücünü kaybetmektense, Susie daha güçlü hale gelir ve Anne Suspiriorum olur. Filmin zirvesinde, görüntüler bir kez daha kırmızı ile renklendiriliyor. Guadagnino izleyiciyi kan banyosuna daldırıyor ve filmin köklerine geri dönüyor.

Modern korku filmi peri masalına karşı

Guadagnino izleyiciye gizli detayları göstermeye karar vermiştir. Selefinin ekran dışında bıraktığı şeyleri gösterir. Suspiria’sı, korkutucu ve rahatsız edici bir sahne ile dans ve büyücülük arasındaki bağlantıyı arar. Diğer yandan Argento ise izleyiciyi sürrealist, doğa-üstü ve garip bir atmosferle rahatsız etmek ve korkutmak istemiştir.

 

Çekimleri, kamera sanki Markos’taki öğrencileri gözetlemeye çalışan başka bir karaktermiş gibi daha röntgencidir. Her iki film yapımcısı da kolektif hayal gücünden yararlanır. Aralarındaki fark, bir kullanımın müstehcen, diğerinin ise apaçık ortada olmasıdır.

Argento aslında bu filmin çocuk kahramanlar ile bir peri masalı olarak anlatılmasını istiyordu. Bunu gerçekleştiremediği için, filmin bazı ögelerini dehşet içinde çocuksu bir perspektife bağladı. Sonuç olarak, hayal gücüne hiçbir şey bırakmayan modern bir korku hikayesinin karşısında korkunç bir peri masalımız var. Aynı senaryo ile çılgınca farklı şeyler yapan iki Suspiria versiyonu. Her ikisi de eğlenceli ve dehşet verici ama biz Argento’nun orijinal filmini tercih ediyoruz. Ya siz?