Duygusal Bağımlılığın Nedenleri

Aralık 22, 2017

Hepimiz, hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren aslında bağımlıyız. İlk kez anne karnında ağladık. İlk kez dünyaya geldiğimiz andan itibaren aslında duygusal olarak bağımlı canlılarız. Başka insanların bizim için bir şeyler yapmasına veya en azından nasıl yapılacağını bize göstermesine ihtiyacımız var. Hepimiz, sosyal canlılar olduğumuz için başka insanlara gereksinim duyuyoruz. Peki, bu duygusal bağımlılığın kurbanı olduğumuz anlamına mı geliyor?

Hiçbir şey, başka bir insan kadar duygusal sarsıntıya sebebiyet vermez. İlk öpüşmenizi, birini yıllar sonra ilk kez görüşünüzü ya da sıkı bir kucaklaşmayı hatırlayın. Nefes alıyorum, nefes alıyorsunuz, nefes alıyoruz.

Ergenler olarak bağımsızlık için canla başla mücadele etmeye çalışıyoruz. Daha sonra ise gerçek anlamda bağımsız olmanın ne kadar imkansız olduğunu fark ediyoruz. Çünkü birincil ihtiyaçlarımız, bağımsızlık isteğimize cevap vermemize engel oluyor. Aşk ve heyecanı düşünün; memnuniyeti ve uyuşmazlıkları. Bağımsızlık için bir ütopya yaratmaya çalışmanın kimseye faydası yok.aşk çitleri

Duygusal bağımlılık: hayatın bir gerçeği mi yoksa bizi bağlayan bir zincir mi?

Peki, eğer duygusal bağımlılık doğalsa, psikoloji neden buna tedavi edilmesi gereken bir sorun gözüyle bakıyor? Öncelikle, psikoloji sosyal trendlerden muaf değildir. Üstelik bu trendler gün geçtikçe daha fazla bireyselliğe dönüyor. Diğer taraftan bağımlılık belli bir kişi üzerinde yoğunlaşırsa negatif etkiler yaratabilir. İçimizdeki çocuğun kaprisle ve istekleriyle uğraşması için birini sorumlu tutarsak, o kişinin vazgeçilmez olduğunu düşünürüz.

Bununla ilgili basit bir örnek verelim. Ana, evinin dekorasyonunu değiştirmek için bazı eşyaların yerini değiştiriyor. Ancak eşyalar, onun taşıyabileceğinden çok daha ağır. Bu nedenle birinin yardımına ihtiyacı var. Fizik ve matematik okuyarak kendine bir vinç yapabilir belki, ancak bu çözüm şimdilik pratikte işe yaramaz görünüyor.

En açık çözüm ise yardım edecek güçlü birini bulmak. Ana’nın aklına çocukları geliyor ancak onlar da tatilde. Bu yüzden Ana yeğenlerinden yardım istemeye karar veriyor ve onlar da seve seve kabul ediyor. Yani, Ana bağımlı ancak çocuklarına değil. Eğer yapamayacaklarsa Ana başkasından istemeye hazır. Aynı şey duygusal bağımlılık/ bağımsızlık için de geçerli.

Tek bir kişiye bağımlı hale gelmek bizim için çok tehlikeli. Özellikle de duygusal durumumuzun bütün sorumluluğu bu kişilerin üzerinde olduğu zaman. Bunun tehlikeli olduğunu söylüyoruz çünkü bizi zayıflatıyor. Uzun vadede, ilişkileri de zora sokabilir. Fakat, en kötü kısmı aslında ilişki sona ermeden önce yaşanıyor. Mutluluğumuz için bağımlı olduğumuz kişileri kaybetmemek adına önlemler alırken zavallı konumuna düşeriz aslında.

Duygusal bağımlılığın dört adımı

Yıpratıcı bir yola girmenize neden olan duygusal bağımlılık dört adımda incelenebilir. Kaybetme korkusunu yaşadığımız an bu adımlardan ilkini atmış oluyoruz. Bu türden bir korku genelde sorunu çözmediği gibi bağımlılığı daha da kuvvetlendiriyor.

“Eğer sevildiğimi ve ihtiyaç duyulduğumu hissetmeseydim, eğer sen benim için kötü hissettiğini ve bana acıyarak baktığını inkar ettiysen, eğer seni kendimden nefret bile ettiremediysem şimdi istesen de istemesen de beni fark edeceksin. Bundan sonra, benden korkman için uğraşacağım.”çiçek saçlı düşünceli kız

Bağımlı bir insanın atacağı ilk adım, bağımlı olduğu insan için kendisinin vazgeçilmez olduğunu kanıtlamaya çalışmasıdır. Bunun için devamlı olarak o kişinin hayatına yaptığı katkılardan bahseder ve “Bu ben olmasaydım…”, “Başka kim böyle bir şey yapardı?” “veya “İstediğin kadar dene, benim gibisini bulamazsın.” gibi sözler sarf eder.

Bağımlı kişi aynı zamanda bir garanti veya güvenlik ister. “Benimle kalırsan hiçbir ihtiyacın olmaz.” Gibi cümleler kurarak karşısındaki kişini yanında kalmasını sağlamaya çalışır; hiç değilse bir çıkar için olsa bile.

İkinci adım ise birincisi işe yaramadığı zaman atılır ya da birincisiyle birlikte yürütülür. Bu adımla, bağımlı kişi kendine merhamet gösterilmesi için kurban rolünü oynar. Bunun için ise günlük olayları birer trajediymiş gibi anlatır. Eğer diğer kişi bu zamanlardan birinde ayrılmaya kalkarsa, bir anda göze düşman görünür. Bu, bağımlı kişilerin çok iyi bildiği ve genelde dikkat çekmek için kullandığı bir yöntemdir.

Üçüncü ve dördüncü adımların paradigmatik olduğu söylenebilir. Bu adımlarla kişi, en çok korktuğu şey olan kayıtsızlıktan kendini korumaya çalışır. Bu iki adım değiştirilemezdir. Aynı anda olabilirler ve hangi sırayla gerçekleştiklerinin önemi yoktur.

Ayrıca, bu iki adım da nefret ve korku gibi iki temel duyguya atıfta bulunur. Kayıtsızlık korkusu, bağımlı kişide karşısındaki insanı kendinden nefret ettirmeye iter. Başka bir deyişle, bağımlı olan kişi karşısındaki kişinin hayatında önemli ve uzun süreli bir iz bırakmak için her şeyi yapar, yaratacağı bu duygu nefret olsa bile.

Dördüncü ve son adım ise tehdittir. “Beni bırakırsan neler yapabileceğimi bilmiyorum bile.”, “Beni terk edersen yaşamak için bir nedenim kalmaz.”, “Benden ayrılmaya karar verirsen söz veriyorum ki bir daha beni görmek zorunda kalmayacaksın.”, “Ben öldükten sonra arkamdan ağlama.” Gibi sözler söylemekten çekinmezler. Bağımlı kişiler kendi kaybetme korkularını yayma eğilimindedir. Bu korku sahte olsa da sevginin yerine geçerek işe yarar.

Bağımlı insanlar acı çeker ve başkalarına da çektirir

Öyle ya da böyle, bağımlı insan kendi yarattığı bağımlılığı kurbanı olur. Herhangi bir şeyin kurbanı ise bu kişi, başka birine ve umut bağlama arayışına girer. Bu da, kendisini adadığı o kişinin terk etmemesi için her şeyi yapmayı göze almasına neden olur. Gerçek anlamda o kişinin terk edişini kendi hayatının sonu olarak görmeye başlar. Söylediklerinin çoğu manipülatif olmakla beraber aslında söylemlerinin altında yatan esas neden acı çekiyor olmasıdır.

Ne yazık ki, duygusal bağımlılığı kabullenmek çok zordur. Toplum tarafından etiketlenebilir;, zayıf bir karaktere sahip olmakla hatta aptal olmakla suçlanabilirsiniz. Yine de, bağımsızlığı tekrar kazanmak için yapılabilecek en iyi şey, öncelikle bağımsızlığı tanımlamaktır. İhtiyaçlarımız ne kadar özel olursa olsun, bu ihtiyaçları karşılayabilecek çok sayıda insan olduğunu ve üstelik bunları gidermenin pek çok yolu olduğunu unutmamak gerekiyor.