Çivi Çiviyi Sökmez

· Eylül 23, 2017

Ne kadar yeni endişe bulmanın eskisini unutturacağını düşünsek de o iş öyle olmuyor. Çivi çiviyi sökmüyor. Kimilerine göre “bir adamın üstesinden başka birinin altına yatarak gelinir.” Yanlış! Yakın zamanda yaşadığı ayrılık için ağrı kesici arayan biri gibi hemen yeni bir ilişkiye başlamak en iyi seçenek değildir. Kalbimizin derinliklerine sıkışmış o çivi onu oraya çakan çekiç tarafından çıkarılabilir ancak. Başka bir çivi çakmak deliği büyütmekten öteye geçmez.

Bir ayrılıktan sağ çıkmak kimsenin sizi hazırlamadığı türden bir şeydir. Doktor Vicente Garrido’nun açıkladığı şekliyle çoğu zaman nedenler arayıp çaresizliğe bürünmeye meyilliyizdir. Bazen ilişkilerin bitmesinin sebebinin insanların hür iradeye sahip olması olduğunu anlamak bizim çok zordur. İlişki bitmiştir çünkü taraflar arasındaki sevgi bitmiştir ya da diğer insan bu sevdiğini özgür bırakacak kadar olgundur.

“Aşk öyle kısadır ve unutmak öyle uzundur ki…”

– Pablo Neruda

Son elvedayı ve uzaklığı kabul etmek, yatağın öbür ucunda ve kalbinizde açılan boşlukla yeni bir hayata başlamak zorunda olmak içinizi ümitsizlikle doldurur. Beynimiz “acil durum” fazına geçer. Yaşadığımız acıyı, bir darbe almışız ya da yanmışız gibi fiziksel acı şeklinde yorumlar. Bu yanma hissini dopamin dozuyla hafifletmeye ihtiyaç duyarız. Ruhumuzdaki acıyı hafifletecek kolay ve hızlı bir şeyle.

Bazı insanlar bu süreci, durumu kabullenerek aşmayı başarır. Her bir kırığı tek tek tamir ettikleri yavaş ve narin bir süreçten geçerler. Bazı insanlarsa sonu kabul etmeyi reddederek partnerleriyle tekrar bir araya gelme yolları arar çaresizce. Son olarak hiç işe yaramayan kısa süreli ilişkiler zinciri yolunu tercih edenler vardır.
çivi çiviyi sökmez, yeni ilişki ayrılığın üstesinden gelmez

Kalbinizde yaşayan çivi

Klasik “çivi çiviyi söker” deyimi ilk olarak 44 yılınd Marco Tulio Ciceron tarafından yazılmış “Tusculan Sohbetleri” kitabında geçmiştir. Bu yazının muhatabı Marca Bruto’ydu. Kitabın bir yerinde Ciceron şöyle yazar: “Novo amore, veteram amorem, tamquam clavo clavum, efeciendum putant”. Bu da çivi çiviyi söker, yeni aşk eskini söker anlamına gelir.

Bize yeni fırsatlar veren düzenli, mutlu ve olgun yeni bir ilişki gibisi olmadığı aşikar. Tabii buna tamamen hazırsak. Kimsenin yeri doldurulamazsa da birbirimizin yerine de geçemeyiz çünkü. Kimse başka birinin kalbindeki yaraya merhem ya da geçici ağrı kesici görevi üstlenmek zorunda değil.

Ayrılık, kimyasal bir yıkım

Lucy Brown, Einstein Tıp Üniversitesi’nde görevli bir nörolog ve beynin aşka verdiği tepkilerde uzman. Duygusal bir ayrılığı aşmanın bize 6 ay ila 2 yıl arası bir süreye mal olabileceğini belirtiyor. Tabii ki bu süre kişiden kişiye değişiyor. Ancak pek çok araştırmaya göre erkeklerin iyileşmesi daha uzun sürüyor. Öte yandan kadınlar daha güçlü bir duygusal darbe hissetse de ayrılıkları aşmaları daha kısa sürüyor.
gözün gözü görmediği kimyasal bir sis midir ayrılık
Bir ilişkinin bitmesi bizde travma etkisi yaratıyor çünkü beynimiz diğer insanlarla etkileşimde bulunmak ve bağ kurmak için programlanmış. Aşk ve sevgi üzerine kurulan ruhsal bir bağın yerini pek az şey doldurabilir. Bu bağı koparmak kendine has kimyasal bir yıkımdır.

Eğer ilişkinin ilk aşamasındaki tutku beynimizin en ilkel kısmında yaşanıyorsa kaybetme duygusu da aynı yerde yaşanır. Kederlendiğimizde de yine bu kısım aktiftir. Her şey bu ilkel bölgede gerçekleşiyor. Bir süreliğine duygularımız mantıklı düşünme yetimizin önüne geçer. Her ne kadar dudaklarımızda hala taze olan yalnızlık ve göz yaşı hissiyle bu gölgelerin içinden yükselsek de yavaş yavaş…

Ağlama vakti, sevme vakti

Bir ilişkiyi sancılı ve karmaşık bir şekilde bitirdikten hemen sonra yeni bir ilişkiye başlamak acılarınızı hafifletmeyecek. Dikkatinizi dağıtmayacak, sizi güldürmeyecek veya tekrar mutlu etmeyecek. Eğer acınızı doya doya yaşamazsanız tüm hislerinizi son ses hissettiğiniz bir boşluğa düşebilirsiniz. Biz insanlar sevgiye ve teselliye açız. Artık bizi sevmeyen kişiyi hatırlamamızı sağlayacak bir sakinlik değil de yoğunluk peşindeyiz.

“Birisi zamanında unutkanlığın hatıralarla dolu olduğunu söylemişti.”

– Mario Benedetti

Hiçbir şeyi eksik istemeyiz. İsteseydik bir sürü yan etkisi olurdu bunun. Mesela bizim tek isteğimiz sıcak bir boşluk doldurma, duygusal bir ağrı kesiciyken görüştüğümüz insan aşık olabilir bize. Yine de herkesin kendi bileceği iş. Bu risk beklediğimizden daha iyi sonuçlar da verebilir. Ancak her çivinin kaderi çakılmaktır. Öyleyse daha büyük bir delik açmadan önce bunun üzerine düşünmek gerekir.
güneş her yerde batar

Duygusal hırsızlar

Sırf eksikliklerinizi, ihtiyaçlarınızı ve öfkelerinizi yatıştırsın diye yeni bir ilişkiye başlamak, gereksinim duyduğunuz şeyleri başka bir insandan karşılamanız demek. Tıpkı gece eve girmiş bir hırsız gibi. En basit tabiriyle ahlaksızlık bu.

Toplumumuzda “koşuşturmaca” diyenleri duyuyoruz sıklıkla. “Nasılsın?” diye sorduğumuzda “ne yapalım işte… koşuşturmaca” diye cevaplıyoruz. Sanki adına hayat denen ve herkesin dik durma zorunluluğu olan bu yarışta biraz soluklanan kişi yarışı kaybediyor.

Yine de arada bir durup soluklanmak hayati önem taşıyor. Alice’le beraber Harikalar Diyarı’nda yaşamıyoruz. Orada da Kızıl Kraliçe yönetiklerinin hayatta kalması için koşmalarını istemişti. Kırık parçaları yerden kaldıracağımız, yaraları kapatacağımız ve yeniden yapılanacağımız iç yolculuklara ve sakinliğe ihtiyacı var beynimizin de.

Yeniden ağlama ve sevme zamanı gelecek. Başkalarını değil, bu sefer ilk kendimizi seveceğiz. Çünkü pişmanlıklar ve yıkık hayallerle dolu bir zihin kalpteki güvensizliği besler. Ve kimse, hem de kimse böyle bir yükle mutlu olamaz.