Bir İlişkide Duygusal Uzaklığın 3 İşareti

11 Eylül, 2017

Duygusal uzaklık, bir ilişkide kriz yaşandığına dair açık bir işarettir. Partnerler arasında duygusal bağ, samimiyetle ve paylaşmakla yakından ilişkilidir. Bu, bir ilişkinin temellerinden biridir. İşte bu yüzden, her ilişkide duygusal bağ, sürekli ilgi gerektirir.

O özel kişiyle sahip olduğunuz ilişkiye önem verdiğinizde, daima onun yanında olursunuz. Onlara ilgi gösterir ve aranızdaki bağı güçlendiren her şeyi yapma eğiliminde olursunuz. Ve bunu yapmanızın tek nedeni, ortak bir geleceğe bakmaktır.

İdeal olanı budur ama birçok ilişki; beklentiler, geçmiş, korku ve güvensizlikler nedeniyle zarar görmektedir. Bu durum, partnerlerin birbiriyle iletişimini güçleştirir ve bunun sonucunda ortaya yanlış anlaşılma ve duygusal uzaklık çıkar.

Bu önemli anların farkında olmak, ortaya çıkan işaretlere dikkat etmek, en ufak sorunda sallanmaya başlamayan sağlam bir ilişki kurmanıza yardımcı olabilir. 

“Tutsak eden bir aşk olmaksızın münzevinin yalnızlığı, korkutur bizi. Ama asıl korkutucu olan, beraber olan iki kişinin yalnızlığıdır!”

– Ramon de Campoamor

Duygusal uzaklık nedir?

“Duygusal uzaklığın” teorik olarak ne demek olduğunu bilmeseniz bile ailenizle, iş arkadaşlarınızla dostlarınızla ya da partnerinizle olan ilişkinizde bu durumu mutlaka yaşamışsınızdır. Duygusal bağlarımız, farklı aşamalardan geçiyor. Bu nedenle, belli durumlarda ilişkide daha az hazır olmanız kaçınılmaz.

Duygusal bağlar, ilgi ve anlayışımızı onlara sunmamızı sağlayarak bizi diğer insanlarla birleştirir. Karşılığında hiçbir şey beklemeden yaptığınız bir sevgi eylemidir. Bu tür bir bağın temel karakteristikleri ise karşılıklı samimiyet, güven, şefkat ve ilgidir.  

Duygusal bağ, aşkı diri tutabilmek ve karşılaşılan güçlükleri yoldaki ufak tefek engeller olarak görüp ilişkiyi güçlendirecek bir unsur olarak kullanmak için ön şarttır. Pek çok insanın düşündüğünün aksine duygusal uzaklık, çatışmalardan kaçınmak anlamına gelmez. Aşkın gelişimi için engeller yaratmaktır bu.

“İki kişi arasında, bir şeyleri kapatmaya ya da yansıtmaya hizmet etmeyen ama ait oldukları daha derin bir iç gerçeklikte yaşanan gerçek çatışmalar, yıkıcı değildir. Bunlar açıklamaya yol açar, her iki kişinin daha fazla bilgi ve güçle ortaya çıktığı bir arınma yaratır.”

– Erich Fromm

Samimiyet ve cinsel aktivite eksikliği

Romantik ilişkilerde ortaya çıkan sorunların birçoğu, daha derin meselelerin işareti olarak kendini gösterir. Gözünüzü kapayıp kulaklarınızı tıkamak her şeyi daha zor hâle getirdiği gibi, ilişkideki duygusal bağın da yok olmasına neden olur.

Samimiyet, bir ilişkideki temel unsurlardan biridir çünkü onu ihmal ettiğinizde iletişimi, güveni, cinsel arzuyu ve birbirinizle sevdiğiniz şeyleri ve tutkularınızı paylaşma arzunuzu yok edersiniz. Samimiyet sizi rahatsız etmeye başladığında bunun altında yatan soruna daha fazla dikkat etmelisiniz.  

Cinsel yakınlık, arzu ve tutku eksikliği nedeniyle azalabilir ve çift, zamanla daha az cinsel ilişki yaşayabilir. Buna yol açan başa ve daha derin sorunlar yoksa, bu durum ilişkide duygusal uzaklığa işaret edebilir.

Bir ilişkide cinsel yakınlık çok önemlidir ve krizin işareti olabilir.

Manipülasyon ve izolasyon

Çözülmemiş problemler biriktiğinde, bunlar küçük şeyler bile olsa, insanlar duygularını göstermeme alışkanlığına kapılır. Her kişi, kendini yavaşça kendi dünyasına kapatır, kendini dış dünyadan soyutlayarak içine çekilir. İlişkiye bağlı olarak bu durum, ufak şeyler yüzünden bile büyük kavgalara yol açabilir. Ayrıca bir sessizlik, sıkıntı ve birlikte olmaya ilgisizlik kaynağıdır bu.

Bu anlamda sürekli manipülasyon vardır çünkü ilişkideki her kişi, ilişkiden ne istediklerini ve neye ihtiyaç duyduklarını açıkça ifade etmediğinden bu duygular kınama şantaj, mağdurlaştırma ve ilişkiyi zehirli hale getiren başka tavırlar şeklinde kendini gösterir. Bu durum, duygusal uzaklığın kesin bir kanıtıdır.

Aklınız karıştığında, fikirleriniz etkilendiğinde, yönünüzü kaybettiğinizde ve durumla yüzleşme gücünü kendinizde bulamadığınızda, durum dayanılmaz bir hâl alır. Duygusal uzaklık, bu şekilde büyümeye başlar.

Duygusal acıdan kaçmaya çalışarak kendimizi uzaklaştırırız. Kaçarız çünkü kıramadığımız ve giderek büyüyen bir buz dağından kaçmanın tek yoludur. İşte bu yüzden, duygusal uzaklığın en büyük düşmanı, iletişimdir.

“Bu şekilde yaşandığında aşk, sürekli bir meydan okumadır. Bir dinlenme yeri değil, birlikte hareket etmek, büyümek ve çalışmak demektir. Uyum ya da çelişki, sevinç ya da hüzün olması, kendinden kaçmak yerine kendini tecrübe eden iki kişi için ikincil öneme sahiptir. Aşkın varlığına tek bir kanıt vardır: ilişkinin derinliği ve söz konusu her kişinin canlılığı ve gücü. İşte bu, aşkı tanımamızı sağlayan meyvedir.”

– Erich Fromm