Carl Jung’un Eudaemonia’sı: Mutluluğun Anahtarı

· Haziran 22, 2018

Eudaemonia (saadet), iyi bir kadere, servete ya da mutluluğa sahip olmak demektir. Carl Jung, hepimizin içinde bu kavramın gelişmesi gerektiğine inanırdı. Jung, bunu yapmak için, önce kendi ‘şeytanlarınız‘ ile bağlantı kurmanız gerektiğini söylüyor. Buradaki şeytandan kasıt,  bilinçsiz bir biçimde, tutkularınızı ve motivasyonunuzu yönlendiren içsel bir zekadır. Bu sizin özünüz olduğu için, onu daha sık dinlemelisiniz.

Eğer, hemen hemen her yerde (kitapçılarda, sosyal medya, hatta modanın kendisinde bile) aşırı bir şekilde gördüğümüz bir durum varsa, o da mutlu olmanın gereğidir. TV’deki tüm reklamlar bizlere, belirli bir içkiyi içtiğimizde veya belirli bir cep telefonu satın aldığımızda, yeni ve harika hisler yaşayacağımızı söyler. Bu günlerde neredeyse, zorunlu bir sese sahip olan bir mutluluk vizyonu var.

“Bir insan için karakter, aynı zamanda onun şeytanıdır.”

– Heraclitus

Bu postmodern dünyada, mutlu olma zorunluluğu hissetmek, hiç istenmeyecek bir şekilde mutsuzluğa yol açıyor. Örneğin, Nassim Nicholas Taleb’in Siyah Kuğu (The Black Swan)  adlı kitabında ne dediğini hatırlayın: Hepimiz, dünyanın beyaz kuğularla dolu olduğuna inanıyoruz. Yapmamız gereken tek şeyin yeteri kadar çaba gösterilmesi olduğuna inanıyoruz. Ardından, çocukken bize anlatılan tüm masallar gerçek olacak.

Ancak Taleb’e göre dünyamız inanılmaz derecede karmaşık yapılardan oluşmaktadır. O kadar karmaşıktır ki, siyah bir kuğu gördüğümüzde, nasıl tepki vereceğimizi bilemeyiz. Beklenmedik bir olay ya da belirsizlik bir durum ile nasıl başa çıkacağımızı bilemediğimiz için savunmasız kalıyoruz. Bu yüzden, kendi dünyamızın dışına bakarsak mutluluğu asla bulamayacağız. Carl Jung’un dediği gibi, karakterimizi güçlendirmemiz gerekecek.

üç kadın figürü birbirine sarılıyor

Eudaemonia ve kendini bilmenin önemi

Carl Jung’un mirasını devralan insanlardan biri de James Hillman’dı. Bu Jung analisti, arketipler kavramının en derin manasını ve daha somut olarak ‘şeytan’ fikrini incelemiştir.

Ruhun Kodu (The Soul’s Code) adlı kitabında, Hillman bize gerçekten mutlu bir yaşam sürmek için, içsel deha veya “şeytanımız” ile bağlantı kurmanın önemini hatırlatır. Bu ilginç teoriyi daha iyi anlamak için, Profesör Hillman’ın kitabında neler anlattığına daha yakından bakalım.

Bir içsel deha (şeytan) nedir?

  • Daemon (şeytan), iblis anlamına gelen Yunanca bir kelimedir. Ancak, olumsuz bir çağrışımı yok. Aslında bir insanın en yüksek seviyedeki özünü simgeler. Aristoteles’in öğretisine göre, içsel deha (yani deamon, yani şeytan), en pratik anlamda erdem ve bilgeliktir.
  • Carl Jung, içsel dehanın, bilinç üstü zihnimizde yaşadığını ifade eder. Hareketlerimize rehberlik eder, bizi motive eder, fikirleri fısıldar, bize ilham ve sezgilerimize ses verir. Ancak modern toplum ve hayatın hızı kafamızı karıştırdığı için, bu iç sesten kopmak gayet normal bir durum haline gelmiştir.
  • Eğitim, bireyleri tek tipe yöneltti ve iş dünyası, özgünlüğe değer vermedi. İçsel dehanızı ortaya çıkarma fırsatı hep küçümsendi. Fakat bu varlık, canlılık ile doludur. Devasa bir potansiyele sahip ve yaratıcı potansiyelini serbest bırakmak için her şeyden daha fazlasını istiyor. Ancak, çoğu zaman ona ihtiyaç duyduğu alanı vermeye cesaret edemeyiz.
lirik raks eden kadın

İçsel deha ve saadet: bir erdem çıkmazı

James Hillam hayattaki çok az şeyin, motivasyonumuzda yaşayan o büyülü, renkli varlığı dinlemeyi öğrenmek kadar önemli olduğuna inanmaktadır. Delphi’deki Apollon tapınağında yazdığı gibi: “kendini tanı”.

  • Cevaplar için, kendi dışınıza bakmayı ve başkalarının ne istediğinden endişe etmeyi bıraktığınızda, sonunda kendinizi tanımaya yoluna girmiş olacaksınız. Sadece o zaman içsel dehanız ile bağlantı kurabilirsin.
  • Öyle ki, Eudaemonia’yı kucaklamak her zaman kolay değildir. Bazen, içinizdeki ‘şeytan’, etrafınızdaki insanların anlamadığı bir şeyler ister. Belki bir avukat artık davalara girmek istemez. Belki de, gerçekten bir sanatçı olmak istiyordur. Belki de artık eser vermek istemeyen ünlü bir sanatçı da mevzu bahis olabilir. İçindeki ‘deha’, insani bir iş ile meşgul olmasını istiyordur. İçinizdeki ‘şeytan’, kendinize sormaya cesaret edemeyeceğiniz kendi özgürlüklerinizi bulmak için daha bağımsız olmanızı isteyebilir.

İçinizdeki dehayı açığa çıkarmak çok cesaret ister. Şeytanınız, yeni deneyimler için huzursuz ve açtır. Sonuç olarak, o iç sesini dinlemezseniz, o zaman onun tarafından cezalandırılırsınız. Carl Jung’un bize hatırlattığı gibi, ‘şeytanın’ ihtiyaçlarını dinlemezseniz, ruhunuz hasta olacaktır. Çünkü arzu ve güdülerinize karşı çıkmak, sizi mutsuz eder.

yüzünü kapayan kadın

Eudaemonia’yı nasıl yetiştirirsiniz?

Hiçbir şeyin kendini bilmek kadar kadar önemli olmadığını biliyorsunuz. Arzularınızla, özünüzle, kimliğinizle ve kişisel değerlerle bağlantı kurmak iç sesinizi kucaklamanın ve tanımanın bir yoludur. Ancak, “orada olduğunu biliyorum” demek yeterli değildir.

Kendine has bir iç ses yetiştirmek, değişiklik yapmak anlamına gelecektir. Dış dünyanın size dayattığı şeyleri bir kenara bırakmak demektir. Bunun yerine kendi gerçekliğinizi yaratmayı öğrenmelisiniz. Belirsizliğin ve öngörülemeyen zorlukların sürekli olduğu çevrenizdeki karmaşıklığın tamamen farkında olmalısınız.

İçinizdeki şeytan, sizden bir şeyler istiyor. Ancak, iç dehanıza ulaşmak için, kendinizi ifade etmenin o kadar kolay olmadığı durumlarla uğraşmak zorundasınız.

balonlar ile dolu gökyüzü

Bu düşünceyle, Immanuel Kant’ın bir zamanlar söylediği şeyi hatırlamak iyi bir fikirdir: eğer mutlu olmak istiyorsanız, zeki olmayı öğrenmek zorundasınız. Diğer bir deyişle, sağlığınızı en üst düzeye çıkarmak için en iyi yöntemleri seçmeniz gerekir. Şu oldukça açık ki, ne araçlar ne de amaçlar kolaydır.

Ancak buradaki bir avantaj, yardım için her zaman Jung terapisini kullanabilecek olmanızdır. Bu terapötik yaklaşımın amacı, sizi iç sesinize daha da yakınlaştırmaktır. Eşsizliğinizi ve gücünüzü kendi yolunuzda mutlu olmak için ayırt etmenize yardımcı olmayı amaçlamaktadır.