Bir Yalancının Beyni Farklı Çalışır

· Ekim 15, 2018

Bir insan sürekli olarak yalan söylediğinde, kendi yanlışlarına yönelik olarak duygusal bir tepki  vermeyi bırakır. Böylece, duygularından tamamen yoksun bir şekilde bu davranış biçiminde bulunmak daha kolay bir hal alır ve alışkanlık haline gelir. Bu nedenle nörologlar, yalancıların beyninin farklı bir biçimde çalıştığı sonucuna varmıştır: Bu insanların beyinleri yalan söylemek amacıyla eğitilmiş bir yapıya sahiptir.

Eğer insan beynini karakterize eden bir şey varsa, bunun esneklik olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle, yalan söylemenin de diğerleri gibi bir yetenek olmasına şaşırmamamız gerekir. Yalan söyleme kabiliyeti konusunda iyi olabilmek için de günlük olarak pratik yapmak yeterli olacaktır. Örnek olarak bazı insanlar matematik, tasarım ya da yazı yazma gibi konulara tutku ile bağlı olurlar. İşte bu tür tutkuları olan insanların beyinleri aslında günlük olağan pratikleri ve yaşam biçimleri doğrultusunda ilgi duydukları konuya göre farklı bir yapıya kavuşmuş durumdadır.

“Bir yalan günü kurtarabilir, ancak geleceği mahkum eder.”

– Buddha

Psikoloji ve sosyoloji bilimleri öteden beri yalan dünyası ve kandırma konusu ile ilgili olmuştur. Ancak son dönemde teşhis tekniklerinde meydana gelen büyük gelişmelerle birlikte bu konuda bizlere hem çok daha değerli hem de oldukça rahatsız edici bilgileri sunan bilim dalı nörolojidir. Peki yalan söylemenin sebebi nedir? Eğer şimdi sizlere yalancı, sahtekar ya da dürüst olmayan bir kişiliğin çalışma, eğitim ve sürekli devam edem alışkanlıklar sonucu ortaya çıktığını söylersek, bu durumu şoke edici bulmanız pek de şaşırtıcı olmayacaktır.

Küçük yalanlarla başlayıp bunları bir alışkanlık haline dönüştüren bir kişi, beynini aşamalı olarak bir tür duyarsızlık durumuna gelme konusunda teşvik etmektedir. Sonuçta yavaş yavaş büyük yalanlar daha az acı vermeye ve bir çeşit yaşam biçimi haline gelmeye başlamaktadır.

Yalanlar yalanlar

Bir Yalancının Beyni ve Amigdala

Birçoğumuz, günlük hayatta karşımıza çıkan belirli sosyal davranışlarla karşılaşır ve bunlardan etkileniriz. Örnek olarak, bazı politikacıların yalanlara tutunduklarını ancak dürüst olduklarını savunduklarını görürüz. Bu şekilde, ayıplanacak ve hatta suç olarak değerlendirilebilecek davranışların normalleşmesine şahit oluruz. Peki bu davranışlar bu kişilerin resmi kimliklerinin getirdiği birer dinamik midir, yoksa bu durumun altında belki de biyolojik bir neden mi yatmaktadır?

Londra’da bulunan University College’da kavramsal nöroloji profesörü olarak görev yapmakta olan Tali Sharot, bu durumu açıklarken aslında biyolojik bir parçanın bulunduğunu ifade etmektedir. Ancak Sharot aynı zamanda, eğitim sürecinin de bu konuda etkili olduğunun altını çizmektedir. Yani beynin, bu tür yalan ve dürüst olmayan davranışlar ile ilişkili bölümü şüphesiz amigdaladır. Bir yalancının beyni aslında kendini eğitme konusunda oldukça karmaşık bir süreçten geçmektedir. Bu sürecin sonunda ise insan, tüm duygular ve suçluluk hissini kaybettiği bir noktaya ulaşmaktadır.

Nature Neuroscience isimli dergide 2017 yılında yayımlanan bir makalede bu konu detaylı olarak ele alınmıştır. Ancak bunu daha iyi kavrayabilmek için sizlere bir örnek vermek istiyoruz. Çalıştığı şirkette çok iyi bir pozisyona gelmiş genç bir adam düşünün. Bu genç adam, şirkette liderliğini kabul ettirmek ve çalışanların güvenini kazanmak için her türlü küçük yalana başvuruyor. Bu tür uygunsuz ve ayıplanacak davranışlar, beyinde amigdalanın harekete geçmesine neden olur. Hafızamız ve duygusal davranışlarımızla ilgili olan bu küçük çevresel (limbik) sistem, hangi dereceye kadar yalan söyleme isteğinin bulunduğunu sınırlar.

Beyinde bulunan amigdala

Şimdi de, şirketteki bu genç adamın kullandığı yalanları sürekli bir araç haline dönüştürdüğünü düşünün. Bu durumda bulunduğu yerdeki çalışma düzeni sürekli ve kasıtlı kandırmaca üzerine kurulu hale gelmektedir. Bu davranış şekli bir alışkanlık haline dönüştüğünde ise, amigdala artık reaksiyon vermeyi durdurur. Bu nedenle de yalana karşı bir tolerans yaratmaya başlar ve artık herhangi bir duygusal reaksiyonda bulunmaz. Sonuçta suçluluk duygusu ortadan kalkar, artık pişmanlık ya da endişe gibi bir durum söz konusu değildir.

Yani sonuç olarak, bir yalancının beyni sahtekarlık ve dürüst olmama durumuna kendini adapte eder.

Yalan, Beynin Farklı Bir Şekilde Çalışmasına Neden Olur

Yalan söyleyen bir insan iki şeye ihtiyaç duyar: hafıza ve duygusal soğukluk. Bu bilgi, yalancı bir kişinin beyin yapısı hakkında en kapsamlı kitaplardan birinde yer almaktadır: Psikoloji profesörü Dan Ariely tarafından kaleme alınan kitabın adı; “Neden Yalan Söyleriz?… Özellikle de Kendimize: Aldatma Sanatı”dır. Bu kitapta okurlar, konuyla ilgili olarak en az bunun kadar ilgi çekici diğer nöroloji süreçlerini de keşfetmeye davet edilmektedir.

Dr. Ariely’nin bizzat yapmış olduğu bir deney, patolojik olarak yalancı olan kişilerin beyin yapılarının %14 seviyesinde daha az boz madde (merkezi sinir sisteminin başlıca elemanlarından biri) içerdiği belirlenmiştir. Buna karşın bu kişilerde, prefrontal korteks bölgesinde %22 ila 26 arasında daha fazla beyaz madde (sinir sisteminde bulunan nöronların aksonlarının oluşturduğu topluluk) bulunduğu tespit edilmiştir. Peki bu ne anlama gelmektedir? Basitçe ifade etmek gerekirse, yalancı bir kişinin beyni, hatıraları ile fikirleri arasında çok daha fazla bağlantı kurar. Daha üst düzeyde ve yoğun bir biçimde oluşan bu bağlantı sayesinde, söyledikleri yalanlar birbiri ile daha tutarlı hale gelir. Aynı zamanda yalan söylemek için gerekli olan bu bilgilere erişim de daha hızlı bir biçimde sağlanmış olur.

Maskeli bir adam diğerine bakıyor

Tüm bu veriler aslında bize sahtekarlık ve dürüst olmama durumunun içeriden nasıl geliştiğine ilişkin ipuçları vermektedir. Aynı zamanda bu veriler, bu kavramsal sürecin tekrar edildikçe ve aşamalı olarak nasıl bir kabiliyet haline dönüştüğü ve beynimizin bu tür davranışlara karşı duygusal bileşen ilave etmeyi nasıl durdurduğunu daha iyi kavrayabilmemize yardımcı olmaktadır.

Sonuç olarak Dr. Airely, bu verilerin gerçekten korkutucu bir duruma işaret ettiğini görmüştür. Amigdalanın birtakım gerçeklere karşı reaksiyon vermediği gerçeği, bir anlamda bizleri insan yapan bazı şeyleri kaybetmeye başladığımız anlamına gelmektedir. Yaptıkları eylemlerin diğerlerini etkileyen bazı sonuçları olduğunu görme yetisini kaybeden insanlar, aynı zamanda asaletlerini ve hepimizi betimlemesi gereken doğal iyilik özelliklerini de kaybetmiş olurlar.

Yalancı bir insanın beyni birçok karanlık motivasyonla şekillenmiştir. Bu insan yalan söylemeyi ve yalanları bir hayat tarzı olarak benimsedikten sonra onun için hayatta pek çok özel hedef bulunduğunu söylememiz mümkün olacaktır: güç arzusu, statü, baskın olma, kişisel çıkarlar… Bunlar, belirli bir zamanda seçen kişinin benimsediği ideolojiye bağlı olarak değişecek hedeflerdir. Yani bu tür insanlar her zaman için kendilerini diğer insanların önüne koyarlar. Ve hayatta hiçbir şey bu durumdan daha fazla rahatsız edici olamaz.

Gelin, bu konu hakkında etraflıca düşünelim.