Ayna Sendromu

· Aralık 7, 2016

Aynaya baktığımız zaman kapıldığımız düşünceler ve hisler, başkaları ile ve aynı zamanda kendimiz ile kurduğumuz ilişki şeklini etkileyebilir. “Ayna sendromu” olarak adlandırılan bu durum düşündüğümüzden daha yaygındır.

Ayna karşısında kendimize bakma ve kendimizi inceleme alışkanlığı; vücudumuz hakkında bilgi edinme ve varsayılan kusurları, başkaları onları bulmadan inceleme ihtiyacımızı yansıtır.

Ayna sendromu, yansımamız ile ilgili bir takıntıya ve kusurlarımızı görene kadar ya da sahip olduğumuza inandığımız kusurları büyütene kadar aklımızda yansımamızın şeklini bozma eğilimine işaret eder. Yatak odasında, banyoda ya da evimizde herhangi bir yerde sahip olduğumuz bu nesnenin; ilişkilerimizde aracı olduğu söylenebilir.

Çoğu durumda, “kişi ve görüntülerinden” oluşan ilişki tamamen farklıdır. Bu ilişki sorunlarla, acılarla, endişelerle, kavgalarla, ve benzerleri ile dolu sağlıksız bir ilişkiye dönüşebilir.

Tıpkı biri ile birlikte yaşadığınız zaman olan şey gibi, her gün vücudumuz ile birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız ve her şeyden önce, kendi yaratımımız olan bir yansıtmadan başka bir şey olmayan, aynada gördüğümüz şey ile birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.

“Ayna, ayna söyle bana; benden daha güzeli var mı bu dünyada?” diye söyler kötü kraliçe Pamuk Prenses masalında. Kraliçe imkansızı başarır. Yani, kraliçe kendisini her zaman genç ve güzel olarak görür.

Gerçek hayatta kendimizi mutlu etmek için iksirlerimiz ya da büyülerimiz yok, gençlik çeşmesi de yok. Ancak kendimizi olduğumuz gibi sevme becerimiz ve her şeyden önemlisi; yaşımızı, kilomuzu, kırışıklıklarımızı, boyumuzu dikkate almadan kendimizi kabul etme becerimiz var.

Ayna sendromu, özellikle kadınlarda ve ergenlik çağında olanlarda çok yaygın olan iki hastalık, bulimia ve anoreksiyadan kaynaklandığı zaman bir patolojik eğilim haline gelir. Ne kadar inceldiklerinin önemi yok, kızlar (ve bazı erkekler de) her zaman kendilerini şişko ve çirkin olarak görürler. Bu da algısal düzeyde bir bozulmanın sonucudur.

Ayna Sendromunun Üstesinden Nasıl Gelebilirsiniz?

İlk önce, önyargıları ve kıyaslamaları bir tarafa bırakmalısınız. Biz, başkalarından daha kötü ya da daha iyi değiliz; sadece farklıyız.

Daha şişman, daha zayıf, daha uzun, daha kısa, daha güzel, daha çirkin… Bunlar sadece isteğe bağlı değerlendirmeler. Moda sürekli değişiyor ve aynı zamanda güzellik standartları da. Eğer bunun böyle olmadığını düşünüyorsanız, üç yüzyıl önceden kalma tablolara bir göz atın.

Her birimiz kendimize özgü tarzımız ile güzeliz, benzersiz ve eşsiziz, tüm evrendeki en güzel varlıklarız. Bu, her şeyden ve diğer herkesten üstün bir şekilde ne kadar iyi ve güzel olduğumuzu göstererek narsist olmamız ve sürekli yansımamıza hayranlık duymamız gerektiği anlamına gelmez. Aksine kendimizi sevmeyi ve kendimizi gerçekte olduğumuz gibi kabul etmeyi öğrenmeliyiz.

Bir yandan da kendiniz, kusurlarınız ve hoşlanmadığınız yönleriniz ile eğlenmeye başlamanız son derece gerekli. Biraz mizah hayatımıza renk katacak ve vücudumuz ile olan ilişkimizi ve aynı zamanda başkalarıyla olan ilişkilerimizi geliştirecektir.

En iyi arkadaşımız ve suç ortağımız da kendimiz olmalıyız. Bu ne anlama geliyor? Aynada gördüğünüz görüntüye karşı peşin hükümlü olmayın. Keyfiniz yerindeyse, mutlu ve hoşnutsanız; gerçekten kalçanızın, göbeğinizin ya da burnunuzun büyüklüğünü umursar mısınız?

Önemli olan kendimizi sevmemizdir. Böylece başkalarını da sevebiliriz ve onlar da bizi sevebilir. Eğer kendimize saygı duymazsak kimse bize saygı duymayacaktır.

Kendinizi kıyaslayabileceğiniz tek kişi sizsiniz, başkaları değil. Siz sadece her gün kendiniz ile mücadele edin ve kendinizi geliştirin, daha iyi bir kişi olun ve yeni beceriler geliştirin. Bu durumu aşmak için nasıl hareket edeceğinizi bilmek adına dün ve bugün nasıl olduğunuzu inceleyebilirsiniz. Ancak olumsuz noktalar yüzünden kendinizi eleştirip durmamalısınız.

Vücudumuz, sadece içsel durumumuzun bir yansımasıdır. Sağlığımız ile ilgisi olan şeylerin haricinde, vücudumuzun nasıl göründüğü konusunda kendi kendimizi dertlendirmemeliyiz. Üzgün olduğunuzda aynada gördüğünüz sizle, mutlu hissettiğiniz zaman gördüğünüz siz arasında elbette pek çok fark olacaktır.

Ne zaman kendimize gülüp kendi kendimizle eğlenebilirsek işte o zaman başkalarıyla da böyle yapabilme yeteneğimiz olur.