Aşka Büyüteç Değil, Ayna Gerekir

11 Şubat, 2018

Bazı insanlar âşık olunca adeta bir keskin nişancıya dönüşür. Kusurlar, hatalar ve zayıf noktalar bulmak için partnerlerine bir büyüteçle bakarlar. İlişkiyi hafife alır ve nihayetinde yok ederler.

Bu korkak bir insanın özelliğidir. Aşka büyüteç değil, ayna tutmak gerektiğini anlamayan birinin özelliği.

İlişkilerin güç tabiatı söz konusu olduğunda hiçbirimiz uzman sayılamayız. Çoğumuz birden fazla uçurumdan atlayıp ardında bir hayaller yığını bırakmıştır.

Belki korkak, belki de kararsız olduğumuzdan imkânsız aşk ve korkak tutkular okyanusunda gemimiz batmıştır.

“Davranış herkesin kendi imgesini sergilediği bir aynadır.”

– Goethe

Yalnız bir ilişki türü var ki diğerlerinden çok daha fazla kargaşaya yol açıyor. Bu tür ilişkilerde kişilerden biri ya da her ikisi, “kimlik yıkıcı” görevi görüyor.

Dikkatlerini partnerlerinde sevmedikleri, hoşlanmadıkları her şeye yoğunlaştırır bu kişiler. Neden mi? Onları alaya almak ve kontrol etmek için.

Böyle yaparlar çünkü dizginleri ele alma ve yaralanmış öz güvenlerini telafi etme yöntemleri budur.

Neredeyse farkına varmadan bir çıkmaz sokakta sıkışıp kalırız, kendi ataletimiz yüzünden tehlikeli bir mutsuzluk dinamiğine hapsoluruz.

Bu, bir kişinin elinde büyüteçle dolaştığı ama içindeki boşlukları ve kendi toyluğunu göremediği bir dinamiktir.

kaktüse sarılan kız

Aşkın karmaşıklığı: diğer kişiyi suçlamak

Howard Markman, Denver Üniversitesinde psikoloji profesörü. Ayrıca ilişkiler konusunda en önde gelen araştırmacılardan biri. Büyük ilgi gören çalışmalarında her gün ve yaygın yaşanan problemleri açık ve orijinal bir şekilde dile getiriyor.

Dr. Markman’ın en ilginç fikirlerinden biri, çift terapisine giden insanların büyük kısmının tüm problem ve mutsuzluğun nedeni olarak partnerini görmesi.

Bu kişiler terapistin, partnerlerinin yanlış davranışını “iyileştireceği” ya da bu derde “deva” bulacağı şeklinde imkânsız bir umuda sahip. Onlara kalsa -ki çoğu kez yardım istedikleri uzmandan bunu bekliyorlar- partnerleri kulağından çekilip kötü davranışları yüzünden ceza almalıdır.

Aslında pek çok çiftin sorunları ardında genellikle bir ruh sağlığı sorunu değil, ilişki dinamiği problemi yatmaktadır. İki kişinin kurduğu ve birbiriyle olan ilişkilerini belirleyen bir dinamiktir bu.

Dr. Markman’a göre muayenehanesinde şahit olduğu şikayetler genelde duygusal eğitim ve psikolojik becerilerle ilgili belli eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden, erken yaştan itibaren okullarda “psiko-eğitim” verilmesini önermektedir.

bisikletlerde el ele

Psiko-eğitimin amacı, kendimize yardımcı olabilmek için bizi stratejiler, araçlar ve becerilerle donatır. Kendimize aynada bakmayı öğretir. Korkularımızı, güvensizliklerimizi ve son olarak toplumun katı rol ve cinsiyet normlarını yıkabilmeyi öğretir.

Aşk söz konusu olduğunda bazı insanlar bu rol ve kurallara kapılıp gider. Kendi ailelerinden miras almışlardır bunları.

Belki de “sessiz kalıp her şeye katlanmak daha iyidir“, “bunu yapmazsa, beni sevmiyordur. Bu yüzden öfkelenmeliyim” demeyi öğrenmişlerdir.

Esasen önemli olan şey, kendimize iyi bakabilmek ve böylece ilişkiye kendimizin en iyi versiyonunu sunmak için kendimize dair bir temel kurmaktır.

Aşk, kendinizi sevmediğiniz sürece iyileştirmez

İlişkilerin bu renkli, karmaşık ve daima büyüyen dokusunda çatışma için her zaman yer vardır. 

Bunu adeta bulaşıcı bir hastalık misali negatif bir şey olarak görmek yerine kendimizi daha iyi tanıma ve ilişkimizi güçlendirme yönünde bizi teşvik eden bir şey olarak görmeliyiz.

“Aşk bizi başkalarına güvenmeye ve kendimize duyduğumuz saygının aynısını onlara da göstermeye teşvik eder.”

– Mahatma Gandhi

Çatışmalar, varlığımızın en derin parçasını karıştırır. Ne var ki yine de diğer kişinin sözde kusurlarına büyüteç tutarak gereksiz çatışmalar yaratırız.

Kendi duygusal sorumluluğumuzun hiç farkında olmadan yaparız bütün bunları. Bazen hayattan öyle çıplak ve üşüyerek geçeriz ki tek istediğimiz şey, birinin bize sığınak olmasıdır. Sıcak yerimiz.

dikenli telde kalp

Şu söylediklerimize bir kulak verin: bu şekilde davranmak asla işe yaramaz. “Sığınak” ve “doktor” görevi gören her kişi, sadece gerektiğinde işe yaradığını hissedecektir. Ne yazık ki bu bağımlı bir ilişkidir.

Er ya da geç enerjileri, ömürleri ve kendilerine olan saygıları tükenir. Çünkü bu kişi kırılmak bilmeyen bir büyütecin altında yaşayacaktır.

Bunun olmasına izin vermeyelim. Gelin hep birlikte aynanın önünde durup kendimizi ve öz saygımızı yeniden keşfedelim. Sevilmek için kendi mutluluğunuzu kurban etmek zorunda olduğunuz bir ilişkiye çekilmenize izin vermeyin.