Prens ve Kırlangıç: İlişkilerde Bağlanmakla İlgili Bir Masal

Kasım 9, 2017

İlişkilerde bağımlılığın rolüne dair bu masalı paylaşarak güvensizlik içeren bağlılık mekanizmaları, bunların bize nasıl acı çektirdiği ve aşkı bir bahane olarak gösterip karşımızdaki insanı kontrol etmeye ve hüküm altına almaya çalışırken bizi nasıl etkilediği üzerine düşünmemizi istiyorum. 

Peki, aşk ve bağımlılık arasındaki fark nedir? Neden ikisine aynı şeymiş gibi davranıyoruz? Koşullu bir bağlılık, ilişkimizi nasıl etkileyebilir? 

“Bir şeye bağlandığımızda daima korku yaşarız, o şeyi kaybetmenin korkusunu duyarız. Daim o güvensizlik duygusu hakim olur bize.”

– Jiddu Krishnamurti

Prens, günlerini pencereden dışarı bakıp bir şeyler olmasını bekleyerek geçiriyordu. Alışveriş yapmak ve kaleyi temizlemekle görevli tek bir hizmetçi vardı. “Ne sıkıcı bir hayat” diye iç geçirdi prens.

Bir Nisan sabahı, kırlangıç pencere kenarına tünedi. “Ah! Ne küçük ve nazik bir yaratık,” diye bağırdı Prens. Kırlangıç ona kısa bir şarkı söyleyip gitti. Prens şaşkındı: Kuşun söylediği şarkı dünyanın en güzel şarkısı gibiydi ve tüyleri ise eşsizdi. Ne benzersiz bir hayvandı bu!

Kırlangıç geri döner

O zamandan sonra prens, sabırsızlıkla kuşun geri dönmesini bekledi. O gün geldi ve kırlangıç yine bir şarkı söyledi. Prens kendini çok şanslı hissediyordu. “Acaba üşüyor mu?” diye düşündü kuş tekrar kanatlanmadan evvel.

Kuş, üçüncü defa geldi. Prens, kırlangıcın aç olup olmadığını düşündü. Sonraki günlerde kendini kırlangıç için küçük bir ev yapmaya adadı. Hizmetçisini odun ve çivi almaya ve böcek avlamaya yolladı. Nihayet, başarısız birkaç denemenin ardından küçük evi de hizmetçisinin yapmasını istedi. “Lanet kuş,” diye homurdandı hizmetçi.

mavi bebeğin burnuna konan minik kuş

Küçük evin içine böcekler ve su koydu, ayrıca yatak olarak da ipek parçaları yerleştirdi. Kırlangıcın pencere kenarına tünediğini görünce, küçük evi getirdi ve kuşun sudan içip hazırlanan yemeklerden yemesini zevkle izledi. “Bu böcekleri sevdin mi tatlı kırlangıcım?” diye sordu. “Senin için yakaladım,” diye ekledi. Kırlangıç hafif başını sallayıp yine kanat çırpıp uçtu.

Prens, kendi belirsizliğiyle başa çıkmalı

Sonra endişelendi Prens. Ya kırlangıç bir daha hiç gelmezse? Ya daha güzel bir yer bulursa? Belki de başka prensler ona daha güzel evler yapacak ve onun için bizzat böcek yakalayacaklardı. Buna izin veremezdi. Koca dünyada böyle bir kırlangıç daha yoktu.

Prens, iki gün ne uyudu ne de başka bir şey düşündü. Sonra küçük eve kilitli bir kapı yaptırmak geldi aklına. Kırlangıç her zamanki gibi geri geldi ve yemek yemek için eve girdiğinde prens kapıyı kilitledi. “Seni seviyorum,” diye itirafta bulundu, “suyun, yemeğin eksik olmayacak ve hiç üşümeyeceksin.”

Aklı karışan kırlangıç önceleri Prens’e ayak uydurdu, zira burada çok rahattı. Evinin sıcaklığı ve etrafa göz gezdirmeye gerek kalmaksızın elinin altında daima yiyecek bulunması hoşuna gitti.

Prens kafesi yatak masasının yanına koydu ki her sabah kırlangıcı selamlayabilsin. “Sen benim kırlangıcımsın. Haydi bana bir şarkı söyle,” diyordu. “Bu hayat o kadar da fena sayılmaz,” diye düşündü kırlangıç ve şarkı söyledi. Ama zamanla müziği uçup gitti ve tamamen sessiz kaldı. 
parmağa konan kuş

Kırlangıç, şarkısını yitirir

“Artık şarkı söylemiyor musun?” diye sordu Prens, şaşkındı. “Şarkı söylediğinde beni çok mutlu ediyordun.”

“Bana şarkı söyleten; nehrin akıntısı, ağaçların içinden geçen rüzgarın sesi, dağlardaki kayalara çarpan ay ışıltısıydı. Sana o şarkıyı sevinçle getirdim ama artık bu kafeste şarkı söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum.

“Ama seni sevdiğim için yaptım bunu,” dedi Prens. “Tek başına uçman tehlikeli. Ya bir kaza gelirse başına? Ya yiyecek bulamazsan? Ya bir avcı vurursa seni?”

“Avcı mı? O da ne?” diye sordu kuş.

“Ben sana bakıyor ve seni koruyorum. Burada her türlü tehlikeye karşı güvendesin.”

Bir gün prens titreyerek uyandı. Kırlangıcı okşamaya gitmişti ama kuş ölmüştü. Çok öfkelendi ve hizmetçisini bulmaya gitti zira onun avladığı böceklerin kuşu öldürdüğünden emindi. “Suçluyu” bulmuş olması prensi rahatlatmadı ve kendini kırlangıçla tanışmadan önceki zamandan çok daha yalnız ve çaresiz hissetti. Sonra birden başka bir kırlangıç kondu pencereye ve bir şarkı tutturdu. Prensin duyduğu en güzel şarkıydı bu…

Kapısında kilit olan evler, aşkı söndürür

Bu masal, ilişkilerde bağımlılığın nasıl işlediğini anlatıyor ve korkularımızın, diğer kişinin arzu ve haklarını kısıtladığını gösteriyor. Biz şunu öğretiyor: insanları değiştirmeye çalışarak onları hayatlarına anlam veren şeyden uzaklaştırmış oluruz: mutluluklarından. Bütün bunları “Onun için” yaparız ama aslında onlara ne yaptığımızı fark etmeyiz.

Yalnızlık veya boşluk durumlarında bu durumdan kendimiz çıkma sorumluluğumuzu kabul edebilir ya da partnerimizi bir bağımlılık ilişkisi kurarak bu boşluğu doldurmaya zorlayabiliriz.

Bağımlılık, sevdiğimiz kişinin özelliklerini abartarak aklımızı karıştırır ve onları yeri doldurulmaz eşsiz varlıklar şeklinde görmemize neden olur. Böylece onları kaybettiğimiz takdirde neler olacağını düşünerek daha fazla endişeye kapılırız. Onların iyiliğini düşündüğümüzü ya da onları koruduğumuzu iddia ederek sevdiğimiz insanı özgürlüğünden mahrum bırakabiliriz.

Bu bağımlılık hakkında bir masal ama aynı zamanda da aşk hakkında. Aşk, diğer kişiyi olduğu gibi kabul etmek ve saygı göstermektir, onun mutluluğunu kendi ihtiyaçlarımızın tatmini üzerinde tutmak ve onu mutlu edecek şey buysa, -tıpkı kırlangıçlar gibi- ihtiyaç duyduklarına uçmalarına izin vermektir.

* Orijinal hikâye, Mar Pastor tarafından yazılmıştır.