Anksiyete İle Siz Artık Siz Değilsiniz!

Aralık 5, 2019
Anksiyete ile meşgul olan bir zihin en basit şeylerden bile keyif almamaya başlar. Endişe, acı ve olumsuz iç dinamikler insanı adeta çevreler ve tutsak eder. Bu durum, sadece "hayatta kalmak" olarak kendimizi sınırlandırmamıza ve aslında gerçekten hayatı yaşamayı bırakmamıza neden olmaktadır.

Hayata dair tüm gerçeklikler anksiyete ya da başka bir deyişle kaygı bozukluğu tarafından esir alındığında, her şey değişir, bozulur ve sönüp gider. Çünkü anksiyete, sürekli olarak bizden faydalanmak isteyen, git dediğimizde bir türlü gitmeyen ve hayatımızdaki her şeyi altüst eden “işgalci” bir misafire benzer. Bu durumla karşı karşıya kaldığımızda, kişiliğimizin de değiştiği bir gerçektir. Bu problem nedeniyle sahip olduğumuz potansiyeli kaybetmemizin yanında, dengemiz ve sağlığımızın da olumsuz yönde etkilendiğinin altını çizmemiz gerekir.

Konu psikolojik bakış açısından değerlendirildiğinde, insanların sahip oldukları “güzellikleri” birer “çirkinliğe” dönüştürme konusunda uzman olduklarını söylemek mümkündür. Peki bu cümleyle ne demek istiyoruz? Burada altını çizmek istediğimiz konu, anksiyetenin aslında kendi başına bizim için bir düşman olmadığıdır. Aslında onu, keyif kaçıran bir canavar haline bizler kendi elimizle dönüştürüyoruz. Bu aşama geçildiğinde, yani artık bir canavara dönüştükten sonra rahatımızı, huzurumu ve sağlığımızı yiyip yutma konusunda pek de zorlanmadığı açık bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Anksiyete ve Etkileri

İyi bir biçimde kontrol edilip ince bir şekilde ölçülü olarak kullanıldığında, bu kavramın aslında bizim için harika bir dost olduğunu söyleyebiliriz. Anksiyete, karşımıza çıkan tehditlere zamanında reaksiyon gösterme, ihtiyacımız olan gücü ve ivmeyi yakalama, motivasyon konusunda eksik kalan yönlerimizi giderme, başarma becerisini kazanma ve bunlar gibi birçok önemli özelliğe sahip olmaya yardımcı olur. Ancak diğer taraftan, anksiyetenin en büyük düşmanımız olma ihtimali de bulunmaktadır.

Günümüz toplumu, endişeli kişilikler için son derece olumsuz ve negatif olarak yönlendirici etkileri barındırmaktadır. Anksiyete, belirsizliklerin fazla olduğu ortamlarda daha yoğun bir biçimde yaşanır ve artış gösterir. Yaşadığımız çağda dünyanın irili ufaklı çok sayıda kontrol edemediğimiz potansiyel tehditlerle dolu olduğunun altını çizmek gerekir. Ancak aynı zamanda çok ilgi çekici ve çarpıcı bir gerçeği de vurgulamak doğru olacaktır: Toplumumuz bir şekilde endişeli ve stres dolu davranışları da ödüllendirmektedir.

Sürekli bir biçimde meşgul ve kaygılı olmak, boş zaman bulamamak ya da aynı anda pek çok işi yapmak zorunda olmak çok normal ve hatta istenen bir durum haline gelmiştir. Günümüzde bu tür bir yaşama sahip olmayan insanlar, tembel ya da umursamaz olarak etiketlenmektedir. Şu konuda çok net olalım: Anksiyeteyi güçlendirmek ciddi yan etkileri de beraberinde getirmektedir. Adeta bir otomatik pilot modunda yaşamak ve bu biçimde yönlendirilmek aslında yaşamak anlamına gelmez. Bu tarz bir yaşam sadece hayatta kalabilmek için kendimizi sınırlamak anlamına gelecektir.

“Anksiyeteyi saklamak ya da bastırmak, aslında anksiyetenin etkilerinin daha da güçlenmesine yol açar.”

– Scott Stossel

Anksiyeteli adam pencere kenarında

Anksiyete Hayatımızı Kuşattığında Neler Yaşarız?

Londra Roehampton Üniversitesi Adli Tıp ve Klinik Psikoloji Profesörü Robert Edelmann, Anxiety: Theory, Research and Intervention in Clinical Psychology adlı kitabında çok ilginç bir noktaya dikkatimizi çekmektedir. Edelmann’a göre anksiyete, kendi başına bir psikolojik anomali ya da bir hastalık olarak nitelendirilemez. Bu aslında, insan vücudunun çalışması ile ilgili farklı ve normal bir süreçtir. Bu aşamada karşımıza çıkan tek sorun, insanın bu durumu yanlış bir biçimde algılamaya ve kullanmaya başlamasıdır.

İnsanlar, aylar, yıllar ve hatta on yıllar boyunca gerilimlerini, korkularını ve endişelerini biriktirirler. Yüzleşilemeyen bazı tecrübeler, sürekli olarak stres altında geçen bir yaşam biçimi ve ayrıca olumsuz içsel dinamikler, dışarıya hava kaçışı olmayan ve çok tehlikeli bir biçimde dolan bu basınçlı tüpü durmaksızın besler.

Yanıcı maddelerde olduğu gibi patlamasa da adeta her parçamıza işleyen bu süreç bizi sürekli olarak bir değişim ve dönüşüme zorlar. Şimdi sizlere, anksiyete adı verilen kavram hayatımızı kontrol altına aldığında neler yaşayabileceğimize ilişkin birkaç örnek verelim.

Kendinize Olan Güveniniz Kaybolur, Kendi Kendinizi Sabote Etmeye Başlarsınız

Anksiyete, kendi beklentilerine karşı gelen bir insanın ortaya çıkmasına neden olur. Aşamalı bir biçimde kişinin kendisine olan mental yaklaşımı gittikçe daha olumsuz bir hale gelir. Bunun sonucunda da insan kendisini boykot eden bir duruma düşer. Aklınıza gelen her fikir, anksiyetenin kontrolü altında bulunan bir iç ses tarafından sürekli olarak sorgulanmaya başlar.

Bu bağlamda, hedefler, istekler ve geleceğe yönelik planlar da birer eleştiri konusu haline dönüşür. Anksiyete bize her aşamada, bu tür beklentilerin hiçbirinin önemli ve çaba harcamaya değer olmadığını ve eğer bunlara ulaşmak için denemelerde bulunursak sürekli olarak başarısız olacağımızı fısıldar. Ne kadar sıkı çalışırsak çalışalım önümüzde duran görevi başarmamız ya da hedefe ulaşmamızın mümkün olmayacağına ikna olmaya başlarız. Sürecin sonunda kendimiz ve beklentilerimiz ile ilgili o denli soru işaretleri ile ortaya çıkar ki, tüm bunlardan tamamen vazgeçmeye karar veririz.

Kişisel İlişkiler Kalitesini Yitirir

Anksiyete beyinlerimizi ve hayatlarımızı kontrol altına aldığında, çok değer verdiğimiz kişisel ilişkilerimiz de bu durumdan olumsuz yönde etkilenir. Sürekli olarak meşgul bir zihin, en çok değer verdiğimiz insanları bile istemeden de olsa ihmal etmemize neden olur. Bunun nedeni ise, hissettiğimiz duyguların yalnızca keder, baskı ve rahatsızlık olduğu bir ortamda çevremizdeki kişilerin ihtiyaç ve isteklerinin farkına varmanın pek mümkün olmamasıdır.

İnsanın, içinde adeta duygusal fırtınalar koparken samimi, iyimser ve kararlı bir karakter çizmesi oldukça zor olacaktır. Şüphesiz tüm bu sorunlar, aile içerisindeki ilişkilerde ciddi problemlerin ortaya çıkmasına ve sık sık gerilimler yaşanmasına neden olmaktadır. Diğer taraftan, sosyal ilişkilerin de zayıfladığını ve kişinin iç dünyasını anksiyete kapladığında arkadaşları ile ilişkilerini sağlıklı bir biçimde sürdürmesinin ya da yeni arkadaşlar edinmesinin de son derece zor olacağı bir gerçektir.

Bankta tek başına oturan bir kadın

Anksiyete Kontrolü Ele Aldığında Her Şey Anlamını Yitirmeye Başlar

Anksiyete sahibi bir insan oldukça uyuşuk ve tembel bir biçimde hareket eder. İşine gider ve gelir. Konuşması gereken zamanlarda konuşur, cevap verir, gülümser ve sonra susar. Eskiden yapmaktan hoşlandığı aktivitelere katılır, eğleniyormuş gibi yapar ve hatta belli bir dereceye kadar çevresine mutlu bir insan görüntüsü de verebilir. Ancak eve dönerken hissettiği şey içindeki o büyük boşluk olacaktır.

Anksiyete bozuklukları. beynimizin ve vücudumuzun norepinefrin ve kortizol hücumuna uğramasına yol açar. Bu hormonlar, kendimizi sınırlamamıza neden olurken, aslında sürekli bir biçimde tetikte ve adeta sadece hayatta kalmaya çalışan insan modunda bir yaşantı anlamına gelmektedirler. Bu yüzden, anın tadını çıkarmak ve rahatlamak pek mümkün olmaz. Çünkü endişe ve kaygı ile dolu bir beyinde serotonin ve endorfin hormonları için fazlaca yer kalmamış demektir.

Tüm bunlar kendimize tam olarak bir yabancı haline gelmemiz ile sonuçlanır. Çok az şeyden zevk alır hale gelir ve hemen hemen her şeyin almanı yitirdiğini düşünürüz. Yavaş yavaş, yolları kaygıların çizdiği ve kaosun hakim olduğu bir boşluk içinde gezinmeye başlarız. İnsanın kendi kendisini böyle bir duruma düşürmesine asla izin vermemesi gerekir. Ayrıca bu tür durumların uzun süre devam etmesine de müsaade edilmemelidir. Çünkü bu ve buna benzer süreçlerin neden olduğu psikolojik ve fiziksel yıpranmanın devasa boyutlarda olacağını aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir.

Yardım isteme konusunda kesinlikle tereddüt etmeyin. Anksiyete bozuklukları, belirli bir panzehirle tedavi edilebilecek sorunlar değildir. Bu tür problemlerin üstesinden gelebilmek için ihtiyaç duyacağımız şeyler, doğru bir strateji ve öğrenmemiz gereken yeni mental yaklaşımlar olmalıdır.

  • Hofmann SG, Dibartolo PM (2010). Introduction: Toward an Understanding of Social Anxiety Disorder. Social Anxiety.
  • Stephan WG, Stephan CW (1985). Intergroup Anxiety. Journal of Social Issues.