Anksiyete Hakkında 8 İlginç Bilgi

Mart 3, 2020
Anksiyetenin kaç farklı türü vardır? Kaygılarımız hangi noktaya kadar mantıklıdır? Anksiyete problemi yaşadığımızda rasyonel davranabilir miyiz? İşte anksiyete ile ilgili bu gibi soruların cevaplarını sizler için hazırladığımız yazımızda bulabilirsiniz.

Günümüzde insanlar, hiç şüphesiz bir anksiyete çağı içinde yaşamaktadır. Bu duygusal problem, midemize sancılar girmesine, boğazımızın düğümlenmesine ve mental anlamda endişelerimizin artmasına neden olmaktadır.

Kimi zaman ortadan kaybolur, kimi zaman geri gelir ve kimi zaman da yeniden gider. Ancak geldiğinde bir an önce gitmesini istediğimiz halde hemen ondan kurtulmamız mümkün olmaz. Aslında bu hastalığın getirdiği öngörü, hayal ve söylem dürtüsüne kendimizi o denli kaptırırız ki, bir anda kendimizi çok korkunç senaryolar içinde sıkışmış bir halde bulabiliriz. Kimilerinin de dediği gibi anksiyete sahibi olmak aslında gelecekten bıkmak ya da gelecek hastalığına yakalanmak olarak tarif edilebilir.

Günümüzde anksiyete konusu sürekli bir biçimde gündemde olsa da, bu sorunla ilgili çok fazla sayıda bilinmeyen belirli bir takım yönlerin ve bilgilerin bulunduğunun altını çizmek gerekir. Bu bilinmeyenleri öğrenmeye hazır mısınız? O zaman hep birlikte biraz derinlere inelim. 

“Özgür olmak için doğdunuz. Hiçbir şeyin ya da hiç kimsenin kölesi olmayın. Anksiyetenin hayatınızı ele geçirmesine asla izin vermeyin.”

– Bernardo Stamateas

Pencere kenarındaki anksiyete sahibi adam

Anksiyete Rasyonel Beyni Devre Dışı Bırakır

Beynimiz belirsizliklerden, ne olacağını bilememekten ve kontrol eksikliği hissinden hoşlanmaz. Bu nedenle, bilinmeyen bir durumla karşı karşıya kaldığımızda zihnimizin içinde binlerce endişe birbirini kovalamaya başlar. Bu arada, duygusal hafıza bankamız olan badem şeklinde bir yapıya sahip olan amigdala, olan biten her şeyi gözlemler.

Eğer amigdala tehlikeli bir durumun varlığını tespit ederse, derhal alarm sinyallerini devreye sokar. Bu esnada, kan dolaşımı ile kortizol ve dopamin gibi hormonları salgılayarak hayatta kalmamızı ve neler olabileceğini tahmin etmemizi sağlamaya çalışır. Ancak tüm bunlar meydana geldiğinde artık geriye dönüş yoktur. Çünkü artık beynimizin rasyonel olarak çalıştığını söylemek mümkün değildir.

Gördüğümüz gibi amigdalanın asıl niyeti iyi olsa da, çalışma biçimi belirli olumsuzlukları içeren temel özellikler taşımaktadır. Bu yüzden de, daha içgüdüsel ve hata payı daha yüksek tepkiler vermeye başlarız.

Endişelerin Pek Çoğu Yersizdir

Endişe etmek insancıl bir durumdur. Aslında hepimiz endişe etmek, gelecekte neler olabileceği konusunda fikir yürütmek ve hayatta kalabilmek için alternatif planlar üretmek üzere programlanmış birer insanız.

Ancak kimi zaman bu tür ihtiyaçlara hep aynı şekilde tepki vermek mümkün olmayabilir. Pennsylvania Eyalet Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada, endişe ettiğimiz beklentilerin yaklaşık olarak % 91’i hiçbir zaman gerçekleşmemektedir. Yani endişelerimizin çok büyük bir oranda yersiz olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Benzer bir durum Amerikalı yazar Earl Nightingale tarafında da vurgulanmıştır. Nightingale, endişelerimizin %40’ının hiç gerçekleşmediğini, %30’unun geçmişe dair konular olduğunu, yani endişe duymanın herhangi bir şeyi değiştirmeyeceğini, %12’sinin sağlık konusunda gereksiz endişelerden kaynaklandığını ve %10’luk bir bölümünün de ufak ve neredeyse anlamsız ve ilgisiz detaylardan oluştuğunu ifade etmiştir. Bu durumda, geriye dikkate almamız gereken sadece %8’lik bir oran kalmaktadır.

O halde bu rakamlar bizi şu sonuca götürmektedir: Düşündüğümüz, hayal ettiğimiz ve gerçekleşmesinden korktuğumuz her konuda ana karakterlerden biri hayal ürünümüz olan kurgulardır. Aslında bunu kendi kendimize de test edebiliriz.

Örnek olarak, kendinize sizi en fazla endişelendiren şeylerin neler olduğunu ya da bir hafta veya bir yıl sonra olmasından en çok korktuğunuz olayların neler olabileceğini sorun. Bulacağınız cevaplara siz de gerçekten çok şaşıracaksınız.

Anksiyete Türleri

İki çeşit anksiyete bulunmaktadır.

  • Birinci tür anksiyete, daha çok uyum sağlayan ve bize zarar verebilecek ya da acı çekmemize yol açabilecek potansiyel tehlikelere karşı kendimizi korumayı hedefleyen rasyonel anksiyetedir. Örneğin bir iş görüşmesi esnasında ya da birlikte yaşadığımız veya bizim için önemli olan birinden haber alamamak gibi durumlarda yaşanan anksiyete bu kategoriye girmektedir.
  • Diğer anksiyete türü ise daha irrasyonel özelliklere sahip olan, aslında tehdit olmayan bir durumun tehdit olarak algılandığı ve kendimizi bu durumla başa çıkamayacak şekilde gördüğümüz türdür. Örnek olarak, eğer bir görüşme gerçekleştireceksek ve bu görüşmede başarısız olacağımız kanısına kapılarak istediğimiz işi hiçbir zaman elde edemeyeceğimiz düşüncesine kapılıyorsak, bu durumu irrasyonel anksiyete olarak görebiliriz. Benzer şekilde, istemediğimiz yaşam koşulları altında yaşamak zorunda kalacağımızı düşünmek, birlikte zaman geçirdiğimiz bir kişinin telefonlarını açmaması ya da beklediğimiz yere gelmemesi nedeniyle artık bizimle görüşmek istemediği kansına kapılmak irrasyonel anksiyete örnekleridir.

Bu ikinci türde keder ve aşırı derecede rahatsızlık hissetme olasılığımız yüksektir. Kontrol edemediğimiz bu problemlerin bir süre sonra tüm vücudumuzda negatif etkilerinin ortaya çıkması ve sonuç olarak günlük yaşantımızı olumsuz yönde etkilemesi mümkündür.

Her Şeyin Önemli Olduğu Yanılgısı

Konu ile ilgili diğer bir oldukça ilginç bilgi, anksiyete için her şeyin önemli olmasıdır. Yani anksiyete sorununu yaşıyorsak, önceliklendirme yapmanın gerçekten çok zor olduğunu düşünüyoruz demektir.

Her şeyi kontrol altında ve bir arada tutma gereksinimi duyacağımızdan, her detay uzun ve dolambaçlı bir yol haline dönüşür. Yaptığımız işlerin her boyutunu çok önemli olarak algılarız. Ayrıca eğer mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahipsek, bu senaryo çok daha kasvetli ve içinde çıkılmaz bir hale dönüşür.

Sadece söyleyip söylemediğimiz şeyler değil, aynı zamanda giydiğimiz kıyafetler, davranış şeklimiz ya da herhangi bir olayda herhangi bir kişinin üzerimizde yarattığı etki bile çok önemli birer detay haline gelir. Her şey belirleyici ve her detay etkili olacağından tüm bunlar üzerinde kontrol sağlama ihtiyacı hissederiz. Elbette böyle bir şeyi başarmak imkansızdır. Bu yüzden de tüm bunlar içinde adeta boğulmuş gibi hissederek aşırı strese girmemiz çok doğal bir sonuç olacaktır.

Kaçınmak Anksiyeteyi Artırır

Anksiyeteye yol açan her uyarıcı ya da durumdan kaçınmak son derece doğal bir davranış şekli olarak görülebilir. Aslında böyle davrandığımızda bir tür rahatlama hissederiz. Ancak uzun vadede eğer bu strateji korkularımızla başa çıkmak için benimsediğimiz doğal bir yöntem haline dönüşürse, tam tersi bir etkiye yol açacaktır.

Bir durumdan ya da bir şeyden sürekli olarak kaçar ya da sakınırsak, aslında bu yaptığımız şey başa çıkmama yöntemini iyice benimsemek olacaktır. Çünkü bu davranış şekli, hoşa gitmeyen uyarıcıların zararsız olabileceğini gerçekleme ihtimalini ortadan kaldırır ve hissettiğimiz korkular kalıcı olmaya devam eder. Yani istemediğimiz durumların karşımıza çıkmasını engelleyerek, aslında bunların bizim için ciddi bir tehlike olduğunu gerçeklemiş oluruz. Bunun sonucunda da, irrasyonel fikirlerimiz zihnimizde yer etmeye devam eder ve zaman içerisinde anksiyete kaçınılmaz bir şekilde daha şiddetli bir hale gelir.

Bunlara ek olarak, kaçınmak hayatımızı o denli sınırlar ki ruh halimizi olumsuz yönde etkileyerek anksiyetenin daha da derinden etkili olmasına yol açabilir.

Anksiyete ve Maskeleri

Bazı durumlarda anksiyete, üzüntü, kızgınlık ve hatta acı gibi çeşitli duyguların arkasına gizlenmiş olabilir. Bunların yanı sıra işleri sürekli erteleme, uykusuzluk ya da aşırı uyuma hali, sürekli olarak bir şeyler yeme isteği ya da iştahsızlık gibi durumların asıl nedeni anksiyete olabilir.

Tüm bunların dışında sessiz ve kendini göstermeyen bir anksiyete türü de bulunmaktadır. Bu sorunu yaşayan insanlar dışarıdan bakıldığında oldukça sakin ve huzurlu görünürler. Ancak iç dünyaları büyük bir kargaşa ve korku ile kaplıdır. Bu tür insanların büyük bir bölümü anksiyete sahibi olduklarının dahi farkında olmayabilirler.

Üzgün kadın elini cama yaslamış

Umut Duygusu Beslemek Anksiyeteyi Azaltır

Endişeli bir zihin, özellikle bilinmeyen durumlarda karşımıza ne çıkarsa çıksın mutlaka tehlikeli ve tehdit edici olacağı konusunda ikna olmuştur. Bu durumu belirsizlik ve kendini güvende hissetmeme nedeniyle ortaya çıkan korku olarak tanımlayabiliriz. Bu sorunu tedavi etmek için farklı yaklaşım ve terapi metotları bulunsa da, umut beslemek ve biriktirmek gibi faydalı olabilecek çeşitli yöntemler de işe yarayabilir.

Houston Üniversitesi profesörlerinden psikolog Matthew Gallaguer ve ekibi yaptıkları çalışmayla, umut duygusu üzerinde çalışmanın anksiyetenin iyileştirilmesi açısından son derece faydalı olduğunu göstermişlerdir. Çünkü umutlu olmak, kişinin düşünce yapısını, hislerini ve gerçeği algılama biçimini değiştirmektedir.

Eğer daha dikkatli düşünürsek umudun korku hissinin tam zıddı olduğunu anlayabiliriz. Çünkü umut duygusu, işlerin o kadar da kötü gitmeyeceği ya da en azından iyiye gideceği hissini verir. Yani bu duyguya sahip olmanın, direnci ve daha gelişmiş bir düşünce yapısını destekleyen felsefi, manevi ve duygusal bir araç olduğunu söyleyebiliriz.

Kişinin Kendinden Beklenti İçinde Olması Anksiyetenin En Yaygın Nedenleri Arasındadır

Kendimizden beklenti içinde olmamız aslında bir yanlış bir şey değildir ve herhangi bir soruna yol açmaz. Hatta bir insan olarak gelişip büyümemize yardımcı olduğunu da söyleyebiliriz. Esas sorun, kendimizden çok büyük beklentiler içine girdiğimiz andan itibaren başlar. Bu durum, kişinin kendisiyle olan iletişiminde olumsuz etkiler ortaya çıkmasına neden olur.

Evet, kimi zaman ne, kimi zaman nasıl ve kimi zaman da her iki açıdan kendimizi zorlarız. İşte bu noktada isteklerimiz ve beklentilerimiz yıkıcı olmaya başladığında kendi kendimizi incittiğimiz bir sürece girmiş oluruz.

Kendimizden beklentilerimiz adeta bir zorbalık halini alır. Kendimizle konuşurken “bunu yapmalıyım” ya da “şu şöyle olmalı” gibi düşünceler gitgide ağırlık kazanır. Bunun sonucunda da güçlü, mükemmel, hızlı ve sürekli etkin olmamız gerektiği konusunda kendimizi inandırırız.

Bizi adeta kölesi haline getiren imkansızı istemek elbette acı çekmemize neden olur. Çünkü hiçbir şeyi yeterli görmediğimiz için bu durum sürekli bir biçimde bizi cezalandırır ve kurtulmamızın çok zor olduğu bir ağın içine hapseder. İşte sıkışıp kaldığımız bu ağın ana aktörü ise anksiyetedir.

Gördüğümüz gibi, anksiyete evreni gizemli olduğu kadar heyecan verici ve ilgi çekici özelliklere sahiptir. Bıkıp usanmadan bizi şaşırtmaya devam eder. Anksiyete, saygı duymamız gereken bir duygusal durumdur. Bu nedenle de, bu duruma yol açabilecek konularla ilgili bilgi sahibi olmak bize her zaman için olumlu katkı sağlayacaktır.

  • Hofmann, S. G., Sawyer, A. T., Witt, A. A., & Oh, D. (2010). The Effect of Mindfulness-Based Therapy on Anxiety and Depression: A Meta-Analytic Review. Journal of Consulting and Clinical Psychology78(2), 169–183. https://doi.org/10.1037/a0018555