Alaaddin Faktörü ve Girişkenlik

19 Eylül, 2020
Alaaddin faktörü olarak anılan kavramın ne olduğunu biliyor musunuz? Peki bunun sizi ne kadar etkilediğini ve kendi yararınıza nasıl kullanabileceğinizi biliyor musunuz? Bu yazıda, size bu konuyla ilgili her şeyi anlatacağız.

Alaaddin faktörü, gerçek anlamda istemediğimiz için dileklerimizin çoğunun yerine getirildiğini göremediğimizi savunan bir kavram. Standart olarak, bir iyilik istediğimizde insanların “evet” deme olasılığını hafife alıyoruz. Yani, aslında, isteğimizin kabul edileceğini öne süren “Alaaddin faktörü” isimli konsepti hafife alıyoruz.

Araştırmalar, insanların kendilerine verilen anketleri doldurma, hayır kurumlarına bağış yapma ya da sadece söyleyeceklerimizi dinleme konusunda istekli olduklarından pek emin olmadıklarını gösteriyor.

Peki siz hiç bir yabancıdan bir şey istemek durumunda kaldınız mı? Bir arama yapmak için hiç birinin telefonunu ödünç almanız gerekti mi? Hiç yön sormak veya başka bir iyilik istemek zorunda kaldınız mı? Kesinlikle tereddüt ettiniz ve olabilecek en kötüsü sonucu beklediniz değil mi? Peki bunu gerçekten de yapmalı mısınız?

Yeni araştırmalar, insanlardan bir iyilik istemek söz konusu olduğunda kendimizi hafife aldığımızı ve bu isteğin gerçekleştirilmesine dair olabileceğin en kötüsünden korktuğumuzu gösteriyor. Son dönemde bir araştırma yapan Vanessa Bohns, bu konudaki çalışmasının bir özetini kamuoyu ile paylaştı ve başkalarını etkileme yeteneğimize ilişkin normalde tahmin ettiğimizden daha olumlu ve umutlu bir tablo çizdi.

Alladdin faktörü günlük hayatı nasıl etkiliyor?

Alaaddin Faktörü: bir cep telefonu ödünç almak

Acil bir arama yapmak için birinin cep telefonunu ödünç almanız gerektiğini varsayalım. Peki bu isteğinizi haklı çıkarmak için bir hikayeye mi ihtiyacınız var? Örneğin, karşınızdakine bunu sorarken şu hikayeyi anlatın: Tüm otobüs yolculuğunu en sevdiğiniz YouTuber’ın podcast’inin eski bölümlerini dinleyerek geçirdiniz, telefonunuzun bataryası siz hiç farkında olmadan bitti ve bir arkadaşınızı aramanız ve onlardan sizi almasını istemeniz gerekiyor. Bakalım Alaaddin faktörü sizin lehinize çalışacak mı? Bu teoriye göre tek yapmanız gereken sormak.

Bir arama yapmak üzere birisinin size telefonunu ödünç vermesi için bunu kaç kişiye sormanız gerektiğini düşünüyorsunuz?

Yapılan bir çalışmada, araştırmacılar, insanlara benzer bir soru sordular. Bununla birlikte, katılımcılardan, ilk olarak, üç kişi telefonlarını ödünç verecek şekilde kaç kişiye yaklaşmaları gerektiğini tahmin etmeleri istendi. Ortalama olarak, katılımcılar, yaklaşık on kişiye sormaları gerekeceğini söylediler.

Bu noktada katılımcılar dışarı çıktılar ve tahminlerinde ne kadar doğru olduklarını görmek için üç kişiden telefonlarını ödünç almaya çalıştılar.

İlginç bir şekilde, ortalama olarak, üç kişiden cep telefonlarını ödünç almak için yalnızca altı kişiye sormaları gerekiyordu. Başka bir deyişle, insanlar, başkalarının onlara yardım etmeye ne kadar istekli olacağını hafife aldılar.

Alaaddin Faktörü: Peki ya utanç verici bir iyilik isterseniz?

Tamam, insanlar normal şartlar altında telefonlarını bize ödünç vermek konusunda beklediğimizden daha fazla istekli. Peki, insanların bu iyilik seviyesi sizce ne kadar ileri gidebiliyor? Ya insanlardan etik olarak sorgulanabilir bir şey yapmalarını istememiz gerekirse?

Başka bir çalışmada, Bohns ve arkadaşları çok daha ciddi bir şeyi değerlendirdiler: kütüphaneden alınan bir kitabı tahrif etmek.

Bu araştırmadaki katılımcılar, görevlerinden birisinin bir kütüphane kitabına “turşu” kelimesinin yazılmasını sağlamak olduğunu öğrenirler. Saçma mı? Açıklanamaz mı? Evet, hatta daha fazlası! Kullanacakları strateji, birisine bir şaka yaptıklarını söylemek, ancak kendilerinin olmayan bir yazıyla birinin yazdığı bu kelimeye ihtiyaçları vardı.

Cep telefonu üzerinden yapılan araştırmada olduğu gibi, araştırmacılar, katılımcılardan üç kişinin bir kütüphane kitabını “tahrif etmesini” kabul etmesi için sormaları gereken kişi sayısını tahmin etmelerini istedi. Ortalama olarak, katılımcılar, üç kişiye bunu kabul ettirmeden önce yaklaşık 11 kişiye sormaları gerektiğini tahmin ettiler.

Böylece, dışarı çıktılar ve insanların kitaba bu kelimeyi yazmasını sağlamaya çalıştılar. Tahmin ettikleri cevap şuydu: “Bu kitabı tahrif etmemi mi istiyorsunuz? Emin misiniz? Güzel bir kitaba benziyor!”

Beklentilerinin aksine, üç kişiye ulaşmak için, sadece ortalama beş farklı kişiden kitabı tahrif etmesini istemek zorunda kaldılar.

İyilik istemenin gücü konusunda neden bu kadar yanılıyoruz?

Bir kişinin bize yardım etme şansını genellikle hafife aldığımızı görüyoruz. Ama tahminlerimiz neden bu yönde peki? Sorunun en azından bir kısmı, birine “hayır” demenin ne kadar rahatsız edici olabileceğini unutmamızdan kaynaklı.

Size birisi yaklaştığında ve çevreciliği teşvik etmek için bir dilekçe imzalamanızı istediğinde, muhtemelen hayır demek sizin için rahatsız bir durum yaratacaktır. Diğer kişiyi gücendirdiğinizi, dolaylı olarak onların değerlerine katılmadığınızı söylemiş olacağınızı hissedebilirsiniz.

Bohns’un dediği gibi, “pek çok insan, basitçe hayır demenin ciddi rahatsızlığından kaçınmak için bir şeyler yapmayı, hatta yapmak istemedikleri şeyleri yapmayı kabul ediyor.”

Ancak, durum bu olmasına rağmen, biz genellikle bunun üzerinde pek de düşünmeme eğilimindeyiz. Aslında, birine “hayır” demenin ne kadar rahatsız edici olduğunu ne kadar az düşünürsek, tahminlerimizde o kadar hata yaparız.

Düşünen bir kadın

Dileklerinizi tahmin etmelerine izin vermeyin – onları ortaya koyun

Bu araştırma (ve aynı adı taşıyan ve sonradan bu konuda yazılmış kitap), dileklerinizin yerine getirilmesini istiyorsanız, bunun üzerine gitmenizi öneriyor. Bunlar anekdotlar şeklinde örnekler ancak gerçek hayattaki hedeflerimiz de oldukça farklı ve hayat yolculuğu boyunca, karşılaştığımız her durumda birden fazla olumsuz tepkiyle karşılaşırız. Bunu bekliyor olmak hayatın sadece bir parçası. Örneğin, reklamlar ve satış hedefleri söz konusu olduğunda, insanların her zaman “hayır” diyeceklerinin beklendiği çok açık bir gerçek.

Ancak bu reddetme durumlarının ötesinde, diğer kişinin neye ihtiyacı olduğunu açıklamasına izin vermeden dile getirilen bir “hayır” cevabını vermeyi gerçekten zor bulanlar her zaman var.

Bu iletişimsel kapasiteye ilişkin bilgiye sahip olmak, sadece yaşamda bizi gerçekten ilgilendiren şeyleri anlamamıza değil, aynı zamanda kararlılığımızı ve girişkenliğimizi uygulamaya koymamıza da izin verir. Bu anlamda, dileklerimizin yerine getirilmesi için, “lamba cininin” bize çok da soru sormasına gerek kalmamasını sağlamalıyız.