Yaratıcılık: İlgilenmemiz Gereken Bir Bitki

· Ocak 22, 2018

Yaratıcılık: Bugüne dek defalarca duyduğumuz bir kelime. Konuda uzman olsun ya da olmasın herkes bu sözcüğü öyle sık kullanıyor ki. Peki ama bu aracın günlük hayatımızda nelere işret ettiğinden gerçekten emin miyiz? Yaratıcılık özelliğini hep çocukluğun ve ilk yetişkinliğin bir niteliği olarak gördük. Ama bu özelliğin yetişkinlikte yok olduğunu düşünmek büyük bir hata olacaktır.

Yaratıcılık sorunlarınızı çözme olasılığınızı artırır

Yaratıcılık hafife alınıyor. Çılgın insanlara ya da büyük dâhilere özgü bir şey gibi görülüyor. Neyse ki aslında her birimizin içinde mevcut olan bu beceriyi yavaş yavaş popülerleştirmeyi başardık. Sadece bazılarımızda uykulu bir hâldeyken, bazılarımızda daha uyanıktır, hepsi bu.

Yaratıcılıklarını uyandırmış insanların çok zengin bir iç dünyaları vardır. Bu dünyada hayal gücü hakimdir ve problemlerin çözümü veya ilginç soruların teklifini o yönetir. Yaratıcı insanlar tek bir “problemle” karşılaşmak için farklı olasılık ve yaklaşımlar ile sayısız alternatifi biriktirebilen kişilerdir.

“Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür, hayal gücü ise dilediğiniz yere.”

– Albert Einstein

Yaratıcı olmak için esnek olmamız gerek

Yaratıcılık “yaratmak” filinden gelir. Yaratmak ise yeni bir şey icat etmek veya üretmekten başka bir şey değildir. Sanılanın aksine yalnızca ressamlara, sanatçılara, mimar ve müzisyenlere has bir özellik değildir. Günlük yaşamlarında ortaya çıkan problemlere karşı özgün çözümler getiren herkes yaratıcı bir kişidir.  Ayrıca merak eden ve daha önce kimsenin düşünmediği konularda sorular soran kişidir.

renkli kağıtlar ve yanan ampul

Bu insanların pek çoğu çocuklukları döneminde yaratıcılıklarını geliştirebilmişlerdir. Bunun nedeni eğitimlerine dâhil olan insanlarca yaratıcılıklarını kullanmaya teşvik edilmiş olmalarıdır. Diyelim ki kanatlı bir koyun çizmiş bir çocuk var. Hepimizin bildiği gibi koyunların kanadı olmaz. Hatta bunu doğrulamak bile komik geliyor kulağa.

Bu bir gerçek koyunların kanatları yoktur. İyi güzel ama bir çocuğun kanatlı koyun çizmesinde ne mahsur var ki? Neden bu “sanat eserini” sansürlüyoruz?

Yaratıcılık ödüllerle beslenir, cezalarla değil

Özellikle çocukluk döneminde önemli olan şey sürecin kendisidir, nihai sonuç değil. Bir çocuğun sanatsal ifadesini “iyi” ya da “kötü” gibi sözlerle nitelendirmek için acele etmemize gerek yoktur. Bu şekilde davranarak onun doğallığını cezalandırır ve dolayısıyla yaratıcılığını terk etmesine neden oluruz. Eğer çocuğuma hayal gücünü yaptığı resimlere aktarma özgürlüğünü tanırsam, başka muhtemel alternatifler de yaratacaktır. Hâlihazırda var olandan farklı gerçeklikler.

Hayal kurma ve kendini doğal bir şekilde ifade edebilme becerisini geliştirir. Araya girip o yaratıcılık akınını böldüğümüzde  (“Oğlum, bilmiyor musun, koyunların kanadı olmaz. Doğru çizememişsin. Haydi, o kanatları silmene yardım edeyim. ”) ve bunu alışkanlık hâline getirdiğimizde çocuk kendini özgün bir şekilde ifade etmekten vazgeçeektir.

“Yaratıcılık meselelere farklı açıdan bakmak için kurulu şablonların dışına çıkmayı gerektirir.”

– Edward de Bono

uçan geyik sırtında çocuk

Haydi, çözüm üretme becerimizi teşvik edelim!

Diğer yandan, icat etme isteğini teşvik edersem çocuğun taşkın hayal gücünün dünyaya sunmak istediği fikirleri ifade etmesine yardımcı olabilirim. “Bu çok özgür bir koyun olmalı. Uçmak istiyor, baksana!” “Koyunun uçmasına yardım etmen harika olmuş!” “Peki, nereye uçmak istiyor sence ?”

“Hiçbir şey insan zihni kadar özgür değildir.”

– David Hume

Bütün bunlar çocuğun ifade şeklini onaylayan ve değer veren cümlelerdir. Bunları kullanmak,  bizim yetişkin gözlerimize arapsaçı gibi dolaşık gözüken hayal gücünü teşvik etmenin iyi bir yoludur.

Yaratıcılık çılgınlara özgü değildir

Yaratıcı yetişkinlerin çoğu, çocukluklarında kendilerini özgürce ifade etmesine izin verilmiş kişilerdir. Smimi bir şekilde teşvik edilmişlerdir. Buna karşılık artık yaratıcı olmayan insanların çocuklukları ise muhtemelen bu tür ifadelerin bastırılmasıyla geçmiştir. Ya da beklenen veya yaygın olanla uyumsuz her şeyin sansürlendiği bir çocukluk yaşamışlardır.

Şimdi bu insanların yerine koyalım kendimizi. Çocukluğumuzda insanlar yetişkin hayatımızda faydalı olacak bir şeye değer vermediyse, bunun “delilere özgü bir şey” olduğunu öğrenmişizdir. Bu tür fikirler kullanarak kendimizi özgürce ifade etmek “uygunsuz” gözükmemize neden olur.

ağaç sulayan çocuklar

Şüphesiz öz kontrolün ödüllendirildiği bir dünyada yaşıyoruz. Doğallığın bir şekilde sansürlendiği bir dünya. Yaratıcılığın ayakta kalmak için bu doğallığa ihtiyacı vardır. Gerçeklikle temasta olmalı ve hatta bir hatalar kaynağı olmalıdır. Bu sayede eski bir eşya gibi içimizde bir köşede saklanmasına engel olmuş oluruz.

Çoğu zaman derinlerde bir yerde deneme korkusunu duyarız. Denememizin başarısız olmasından kendi samimi ifademizin sonuçlarından korkarız. Belli çalışma konumları ya da hayat durumlarında büyüyen bir korkudur bu…

“Bizi etkileyen ve kendimizin yaratmadığı bir dünya karşısında sabırla sabırsızlanmamıza neden olan merak olmaksızın yratıcılık olmaz. Yaptığımız bir şeyle büyüttüğümüz bir dünyadır bu.”

– Paulo Freire

En yaratıcı fikirlerimizi ifade etme özgürlüğüyle geldik dünyaya

Hiçbir şey şu gerçekten daha doğru olamaz: yaratıcı olmak demek çok zengin bir iç dünyaya sahip olmak demektir ki bu dünya, hayatım boyunca attığım her adım konusunda muhtemel alternatiflerle doludur. Kaynaklarla farklı tonlar ve çeşitli dokularla dolu bir sırt çantasına sahip olmak demektir…

Bir kutunun içine konup üzeri mühürlenerek gelmedik bu dünyaya. Hepimiz bize ait olan ve bizimle beraber doğan şeyleri geliştirmek için engin bir güçle doğduk.

uçak uçuran çocuk

“Yaratıcılık sadece sanatçılara has bir özellik değildir. Hepimize aittir. Yaratıcı yeni bakış açıları, fikir ve vizyonlar getirmeyi dener. Böylece insanlar onlara ilginç gözüken şeyi tercih edebilir.”

– Philippe Starck

Böyle güzel bir şeyi geliştirmek ve özgür bırakmaktan korkmayalım. Göreceksiniz, hayal bile edemediğiniz şeyleri başaracaksınız.