Yalan Söylemeyi Önlemenin 3 Yolu

Eylül 3, 2017

Tarihteki en iyi sihirbazlardan biri olan James Randi bir röportajında, “Yalan söylemek kolaydır. Ben bunu 50 yıldan fazla bir süredir yapıyorum ve eğer nasıl yapılacağını biliyorsanız son derece kolaydır.” demiştir. Fakat nasıl yalan söyleyeceğini bilmek ve yalanı gerçek olarak kabul ettirmek basit bir iş değildir. Bu, özellikle de zihnimiz genellikle hazinesinin bir parçası olan şu özelliğine ihanet etmekten rahatsızlık duyduğu içindir: dürüstlük.

Öte yandan, bir başkası yalan söylediğinde ve biz bunu yakaladığımızda kendimizi küçük ve zayıf hissetmemiz olasıdır. Bu durum dünyaya olan güvenimizi kaybetmemize ve bizi içten içe kıran bir koruyucu kabuk yaratmamıza sebep olur. Bu yüzden bize anlattıkları her şeyden kuşku duyarak harika insanlarla iyi vakit geçirme fırsatını kaybedebiliriz.

2004 yılında Los Angeles Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, en dürüst insanların bile günlük alışkanlıklarını gerçekleştirirken günde birkaç kez yalan söylediklerini tespit etmiştir. Dahası, gizlediğimiz bilgileri söylemeyerek hepimiz yalan söylüyoruz. Bu, yalanın daha fazla kabul edilmiş ve ince bir versiyonudur.

“Bir yalan, gerçekler tehlikeliymiş gibi algılanmadıkça bir anlam ifade etmez.”

– Alfred Adler

Katı sonuçlar yalan söylemeyi engelliyor

Uzmanlar, kişisel ilişkilerde engellemenin en etkili yollardan biri olduğu konusunda hem fikirler. Fakat, çoktan profesyonel yalancılar haline geldiysek ne olacak? Bir kişinin yalan söylemeye devam etmesini engellemenin tek yolu söz konusu kişinin aldatmasını önleyecek katı sonuçlar yaratmaktır.

Önce kimin yalan söylediğini öğrenmek bu tarz sonuçlar belirlemenin ön koşuludur. Günümüzde, pek çok toplumsal çalışma bunu geliştirmek için bize araç ve işaretler sunuyor. Bir yalancıyı ele veren özelliklerin bilinmesi bu işaretlerin önlenmesinin anahtarıdır.

İlk olarak, bilgi gizleyenlerin veya gerçeği değiştirerek anlatanların temel özelliklerinden biri sürekli savunma halinde olmalarıdır. Bu nedenle de iş birliği ya da şeffaf ve samimi görünmelerine sebep olacak açıklamalar yapma konusunda isteksizdirler. Devam etmek için, eğer bize katılırsanız, bu konuyu daha derin araştıracağız.

Göz teması

Bazı bilgileri gizlerken, kendimizi içte ve dışta engellediğimiz, jest ve mimiklerimizin yapay görünmeye başladığı bilinen bir şeydir. Bu nedenle bizi tanıyan insanlar, neden olduğunu bilemeseler bile bir şeylerin yanlış olduğunu hissederler. Sözlerimizden kuşkulanırlar veya durumu başka nedenlere bağlarlar, bu bizim “şöhretimizden” tutun söylediklerimizin az çok makul olduğu gerçeğine kadar varabilir.

Bu nedenle, iyi ve yetenekli yalancılar beden dillerini kontrol etmeyi ya da bunu yapamayacaklarını hissettikleri zaman şüpheleri önlemek için başka araçlar (aramak, email göndermek, not bırakmak…) kullanmayı öğrendiler.

Bununla beraber, daha az yetenekli olanlar yine de genellikle doğal olmayan zorlama bir ifade takınırlar, onlara soru soranların önünde oturmaktan kaçınırlar ve savunmacı bir tutum sergilemeye devam ederler. Akıllarında yakalanabilecekleri bir çok yolu hayal ederler ve bu nedenle bunun olmasını engellemeye hazır olmak zorunda hissederler.

Yalan söylediğimiz zaman belirsiz kelimelerin kullanılması kendimizi gerçeklerden uzaklaştırmamıza sebep olur. Ek olarak, bu ayrıntı eksikliği söylediğimiz yalanın birileri tarafından itina ile incelenmesini zorlaştırır. Öte yandan, görünenin tersine bir durum olduğundan şüphe edilmesine neden olacak tesadüfleri engeller. Son olarak, detay vermemek hafızamızda daha az bilgi depolamamızı sağlar.

Herkesin, en samimi insanların bile, hata yaptığı doğrudur. Fakat eğer zorunda kalırsak, bizden açıklama istenildiğinde onlara açıklama yapmayı sorun etmediğimiz de açıktır. Bunun aksine, yalan söyleyen biriyle karşılaştığımızda bu kişi açıklama yapmamak için mümkün olan her şeyi yapacaktır. Kendilerini engellemeleri alışkanlıktandır. Bilgiler açığa çıktığında dahi çabucak düzeltmeye çalışacaklardır.

“Ruh doğal olarak yaratıyor ve irade doğal olarak seviyor; bu nedenle, gerçek nesnelerin yokluğunda sahtelerine bağlanması gerekecektir.”

– Blaise Pascal