Viktor Frankl’dan Logoterapi: 3 Temel Prensip

· Kasım 8, 2018

Logoterapi, Psikoterapinin Üçüncü Viyana Okulu olarak da bilinir. İlk psikoloji okulu Sigmund Freud, ikincisi Adler, üçüncüsüyse Viktor Frankl tarafından kurulmuştur. Bugün biz üçüncüsüne odaklanacağız.

Freud’a göre insan “haz” odaklıdır. Sonrasında Adler “güç” odaklı olduğunu söylemiştir. Frankl ise insanın “anlam” arayışı olduğunu söylemiştir.

Psikoloji tarihçileri, psikoanaliz çalışmanın bir şekilde onun kurucusu Freud’un hayatını çalışmak gibi olduğunu söylerler. Aynı şekilde logoterapinin üzerinde çalışarak Frankl’in hayatını anlamaya yakınlaştığımızı söyleyebiliriz. Kurucusunun hayatını anlamadan üçüncü psikoloji okulunun nasıl ortaya çıkıp geliştiğini anlamakta zorlanırız.

Başkalarının hayattaki anlam arayışına yardımcı olarak kendi hayatımın anlamını buldum.

Viktor Frankl

Viktor Emil Frankl 26 Mart 1905’te Viyana’da doğdu. Auschwitz dahil dört ayrı toplama kampında kaldı. Hayatta kalmayı başardı. Erken bir yaştan itibaren tıbba ve doğa bilimlerine ilgi duymaya başladı. İndirgemeci yaklaşımları eleştiren bir pozisyon benimsedi.

Mesleğini erken yaşlarda icra etmeye başladı ve kendi anlam arayışı Yahudi Soykırımından çok önce zaten başlamıştı. Soykırım döneminde en ünlü kitabı İnsanın Anlam Arayışı üzerinde çalıştı.

Viktor Frankl, bizi benzersiz yapan şeyin ruhumuz olduğunu düşünüyordu. O dönemin pek çok felsefecisi ve psikiyatrının yaptığı gibi hayatı ve insanın doğasını “hiçliğe” indirgemek ona göre doğru bir bakış açısı değildi.

İnsan, psikolojik ve fiziksel açıdan en kötü koşullarda dahi içinde bir ruhsal özgürlük kalıntısı, bir parça zihinsel özgürlük taşıyabilir.

viktor frankl logoterapi

Henüz 19 yaşındayken iki önemli fikrini geliştirmişti.

  • Birincisi: Varlığımızdan sorumlu olduğumuza göre hayatın bize hayatımızın anlamı hakkında sorduğu soruyu cevaplamalıyız.
  • İkincisi: Nihai anlam bizim kavrama yeteneğimizi aşar ve orada kalır. Anlamın peşinden koşarken orada olduğuna dair bir inancımız olmalı.

Frankl’in toplama kamplarında yaşadığı deneyimler ona insanın anlam bulma kapasitesi olduğunu gösterdi. Öyle ki insan en tuhaf ve acı dolu koşullarda bile anlam arayışına kendini kaptırabiliyordu.

İnsanın Anlam Arayışı

Frankl, İnsanın Anlam Arayışı isimli kitabında toplama kamplarında (Turkhein, Kaufering, Theresienstad ve Auschwitz) yaşadığı deneyimleri anlatıyor. Esirlerin nasıl istismar edildiğinden bahsediyor. Bir yandan da insan ruhunun güzelliğini kendine konu ediniyor. Kısaca kitap korkunun nasıl aşılacağını ve en korkunç koşullarda bile bir anlam bulunabileceğini anlatıyor.

Viktor Frankl 2 Eylül 1997’de, 92 yaşında, arkasında müthiş bir miras bırakarak hayata gözlerini yumdu. Hayatı boyunca yaptığı çalışmalarla bize, hepimizin zor anlarımızda bizi kurtaracak, hayat ne kadar belirsiz olursa olsun, ne yaparsak yapalım bizi bırakmayacak anlamlar yaratabileceğimizi hatırlattı.

İnsan bir şey dışında her şeyden alıkonabilir: İnsanın özgürlüklerinden sonuncusu – belli koşullara karşı nasıl bir tutum takınacağını belirlemek – gideceği yolu bizzat seçme yeteneği.

Logoterapi

Daha önce belirttiğimiz gibi logoterapi, Psikoterapinin Üçüncü Viyana Okulu adıyla anılır. İlk kez 1940’lı yıllarda ortaya çıkmıştır. Logoterapi, acı veren insani çatışmaların üstesinden gelmek için bulunan bir yöntemdir.

Zorlu, acı veren durumlarda anlam bulmamızı sağlar. Böylece bu tür durumlar gelişmemiz, büyümemiz için fırsat haline gelir. Bu yöntem hayatta başımıza gelen her şeyde bir anlam bulmamızı sağlar ve eksiksiz bir hayat yaşamayı mümkün kılar.

Logoterapi kelimesindeki logo “anlam” demektir. İnsanların her zaman aradığı şey. Bu yüzden logoterapi “anlam” yoluyla terapi demektir.

gaz lambası adam karanlık

Logoterapinin 3 temel prensibi

Logoterapinin üç temel prensibi veya üç dayanak noktası şöyle sıralanır:

  • İrade özgürlüğü
  • Anlam isteği
  • Hayat algısı

İrade özgürlüğü

İrade özgürlüğü “kendinden uzaklaşma” olarak bilinen insana özgü bir yeti aracılığıyla ortaya çıkar. Bir kişinin kendini görme, kabullenme, regüle etme ve hayal etme imkanıdır. Frankl’ın öğretilerine göre bize 3 etki kaynağından özgürlük verir:

  • İçgüdüler
  • Kalıtımla geçen özellikler
  • Çevre

İnsan, bu üç kaynağın her birine sahiptir ancak bizi “belirleyen” onlar değildir. Biz önceden belirlenmiş veya sonuçlanmış değiliz. Bu üç açıdan özgürüz. İnsanlar ne zaman bir şeyden özgürleşse onun bir sebebi vardır. Burada bir sorumluluk konsepti mevcut. İnsan sorumlu olmak için özgürdür ve özgür olduğu için sorumludur.

Bu varoluşsal analize göre insan anlamın ve değerlerin farkına varmakla yükümlüdür. İnsana hayatın anlamını ve ona anlam katan değerleri fark etmesi için bir çağrı yapılır. İnsan böyle bir çağrıdan sorumlu olan tek varlıktır.

Bunu da okuyun: Özgürlük Canınızın Her İstediğini Yapmak Mıdır?

Anlam isteği

Anlam isteği ve insanları şekillendiren öz-aşkınlık birbiriyle yakından ilişkili kavramlardır. İnsan her zaman kendinden ötesini hedefler, keşfetmek ve tamamlamak istediği bir anlama doğru yönelir.

Haz (Freud) ve Güç (Adler) isteği insanı içkinliğe yöneltir. Ancak bu konseptler öz-aşkınlığa karşı koyar ve varlığımızı boşa çıkartır.

Logoterapinin perspektifinden bakıldığında haz ve güç bir sona ulaşmanın sonuçlarıdır ancak sonun kendisi değillerdir. Bu yüzden sadece haz veya güç peşinde koşan insanlar hayal kırıklığı içinde yaşarlar. Büyük bir varoluşsal vakumun içine çekildiklerini hissederler.

Anlam isteği güç veya haz arayışında değildir. Hatta mutluluk arayışında da değildir. Odak noktası, mutlu olmak için bir argüman – bir sebep – bulmaktır.

gün batımı başı dizlerinde adam

Hayat algısı

Yukarıda bahsettiğimiz iki prensipte, hayatın koşullarıyla karşılaşmadan önce, özgür bir şekilde, taşıdığı anlama odaklanarak, bunlara göre tavır alan insandan bahsedilir. Bu anlam arayışındaki insanın profilidir.

Hayatın bir anlamı vardır. Hayatın taşıdığı anlam her birimiz için benzersizdir. Bu yüzden bilinçli ve sorumlu varlıklar olarak görevimiz bizim için benzersiz olan bu anlamı keşfetmektir.

Ölüm yalnızca yaşamak için kendilerine verilen zamanı doldurmasını bilmeyenleri korkutabilir.

Bunu üç ayrı değer kategorisindeki üç ana kanal yoluyla yaparız.

Bazen bizi yaratıcı değerlerin farkına varmak üzere yönlendirir.

Bazen de bir deneyim aracılığıyla bizi etkiler. Güneşin batışına şahit olduğumuz bir an, birinin elimizi tutması gibi şeylerden bahsediyoruz.

Diğer zamanlarda ise hayatın kısıtlayıcı yönleriyle karşılaşırız (ölüm, acı çekmek).

Her halükarda, hayat sonlanana kadar her zaman gizli bir anlam taşıyacaktır. Keşfetmemiz ve farkına varmamız için merak uyandıran ve bitmek bilmeyen bir çağrı mevcuttur. Bunlar Viktor Frankl’ın logoterapisinin üç temel prensibidir.

Gördüğümüz gibi Frankl, insana insancıl-varoluşsal bir bakış açısıyla bakar. Varoluşçuluktan habersizsek onu anlamakta zorlanabiliriz. Ancak logoterapinin hayatı yorumlamak açısından sunduklarını düşünürsek, onu anlamak için çaba göstermeye değeceğini fark edebiliriz.