The Collapse: Sistemin Çöküşüne Tanık Olmak

Aralık 18, 2020
Nefesinizi kesecek sekiz bölümüyle, The Collapse, garip bir şekilde fazlasıyla tanıdık gelen bir kıyamet dizisi. Kaçırmayın deriz.

The Collapse, bağımsız görsel-işitsel prodüksiyon şirketi Les Parasites’in ürettiği bir dizi. Dizi, herkesin hayatta kalmak için mücadele etmesi gereken mevcut sistemin çöküşünden sonraki süreci yaşayan bir toplumu canlandırıyor. Kolapsologlar, bunun önümüzdeki birkaç yıl içinde olacağını tahmin ediyorlar. Bununla birlikte, eğer bu çöküş gerçekten de hemen yarın meydana gelecek olsaydı, nasıl tepki verirdiniz?

Sekanslar halinde çekilmiş sekiz bölümün her biri farklı bir yerde geçiyor ve endüstriyel medeniyetimizin çöküşüne karşı mücadele eden bireyleri sergiliyor. Durumların gerçekçiliği ve bölümlerin ritmi şaşırtıcı denecek kadar iyi. Bu nedenle de, 20’şer dakikalık olacak şekilde çekilmiş bölümler, izleyicinin kendisini olay örgüsüne kaptırmasını sağlıyor.

Benzin istasyonunda, sürücüler son kalan benzini almak için savaşıyor mesela. Süpermarkette müşteriler neredeyse boş olan rafların arasında dolaşıyor. Son olarak, bir huzur evinde bakıcılar, artık huzurevi sakinlerini nasıl besleyeceklerini bilmiyorlar. Bu dizide, korkunun, kendisinden sonraki drama durumunu tetiklediğini söylemek doğru olacaktır. Yine de, bu dizinin ortaya koyduğu ızdırap durumunun eyleme ve bağlılığa ilham verecek kadar ileri gittiğiniz söyleyebilir miyiz peki?

Çöküş

Bu dizi, “çöküşün” tam olarak nelerden kaynaklı bir biçimde oluştuğunu belirtmiyor. Fikir, sonuçlarına odaklanmak ve bütün bölümler boyunca bir aciliyet duygusu uyandırmak için yeterince hızlı olacağı gerçeğine odaklanıyor.

Bu çöküş sonrası dünyada, devlet her türlü otoriteyi kaybediyor ve sadece hukuk geçerli oluyor. En zenginler bir şekilde bu süreci es geçerken, diğerleri kendilerini korumak ve çeşitli derecelerde başarı sağlayabilecek şekilde işbirliği yapmak zorunda kalıyorlar. Temel olarak, kaynakların kıtlığı herkesi potansiyel yağmacılara veya katillere dönüştürüyor.

Ancak, The Collapse dizisindeki tek motive edici faktör olay örgüsü değil. Sekanslar halindeki çekim tarzı, izleyicinin diziyi izlemeyi bırakmasını temelde imkansız hale getirecek kadar yüksek bir gerilim yaratıyor.

The Collapse: Gerçek hayatta da böyle mi olurdu?

İzleyicilerin tüm diziyi tek seferde ve tüm bölümleri art arda izlemeyi seçmelerinin nedeni, insanların ne durumda olduğunu bilmeleri gerektiğini düşünmeleri. Ve bu, kurgusal gerçeklik etkisinin tam olarak etki gösterdiği zaman oluyor. The Collapse o kadar gerçekçi işlenmiş ki, tam da böyle olacağını düşünmek işten bile değil. Sorun şu ki, bu hikaye bireycilik ve şiddeti anlatıyor. Her karakter koşullar farklı olsaydı buna karşı çıkacakları şekilde, tamamen ahlaksız şeyler yapmaya zorlanıyor.

İşte o zaman, The Collapse‘ın yeni bir bilim kurgu dizisi olmadığını anlıyorsunuz. Sonuçta, önerdiği distopya, insana bir açıdan bakınca, o kadar da uzak gelmiyor. Aslında garip bir şekilde tanıdık bile geliyor. Örneğin, kimsenin çevre hakkında konuşmadığı politik tartışmalar halen devam ediyor ve konuşurlarsa bile, bu sadece diğer kişinin fikirlerini eleştirmek için oluyor. Bu felaketi radikal bir şekilde hemen durdurmaktan bahseden bir bilim adamı var mesela. Ve gerçek hayatta olduğu gibi, kimse onu dinlemiyor.

Kimse bireysel davranışını değiştirmek istemiyor. Hükümet de vatandaşları korumak için hiçbir şey yapmıyor. Yani, aslında zaten bir alternatifleri mevcut bile. İzleyici tüm bunları biliyor, en çok korku üreten şey de bunun farkında olmak oluyor. The Collapse dizisinde tasvir edilen bazı durumlar o kadar tanıdık geliyor ki, deja vu hissini yaşamamak oldukça zor.

Bununla birlikte, korkuyla aktarılan bu duygular ve anlatı şekli, vatandaşları toplu ve bireysel olarak değişmeye teşvik ediyor mu?

The Collapse dizisini yaratanların sahip olduğu arka plan fikirleri

Les Parasites, eski Ecole Internationale de Création Audiovisuelle et de Réalisation (Türkçe: Paris Uluslararası Film Okulu) öğrencileri tarafından kurulan bir kollektif hareket. Bağımsızlığını korumak için, Les Parasites temel olarak bir Tipeee (Yaratıcıların desteklenmesi amacıyla kurulmuş bir yardımlaşma platformu) hesabıyla finanse edilmekte. Kısa filmler çekiyorlar ve ücretsiz olarak dağıtımını yapıyorlar.

Bu bağımsızlık sayesinde, Artificial Love (Yapay Aşk) veya La Boucherie Éthique (Etik Kasap) gibi sektörde meydana gelen ekolojik sorunlardan bahseden ve iklim değişikliği ve hayvancılıkla ilgilenen çalışmalar da yapabildiler.

Uzun zamandır, bu Fransız yapımcı grubu olan Les Parasites, iklim değişikliği ve bunun sonuçlarına ilgi duyuyor. Ekim 2018’de, kollapsoloji akımının kurucularından olan Pablo Servigne ve astrofizikçi Jacques Blamont ile, YouTube’da yayımlanmak üzere, çapraz bir röportaj gerçekleştirdiler.

Bu kararlı yönetmenler için, iklim değişikliği tehdidi karşısında boyun eğmeyi bırakmanın zamanı gelmiş durumda. Dizinin son bölümü, küçük hesap politikalarına yönelik şiddetli bir eleştiri içeriyor ve bu durum söz konusu olduğunda insanların sahip olduğu acımasız kayıtsızlığı ortaya koyuyor.

The Collapse dizisinin yönetmenleri, endüstriyel medeniyetin 1930 civarında çökeceğini belirten Olduvai teorisine dayanan bir hikayeyi çekiyor gibi görünüyorlar. Bunun anlaşıldığı andan itibaren, bölümler, izleyicide bir huzursuzluk hissi uyandırmaya başlıyor.

Dizide insanlar, Mad Max veya The Road gibi kıyamet sonrasını işleyen diğer klasiklerden daha fazla karşılıklı yardıma meyilli görünüyor. Ama bu bir rekabet şeklinde değil tabii ki. The Collapse, yani çöküş, bu dizide çoktan başlamış durumda ve insanların tek seçeneği bununla nasıl başa çıkacağını seçmek. İspanya’dakiler, bu diziyi Filmin platformu üzerinden izleyebiliyorlar.