Terapistlerin Sık Yaptığı Beş Hata

Mart 5, 2020
Bir terapistin becerileri danışanlarında olumlu değişimi teşvik etmek açısından belirleyici olabilir. Bu yazımız terapistlerin sık yaptığı beş hata ile ilgili. Okumaya devam edin!

Psikoterapinin gelişimini ve sonuçlarını etkileyen birçok faktör vardır, terapistlerin sık yaptığı beş hata da bunlara dahildir. Terapiden sonraki iyileşmenin yardım isteyenlerin sorumluluğu olduğuna dair yaygın bir biçimde paylaşılan bir fikir vardır. Ancak, bu fikre bağlı kalmak büyük bir hatadır, çünkü danışanı etkileyen birçok değişken vardır ve danışanın bunlar üzerindeki kontrolü ya çok az, ya da hiçtir.

Terapötik değişimi açıklayan faktörler sosyal destek ve kişinin kendi benliğinin gücü (burada ekstra terapötik değişimi kastediyoruz); terapide kullanılan spesifik teknikler; plasebo etkisi ya da beklentiler ve terapistin hatalarının büyük bir etki yaratabileceği terapötik ilişkidir.

Ekstra terapötik değişim ile birlikte, değişime erişebilmek için psikolog ve danışanı arasında terapötik bir ilişki olması son derece önemlidir.

Bundan dolayı terapötik ittifakı tehdit eden belirli terapist hatalarını açığa çıkartmak önemli hale gelir. Bu faktör danışanın psikoterapi sayesinde gerçekleştirdiği ilerlemenin yaklaşık %40’ını temsil eder (Corbella ve Botella, 2004).

Terapistlerin Sık Yaptığı Beş Hata

Aşağıdaki liste Pipes ve Davenport’un yazdığı Psikoterapiye Giriş: Yaygın Klinik Bilgiler adlı kitabın terapistlerin yaptığı tipik hatalardan bahseden bir bölümden alınmıştır.

Birbirleri ile konuşan iki kişi.

1. Problemi tam olarak anlamadan önce çözmeye çalışmak

Bu terapistlerin en sık yaptığı hatalardan biridir. Psikanaliz gibi belirli terapi türleri danışanın problemlerini derinlemesine anlamayı amaçlasa ve öyküsünü anlamak için zaman ve efor adasa da, gerçek şu ki bu bütün terapilerde geçerli değildir.

Bu tip terapilerin çoğu seans başına gösterilen minimum başarının kalite ile eş anlamlı olarak görüldüğü bağlamlarda gerçekleşir. Örneğin, terapiyi bitirmek ne kadar kısa zaman alırsa terapist o kadar iyidir.

Bundan dolayı, psikologun eksikliklerine cevaben, bazıları yüzeysel bilgi parçalarına boyun eğebilir. Bu noktadan sonra sorunları sınırlayıp ilgili olmayan diğer alanları değerlendirmeden müdahalede bulunurlar.

Danışan bir seansa örneğin kötü notlar aldıkları için düşük bir ruh hali ile katılırsa terapist bir değerlendirme yapıp bir müdahale planlayacaktır. Örneğin terapist danışanın mükemmeliyetçiliğini ve başarısız olmanın ne demek olduğuna dair irrasyonel düşüncelerini değerlendirip danışana bunun bir sonraki oluşunda kullanabileceği duygusal başa çıkma stratejileri verebilir. Kısaca, terapist bunda rolü olan diğer önemli bileşenleri değerlendirmez bile.

Bu durumda, hasta bir yeme bozukluğuna sahip olabilir ve yiyecekler daha önce hiç problematik bir konu gibi görünmediği için bu konu hiç açılmamış bile olabilir. Ya da terapiste bu kötü sonuçların sonrasında yeme alışkanlıklarının daha da kötü hale geldiğini söylediklerinde terapist bu olayın basitçe kötü notlar almış olmalarının bir sonucu olduğunu düşünebilir.

İyi bir değerlendirmeye dayanmayan bir müdahale başarısız olmaya mahkumdur. Terapist değerlendirme yapmak için gereken zamanı ayırmadığında ve müdahaleye en kısa zamanda başlama isteğinin yarattığı anksiyeteye kapıldığında hiçbir yere varılamaz.

2. Uygunsuz davranışlar

Genel kültür hakkında ne düşünürseniz düşünün, seansta olan bir terapistin sözlü ve sözsüz müdahaleleri fonksiyonel bir değere sahip olmak durumundadır. Bundan dolayı mizah, konuşkanlık, hiciv ve şakalar genellikle terapötik ittifakı derinleştirmek açısından yararlı olsa da terapistler bu konularda dikkatli hareket etmelidir.

Bunu bir amacı olan bir müdahale olarak değerlendirmelidirler, örneğin anksiyete ile yüzleşmek ya da anksiyeteyi sakinleştirmek için, veya içgörüye ulaşabilmek adına bazı fikirleri ortaya çıkarmak ya da bu fikirler ile dalga geçmeyi amaçlamalıdırlar.

Terapist ayrıca danışan müdahalesini pekiştirirken gülmesini de kontrol etmelidir. Bir şakanın içeriğini incelemek önemlidir zira genellikle bir şakanın amacı spesifik bir şeye dikkat çekmektir.

Bu ne açıdan danışanın problemi ile ilgili? Ve, her şeyden önce, danışan terapistin bu konuda şaka yapmasını istiyor mu? Diyelim ki, siz bir terapistsiniz ve herhangi bir şeyi ciddiye almayı beceremeyen, ayrıca öfke kontrol problemleri de olan biri ile konuşuyorsunuz. Sonrasında, bir noktada bu danışan şakacı bir şekilde saldırgan bir tutum sergiliyor. Eğer gülerseniz, bu tip öfke ataklarının önemli olmadığı fikrini pekiştirirsiniz.

Bu kavram terapistin kendi anksiyetesini azaltmak istediği için gülüyor olduğu durumlarda gülmesini kontrol etmesi gerekliliğini de kapsayacak şekilde genişletilebilir. Eğer terapist danışanın durumu zor bulup bulmadığından emin değilse kendi kendisini rahatlatmak için gülebilir ancak karşıya verdiği mesaj ona söylenen şeyin komik olduğu mesajıdır. Bu danışanın kafasını karıştırabilir. Bundan dolayı danışan terapötik ittifakın içerisinde güvende hissetmemeye başlar.

3. Danışanı başarısız olmaya itmek

Olağanüstü değişiklikler ve hızlı başarı elde etmek norm değildir. Ancak, terapistin hevesi ya da acelesi terapiyi bu basitçe mümkün değilken bile bu yönde etkileyebilir. Çünkü sosyal ağlarını genişletmeye, yeni deneyimler yaşamaya ya da gerçekten değerli olmayan eylemleri gerçekleştirmeye çalışıyor olabilirler.

Basit görünen ancak danışanın kendisi için basit olmayan durumlar ile başa çıkmayı unutmaları terapistlerin sık yaptığı hatalar listesine dahildir. Belki de danışanlarını daha fazla arkadaş edinmeye teşvik ediyorlardır ancak danışan henüz buna hazır değildir. Buna zıt olarak, eğer danışan bir konuşmayı devam ettirmek için gereken yeteneklere sahip değilse bu çabalar ters tepebilir. Ya da danışan belirli ortamlarda anksiyetesini kontrol etme becerisine sahip olmayabilir.

Sonuç görülmemesi birçok durumda danışanın değil terapistin sorumluluğudur. Bunun nedeni prosedürün zekice olup verilen bütün görev ve tavsiyelerin danışanın ihtiyaçlarına uygun olması gerekliliğidir. Bu noktada gerekli temponun ne olduğunu tartmak çok önemlidir.

4. Danışanın arkadaşı olmaya çalışmak

Danışanını teselli eden bir terapist.

Bir terapistin yıllarca psikoterapi eğitimi alma sebebi basitçe dinleyip tavsiye veren biri olmak değildir. Bundan dolayı, birçok uzman danışanları ile arkadaş haline gelmemeleri gerektiği konusunda hemfikirdir. Bu danışan ve terapistin terapötik ilişkisi için uygun değildir ve danışanı bir şeyler ile yüzleştirmeyi zorlaştırır. Buna ek olarak, danışan terapide verilen görevleri isteğe bağlı olarak anlayabilir ve terapistini bir arkadaş olarak gördüğü için terapistin beklentilerine öfkelenebilir. Bu, terapistlerin sık yaptığı ve düzeltmesi gerçekten zor olan hatalardan biridir.

Bundan dolayı profesyoneller danışanı onların arkadaşı olduğuna inanmaya iten somut davranışlardan kaçınmalıdır. Örneğin, terapötik bir konu olmadığı takdirde terapist danışanının görüntüsü ile ilgili yorum yapmamalıdır. Terapist asla para borcu vermemeli ve yapılması ya da yapılmaması gereken şeyler hakkında tavsiyede bulunmamalıdır. Ek olarak, ofisin dışarısında herhangi bir sosyalleşme söz konusu olmamalıdır.

5. Müdahalelere kötü yaklaşımlar

Bir danışanı uzaklaşmaya, mesajları farklı şekillerde algılamaya ve işe yaramaz hissetmeye sevk edebilecek birkaç müdahale şekli vardır. Eğer danışan bu şekilde hissediyorsa ve bu his seansların geri kalanı boyunca değişmezse terapi etkisiz olacaktır. Terapinin danışan üzerindeki iyatrojenik etkilerini unutmayın.

Terapistin direkt olarak eleştiri yapmaması normal olsa da, terapist sabırsız olduğunda danışan yargılanıyormuş gibi hissedebilir. Benzer şekilde, terapist danışana değişmek ile ilgilenmediğini ya da kötü davranıyor olduğunu söylerse de bu geçerli olabilir.

Terapistin danışanının katılmadığı insanlar ile daha uyumlu düşüneceği zamanlar olabilir. Bu konuda açık olmak riskli ve verimsiz olacaktır. Bu noktada danışanın ne söylediğini anlamaya çalışmak ve duygularına derinden bakmak onlara yanlış olduklarını söylemekten daha iyi bir fikirdir.

Sonuç Olarak

Son olarak, terapistler danışanlarının savunmaya geçmesine sebep olabilecek belirli ifade kalıplarından kaçınmalıdır, örneğin: “Şikayet etmek bir şeyleri değiştirmeyecek”, “Çok savunmadasın“, “Kendin için üzülmeyi bırak”. Danışanın değerlerini düzeltmeye çalışmak yerine danışanın ortaya koyduğu zorluklara odaklanın, bu terapiyi daha kolay hale getirecektir. Bu bağlamda terapötik ittifakın sağlığına dikkat etmek önemli bir hedeftir ki heves, cehalet ya da ego gibi duygular danışanı terapistten uzaklaştırmasın.

Terapistlerin sık yaptığı beş hata ile ilgili bir şeyler okumaktan keyif aldığınızı umarız!

  • Coberlla, S. y Botella, L. (2004). Investigación en psicoterapia. Procesos, resultados y factores comunes. Madrid: Visión Net.
  • Pipes, R. y Davenport, D. (2004). Introducción a la Psicoterapia. El saber clínico compartido. Bilbao: Desclée de Brower.