Sosyal Ağlar ve Patolojik Mesafe

19 Kasım, 2020
Sosyal ağlar, hayatımızda artık önemli bir yer tutan ve görünüşe göre bu şekilde kalmaya devam edecek olan bir tür etkileşim biçimi ve sanal vitrinlerdir. Bu yazımızda kendimize şu soruyu sormak istiyoruz: Sosyal ağlar hangi aşamada ve ne şekilde kaygıya neden olurlar?

Sosyal ağlar, hissettiklerimiz ve dünyaya gösterdiklerimiz arasında patolojik bir mesafe oluşmasına ve bunun sonucunda da kaygılarımızın artmasına neden olabilirler. Bu ağlar üzerinden neredeyse anlık olarak kendimize bir destek edinme ve buralardan güç bulma şansına sahibiz. Bunlar bir tür hızlı ancak etkili dopamin dozu almak gibidir. Kısa süreli tüm zevkler gibi sosyal ağlar da etkisini sürdürmek için sık sık tekrarlanması gereken bir ihtiyaçtır. Bu nedenle bu durumun ciddi anlamda problemlere yol açabileceğinin altını çizmek gerekir.

İçerik paylaşımı söz konusu olduğunda sosyal ağlar her birimizi eşit hale getirir. Bu nedenle de kendimizi, yaptığımız paylaşımların yeni ve ilgi çekici olması konusunda sürekli olarak bir baskı altında hissederiz. Buna paralel olarak insanların hoşuna gidecek şeyler yapma motivasyonu daha ilgi çekmeyen ya da sıkıcı yönlerimizi göstermekten kaçınmamıza neden olur. Yani, bir yandan sürekli olarak memnun etmeye çalıştığımız hayali bir izleyici kitlemiz varken, diğer yandan da yaşanması gereken bir gerçeklikle karşı karşıya kalırız.

O halde bu durum kendimize şu soruyu sormamıza yol açar: Böyle bir ikilem hangi açılardan bir tür sanal gerçeklik oluşturmamıza davetiye çıkarır? Gerçekten hissettiklerimiz ve insanlara sosyal ağlar üzerinde gösterdiklerimiz arasındaki farklar bizi ne dereceye kadar etkiler?

sosyal medyaya bakan kızlar

Gerçek Bir Tehlike

Günümüz dünyasında pek çoğumuz Facebook, Twitter, Snapchat, YouTube, Instagram ya da TikTok gibi sosyal medya platformlarını kullanıyoruz. Her birinin kendine göre faydaları bulunsa da, sosyal medya platformlarının gerçek hayattaki insanlar arası etkileşimin yerini tam olarak almasının mümkün olmadığını unutmamak gerekir.

Kişisel olarak temas kurmak stres hormonlarının azalmasını ve kişinin kendisini daha mutlu, daha sağlıklı ve daha pozitif olarak hissetmesini gerektirir. Sosyal medyada çok fazla vakit geçirmek ise anksiyete ve depresyon gibi mental sağlık sorunlarının daha kötü derecelere ulaşmasına neden olur.

Sosyal medyanın sebep olabileceği olumsuz durumları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Hayatınız ya da görünüşünüz konusunda yetersiz hissetmek. Sosyal ağlarda paylaştığınız fotoğrafların üzerinde oynanmış olduklarını bilseniz bile bunlar sizin kendinizi güvensiz hissetmenize neden olabilir.
  • Sosyal Medyadaki Gelişmeleri Kaçırma Korkusu (Fear of Missing Out – FOMO). Aslında kısaca FOMO adı verilen bu duygu Facebook ya da Instagram gibi sosyal ağların ortaya çıkmasından çok daha önce var olan bir duygudur. Ancak bu ağların hayatımıza girmesiyle birlikte diğer insanların daha fazla eğlenceli bir yaşantılarının olduğu ya da sizden daha iyi bir hayat sürdükleri düşüncesi daha derinleşmiş durumdadır. Bazı şeyleri kaçırıyor olduğunuz düşüncesi ise kendinize duyduğunuz güveni olumsuz yönde etkileyebilir, kaygılara yol açabilir ve sosyal medya kullanımınızı daha da artırabilir.
  • İzolasyon. Pennsylvania Üniversitesinde yapılan bir çalışmada Facebook, Snapchat ve Instagram’ın aşırı derecelerde kullanılmasının yalnızlık duygusunun artmasına neden olduğu ortaya konmuştur. Bunun tam tersine aynı çalışmaya göre bu tür platformların kullanımını azaltmak kendimizi daha az yalnız ve izole hissetmemize yol açmakta ve genel olarak daha iyi bir ruh hali içine girmemiz konusunda yardımcı olmaktadır.
  • Depresyon ve anksiyete. Sosyal birer varlık olarak göz göze temastan hoşlanırız. Hiçbir şey bize değer veren biriyle göz göze temas etmekten daha çok stresimizi almaz ve kendimizi daha iyi hissetmemize yardımcı olmaz.
  • Siber zorbalık. Genç yaşlardaki çocukların yaklaşık olarak yüzde 10’u sosyal medyada bir tür zorbalığa uğradığını söylemektedir. Bu orandan çok daha fazlası da saldırgan ve aşağılayıcı yorumlara maruz kalmaktadır.
  • Kendine odaklanma. Sosyal medyada selfieler paylaşmak ve özel düşünceleri diğer insanlara sunmak sağlıksız bir biçimde benmerkezciliğe neden olabilir ve gerçek hayattaki bağlantılarımızdan uzaklaşmamıza yol açabilir.

Hissettiklerimiz ve Sosyal Ağlar Üzerinde Gösterdiklerimiz Arasındaki Patolojik Fark Anksiyete Sorununa Yol Açabilir

Sosyal medya kullanımı, eğer yüz yüze iletişimin azalmasına ya da kalitesinin düşmesine doğrudan etki ediyorsa, sizi işinize odaklanmaktan alıkoyuyorsa, kıskançlık duymanıza ya da kendinizi mutsuz hissetmenize neden oluyorsa önemli sorunlara yol açıyor demektir. Benzer şekilde sosyal medyayı diğer insanları kıskandırmak ya da üzmek için kullanıyorsanız, kendinizi sorgulama zamanınız gelmiş demektir.

Aslında en ciddi problemlerin başında bu tür ağlarda hangi sıklıkta paylaşım yapıyor olmamız değil, bu paylaşımların içeriklerinin ne denli dürüst olduğudur. Çünkü gerçekte mutsuz olduğumuz bir anda kendimizi mutlu olarak gösterdiğimiz bir içerik paylaşmak anksiyete ya da kaygı duygularımızın artmasına sebep olabilir.

Sosyal Ağlar Üzerinden Paylaşım Yapma Konusunda Kendimizi Baskı Altında mı Hissediyoruz?

Pek çoğumuzun sosyal medyada küçük ama sadık bir takipçi kitlesi vardır. Bunun yanında daha yakın ilişki içinde olduğumuz kişilerin sayısı ise bu grubun %10’unu geçmez. Buna ek olarak, eğer birer “influencer” değilsek sosyal ağların bir kaynak ya da kazanç kapısı olmadıkları açıktır. Yani bu tür yerlere pek de bir şey borçlu olmadığımızı söyleyebiliriz.

En fazla bazı konularda bilgi paylaşımı yapmanın verdiği tatmin duygusunu hissederiz. Çoğu kez sosyal medya paylaşımlarımızın yarattığı etki, içeriğin kendisinden ya da ifade ediliş biçiminden çok arkadaşlarımızın ve takipçilerimizin bize karşı takındıkları tavır ile ilgilidir.

Kısacası sosyal ağlar en profesyonel ya da kişisel yüzümüzü gösterdiğimiz bir hava atma araçlarıdır. Ancak bunların uzun süreli ve sağlıklı etkiler bıraktığını söyleyemeyiz. Buna ek olarak bazen de paylaşım yapma konusunda kendimizi zorunlu hissederiz. Sanki görünmeyen birilerini sürekli olarak sosyal ağlar üzerinden beslememiz gerekiyormuş gibi bir duyguya kapılırız. İşte hissettiğimiz bu baskı, kaygı duygusunu tetiklediğinde oldukça sorunlu bir duruma yol açar.

sosyal ağlara bakan bir kadın

Evlenme Günü

Evlilik gününü iple çeken birini düşünelim. Bu kişi o özel güne ait fotoğrafları paylaşmak için de büyük sabırsızlık içindedir. Ancak büyük gün geldiğinde pek çok beklenmeyen sorunla karşı karşıya kalır. Çok sıcak bir gündür, düğün esnasında eşiyle tartışır ve aynı zamanda dayanması çok zor bir sırt ağrısı çeker.

Elbette derinlere büyük bir mutluluk hisseder ancak evlilik günü hiç de beklediği gibi geçmemektedir. Aslında sosyal medyada fotoğraf paylaşmak istemez ancak eğer bunu hemen yapmazsa insanlar soru sormaya başlayacak ve o da kendisini kötü hissedecektir. Sonunda “problem yaşamamak” için günün özetini yansıtan bir fotoğraf paylaşır. Verdiğimiz bu örnek oldukça varsayımsal görünse de aslında günlük yaşantımızda bu ve bunun gibi pek çok benzer durumla sık sık karşılaşırız. Yani aslında içinde bulunmadığımız bir duyguyu yansıtan bir fotoğrafı sosyal medyadan paylaşmış oluruz.

Peki yaşamak istediğimiz hayat gerçekten de böyle bir hayat mıdır? Çünkü sonuçta sosyal ağlarda gerçek kimliğimizden çok uzak bir kişiyi yansıttığımızda reddetme ve hatta güvensizlik duygularının ortaya çıkmasına bile neden olabiliriz. “Influencer” olarak tabir edilen kişiler dahi bunu bir tür “kazanç kapısı” olarak görseler bile etraflarındaki insanların şüpheci yaklaşımlarından kurtulamazlar.

Kısacası gerçekte hissettiklerimizle gösterdiklerimiz arasındaki fark psikolojik rahatsızlıklara ve çevremizde belirli bir güvensizlik duygusuna yol açabilir. Bunlara ek olarak, bu durumun duygusallık, bilişsel ve davranışsal açılardan uzun dönem etkilere yol açacak belirli patolojik sonuçlarının bulunacağının da bilincinde olmak gerekir.

Elbette söylemek istediğimiz şey sosyal ağları tamamen terk etmek değildir. Ancak bu tür alanların kullanımının bize ne kattığını ciddi anlamda düşünmemiz gerekir. Ayrıca sosyal medyada ne kadar zaman geçirdiğimiz ve bunları kullanmanın sağlığımızı olumsuz yönde etkileyerek kaygı ve benmerkezcilik gibi sorunlara yol açıp açmadığını da analiz etmemiz önemlidir. Eğer sosyal ağlar artık hayatımızın bir parçası olarak kalacaksa, bunlardan ve kendinizden bir şeyler öğrenmenin aslında bir süreç olduğunu unutmamalıyız. Yani sizi gerçekten yansıtmayan paylaşımları artık yapmama konusunda kendinizi rahat ve özgür hissetmelisiniz.