Quattrone ve Tversky'nin Kendini Kandırma Deneyi

Quattrone ve Tversky'nin deneyinde, insanların birbirlerine yalan söyleyip bu yalanlara inanmak konusunda güçlü bir eğilimleri olduğu açık hale geldi. Bilgileri, bazen bilinçli olan bazen ise olmayan bir şekilde, iç çatışmalar ve problemlerden kaçınmak için değiştiriyor ya da baskılıyoruz.
Quattrone ve Tversky'nin Kendini Kandırma Deneyi

Son Güncelleme: 24 Mayıs, 2020

Eğer biri size soracak olsaydı, büyük ihtimalle yalanlara ve kandırmacalara hiç bulaşmadığınızı söylerdiniz. Pek çoğumuz gerçeğe göre yaşadığımıza ve sözlerimiz ve davranışlarımızın çoğunda tamamen samimi olduğumuza inanırız. Ancak, Quattrone ve Tversky’nin kendini kandırma deneyi bunun doğru olmadığını kanıtlamıştır.

Quattrone ve Tversky’nin deneyi 1984’te yapıldı ve ilk etapta Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisinde yayınlandı. Çalışmanın ana hedefi doğrulama yanlılığı olarak bilinen bir bilişsel önyargının varlığını kanıtlamaktı. Bu, kendimizi doğru olmaları ya da olmamalarından bağımsız olarak, doğru olduğunu düşündüğümüz şeylerin doğru olduğuna inandırma ihtiyacımız ile ilgilidir.

Doğrulama yanlılığı tamamen yalanlar ve kandırmacalar ile ilgilidir. Ancak, bu durumda, bu yalanlar temelde kendi üzerimizde odaklanır. Burada bahsettiğimiz şey kendini kandırma durumu. Bu, gerçekliğin inançlarımız ile çelişen ya da bizi rahatsız eden kısımlarını görmeyi ya da bunları hesaba katmayı bıraktığımız bir süreçtir.

Quattrone ve Tversky’nin deneyi, sık sık kendimizi kandırdığımızı gösteriyor. Bunu kötü niyetler ile ya da gerçeğe saygı duymadığımız için yapmayız. Bu basitçe gerçekliğin acı verici ya da rahatsız edici yönleri ile yüzleşmekten kaçınmamıza yardımcı olan bir mekanizmadır.

Gözleri bir kumaş ile kapanmış kadın.

Quattrone ve Tversky’nin Deneyi

Quattrone ve Tversky’nin deneyi 34 gönüllüden oluşan bir gruba dayanıyordu. Araştırmacılar bu kişilere “atletizmin tıbbi ve psikolojik yanları” üzerinde bir araştırma yapıyor olduklarını söyledi. Bu doğru olmasa da, gönüllülerin bunun doğruluğuna inanmaları gerekiyordu.

Sonrasında, araştırmacılar gönüllülerden kollarını soğuk suya sokmalarını istedi. Araştırmacılar, gönüllülere soğuk suya dayanıklılıklarının genel sağlık düzeylerinin çok önemli bir göstergesi olduğunu söyledi. Bu da doğru değildi. Gönüllülerden diğer görevler yapmaları da istendi. Bunlar bisiklet sürmek ve benzeri aktivitelerden oluşuyordu, ki bunlar da basitçe dikkat dağınıklığı olması amaçlanan aktivitelerdi.

Bunların tamamının sonunda, gönüllüler ile “yaşam beklentisi” hakkında konuştular. Bu konuşmada araştırmacılar gönüllülere iki farklı kalp türü olduğunu söyledi. Tip I daha dayanıklıydı ve bundan dolayı zaman içerisinde kalp hastalıkları geliştirmeye karşı daha dayanıklıydı. Tip II ise hastalıklara eğilimli, daha zayıf bir kalbe sahip olan kişilerdi.

Deneyde Bir Değişiklik

Bu ilk aşamadan sonra, Quattrone ve Tversky’nin deneyinde bir değişiklik oldu. Gönüllüler grubunu ikiye ayırdılar. Araştırmacılar birinci gruba ayrı bir şekilde kollarını soğuk suya sokmanın tip I ya da tip II kalbe sahip olmalarına dair bir gösterge olduğunu söylediler.

Tip I kalbi olan kişilerin, yani güçlü ve dayanıklı bir kalbi olanların, kollarını soğuk suda daha uzun bir süre tutabileceklerini söylediler. Diğer gruba ise bunun tam tersini söylediler – güçlü kalpleri olan kişiler kolları soğuk suda iken daha az bir süre boyunca dayanacaktı.

Bundan sonra tüm gönüllülere tekrar değerlendirilebilmeleri için kollarını tekrar soğuk suya sokmaları söylendi. Sonuçlar ilginçti. İlk grubun üyeleri kollarını deneyi ilk yaptıklarında olduğundan çok daha uzun bir süre boyunca soğuk suda tuttular. Diğer grupta ise bunun tam tersi yaşandı.

İçinde su olan iki kova.

Deneyin Sonuçları

Genel olarak, kişilerin kollarını soğuk suda tutma süreleri ortalama 10 saniye kadar bir farklılık gösterdi. İlk etapta 35 saniye dayanmış kişiler eğer birinci grupta iseler 45 saniye dayandı. Ve eğer 35 saniye dayanan kişiler ikinci gruptaysa 25 saniye dayandılar. Peki araştırmacılar bundan nasıl bir sonuç çıkarabilir?

Nihai sonuçlara varabilmek için, araştırmacılar tüm gönüllülere bir soru sordu. İki kalp türü hakkındaki bilgi, güçlü bir kalpleri olduğunu kanıtlayabilmek için kollarını soğuk suda daha az ya da daha fazla tutmalarına neden olmuş muydu? 38 gönüllünün 29’u bunu reddetti. Sonrasında gönüllülere sağlıklı bir kalpleri olup olmadığını düşündükleri soruldu. Kalp ile ilgili bilgilerin onları etkilediğini reddeden kişilerin yüzde altmışı bu soruya evet cevabını verdi.

Araştırmacılara göre bu sonuçlar bizlerin kendimizi kandırma durumuna yönelik güçlü bir eğilime sahip olduğumuzu kanıtlıyor. Bazıları, sadece kendilerine (ve diğer insanlara) haklı olduklarını kanıtlamak için gerçek bilgileri tamamen baskılıyor. Bunu yaparak, aşırı derecede rahatsız edici ya da endişe verici buldukları durumlardan kaçınıyorlar.

İlgini çekebilir ...
Beyaz Yalanlar, Kompulsif veya Patolojik Yalanlar – Aradaki Fark Nedir?
La Mente es MaravillosaLeerlo en La Mente es Maravillosa
Beyaz Yalanlar, Kompulsif veya Patolojik Yalanlar – Aradaki Fark Nedir?

Beyaz yalanlar, bazen kendimizi bazen de başkalarını korumak için kullanılır; ancak yalan söylemenin farklı türleri olduğunu biliyor muydunuz?



  • Trivers, R. (2013). La insensatez de los necios. La lógica del engaño y el autoengaño en la vida humana. Katz Editores.