Postmodern Yalnızlık ve Aşk Hakkındaki Efsaneler

Ağustos 24, 2018

Postmodern yalnızlık, bireysellik kavramının uzun bir süredir oldukça önemli bir konu olarak görülmesinin sonucunda ortaya çıktı. Toplum bize hep iki zıt fikri empoze etmeye çalıştı. Biri herkesin kendi yolunu çizmesi gerektiği, diğeri ise yalnızlığın korkunç bir şey olduğu.

Ayrıca postmodern yalnızlık birbirimizden daha çok korktukça daha da güçlendi. Komşu kavramı neredeyse tamamen ortadan kalktı. Yaşadığımız dünyada çevrenizdeki insanlar sizin için birer yabancı. Onlar hakkındaki her şeyi bilmek istemezsiniz. Tanımadığımız insanlarda bizi tehdit eden bir şey varmış gibi gelir.

Bunun sonucunda daha çok yalnızlaşan fakat yalnızlıkla da başa çıkamayan bir toplum haline geldik. Bir topluluk olarak yaşamaktan aciz insanların olduğu ve yalnızlık çektiğimiz bir dünya yarattık. Hem yalnızlık hem de biriyle olmak bir problem haline geldi.

Yalnızlık, problem haline gelen bir kavram

Romantizm’e kadar yalnızlık fikri pek bir önem taşımıyordu. Önceden yalnızlık, üzerinde çok fazla düşündüğümüz ya da varoluşsal problemlerimizin kaynağı olan bir konu değildi. Yalnız doğup yalnız öleceğimiz gerçeğini zaten kabullenmiş olurdunuz.

yalnız adam

Bireysellik de akıllarda pek yer kaplayan bir şey değildi. İnsanlar sadece bir topluluk olarak yaşamayı biliyordu. Tüm ailenin tek bir evde yaşaması normal görülürdü. Büyükanne, büyükbaba, çocuklar, torunlar ve yakın akrabalar hep aynı yeri paylaşırdı. Komşu ilişkileri de çok güçlüydü. Yakın yerlerde oturan herkes birbirini tanırdı.

Aynı zamanda herkesin dahil olduğu topluca yapılan ritüeller vardı. Bayramlar, pazar kahvaltıları, yerel aktiviteler… Herkesin bu topluluğun bir parçası olduğu gibi ortak bir anlayış hakimdi.

Bu durum Romantizmle birlikte değişti. Artık her şeyin cevabı çift olmakta yatıyordu. İdeal olan, kendi mahreminden çıkmayan izole bir çift olmaktı. Toplum yavaşça kendi düzenini bu çift algısı etrafında oluşturmaya başladı ve çekirdek aile kavramı ortaya çıktı. Aynı zamanda da yalnızlık önem kazanmaya başladı ve istenmeyen bir şey haline geldi.

Postmodern yalnızlık

Topluluk ve geniş aile’den çiftli bir topluma dönüşle beraber yeni teknolojilerin de hayatımıza girmesiyle yeni bir gerçeklik yaratmış olduk. Bu da postmodern yalnızlığın resmen bir habercisiydi. Şimdi de temel bir çelişkiyle karşı karşıyayız: tüm dünya birbiriyle bağlantı içinde olsa da her zamankinden daha yalnız hisseder olduk.

yalnız ve üzgün kadın

Bazı insanlar öyle yalnız hisseder ki sosyal medyada alamadığı bir beğeni için kendini kötü hisseder. Hatta yalnızlığımız öyle vahim ki insanlar sosyal ağlara bağımlı hale geldi. Mesaj almak ve mesaj atmak, söyleyecekleri hiçbir şey olmasa bile elzem bir şey haline geldi.

Bunun sonucunda postmodern yalnızlık çerçevesinde çift olmanın anlamı farklı yerlere kaydı. İnsanlar sanki dünya sadece çiftlerden oluşuyormuş gibi bir algıyla, partneri olmamanın yalnız kalmak demek olduğunu düşünmeye başladı. Çift olmadan mutlu olamayacakları inancı yüzünden de ayrılık yaşadıklarında kendilerini tamamen bir ıstırap içinde bulur oldular.

Aşk ve yalnızlık hakkındaki efsaneleri sorgulayın.

Belki de artık yalnızlık ve aşk hakkındaki efsaneleri sorgulamanın zamanı geldi. Postmodern yalnızlık bir şeylerin yanlış gittiğini bize gösterdi. İçinde bulunduğumuz bu kültür bizi huzur, memnuniyet ve mutluluk hislerinden uzaklaştırdı. Tam tersi bir durumun içindeyiz. Artık daha sık duygusal ve psikolojik problemler yaşıyoruz.

Haydi çoğumuzun bildiği bir şeyi hatırlamakla başlayalım. Sevgi hepimizin ihtiyaç duyduğu bir şey. Ancak romantik aşk sevgiyi göstermenin yollarından sadece biri. Aile, arkadaşlar, gaye, fikirler, insanlık ve tabi ki bir de kendimize karşı duyduğumuz sevgi var. Sevgi anlayışımızı sadece partnerimize olan sevgimizle sınırlarsak duygusal olarak güçsüzleşir ve savunmasız kalırız.

yalnız ağaç

Aynı şekilde, postmodern yalnızlığı da sorgulamakta fayda var. Yalnızlığı ne zamandan beri reddeder olduk? Bu hiçbirimizin kaçamayacağı bir gerçek. Yalnız doğduk ve yalnız öleceğiz. Hayatımızdaki diğer herkes bu hayattan ödünç aldığımız insanlar. Kendimizi ve yalnızlığımızı ne kadar iyi anlarsak yaşamak için de ölmek için de o kadar hazırlıklı oluruz.