Optografi: 19. Yüzyıl Ölüm Bilimi

Kasım 28, 2019
19. yüzyılda, adli bilimler uzmanları katilleri yakalamak için yeni bir yol bulduklarını düşünüyorlardı. Teknikleri karanlık, gizemli ve tartışmalıydı.

19. yüzyıl çağdaş tarihin en ilginç dönemlerinden biriydi. Sosyal hareketler, sanayileşme, eğitime katılımda artış ve bilimsel gelişmeler birçok yeniliğe ve değişikliğe yol açtı. Aynı kombinasyon, optografi de dahil olmak üzere birçok garip inanç ve bilimsel deneyin ortaya çıkışına yol açtı.

Zamanın insanları, öbür dünyaya, Sherlock Holmes romanlarına ve tüm zamanların en rezil seri katillerinden Karındeşen Jack’e büyük bir ilgi duyuyorlardı. Bu nedenle, bu dönemin bazı geleneksel olmayan adli yöntemler üretmesi şaşırtıcı değildir. En ünlü ve en tartışmalı olanlardan biri dehşet verici suçları en “modern” şekilde çözmeye çalışıyordu: ölmeden önceki son görüntüleri kurbanın gözünün retinasından almaya çalışarak.

Her ne kadar bu fikir çok saçma olsa da, 1800’lerin sonunda toplumun fotoğrafçılığı saygı gösterdiğini unutmayın. İnsanlar onun egzotik, gizemli ve hatta büyülü olduğunu düşünüyorlardı. Bu bağlamda, bazı hevesli uzmanların fotoğraf temelli bir bilim yaratmaya neden karar vermeleri şaşırtıcı değildir.

optografi hakkında bir çizim

Optografi nedir?

Optografi kelimesi iki Yunanca terimden gelir: opto (görüş alanı) ve grapho (yazı). Almanya’nın güneybatısında bulunan Heidelberg Üniversitesi’ndeki akademisyenler, 1877’de bu terimi ilk kullananlardı.

Bu terimi ortaya atan ilk kişi Wilhelm Friedrich Kühne adlı bir fizyoloji profesörüydü. Meslektaşı Franz Christian Boll’un özgün bir teorisi konuyla ilgilenmesine neden olmuştu. Fizyolog, retinada güneşte solup karanlıkta tekrar ortaya çıkan bir pigment olduğunu savunuyordu.

Bu keşif, adli bilimlerde devrim yaratacak yeni bir hipotez ve teori dünyasının kapısını açtı. Kühne, optografinin, kurbanın retinasını basitçe analiz ederek herhangi bir katilin kimliğini ortaya çıkarmaya yardımcı olacağından emindi. Retinada kaydedilen son görüntü araştırmacıların suçluyu bulması için gerekli olan ipucunu sağlayacaktı. Tek yapmaları gereken retinayı çıkarmak ve bu son görüntüyü uygun kimyasallarda korumaktı.

Friar Christopher Schiener aslında yüz yıl önce bir optogramı (uygulayıcıların görüntülere verdiği isim) analiz eden ilk kişiydi. Friar, bir kurbağayı teşrih ederken kurbağanın retinasında ölmeden önce “kaydedilen” son görüntüyü keşfetti. Bu keşif, Friar üzerinde derin bir etki yarattı ve bu tartışmalı uygulama için zemin hazırladı.

Yeni metodun zalimliği

Kühne’nin niyetleri iyi olsa da, yöntemleri değildi. Araştırmaları için ahlaki açıdan sorgulanabilir, zalimce ve oldukça ürkütücü teknikler kullandı. Kühne’nin çalışmaları hakkında herhangi bir çekincesi yoktu. Sonuçta, optografi dünyayı değiştirecekti!

Kühne deneylerinde küçük kurbağalar ve tavşanlar kullandı. Onları uzun süre boyunca son derece parlak ışıklara bakmaya zorladı ve sonra kafalarını kesti.

Hızla gözlerini çıkardı ve onları karanlık, kapalı bir odaya yerleştirdi. Orada, retinalarını kesti ve korumak için o meşhur pigmenti kimyasal bir çözelti içinde sabitledi.

“On yeni sorun daha ortaya çıkarmadan tek bir sorunu bile çözemez bilim.”

– George Bernard Shaw

Eğer deneyler kısmen başarılı olmasaydı, bu berbatlıklar bu kadar yaygın olmazdı. Kühne en ünlü deneyini bir tavşan üzerinde yaptı. Güya, hayvanın pencereye dair son görüntüsünü mükemmel bir şekilde yakalayabiliyordu.

Kühne optografi deneyleri için sayısız hayvan öldürdü. Günümüzde insanlar bu eylemlere karşı hızlıca tepki göstermektedir. Bununla birlikte, o zamanlar, tıpta ve biyolojide, birçok önemli yenilik vardı ve çok az insan hayvan zulmü veya ıstırabı hakkında düşünüyordu.

İnsan denekler

1880’de Kühne en büyük arzusunu yerine getirmeyi başardı. Yerel bir hapishanedeki cellatlar, bir aileyi öldürmekle suçlanan bir mahkumu idam etti. Bu Kühne’nin insan retinaları üzerinde ilk kez deney yapabilmesine imkan tanıdı.

Kühne, pigment analizinin sonucunun giyotin bıçağının görüntüsünü ortaya çıkardığını savundu. Çağdaşlarından bazıları iddialarını reddetti. Bunun başka bir görüntü olabileceğini öne sürdüler. Fakat sonucunda ilk düşünce galip geldi.

Bir yıl sonra, Kühne, Retina Anatomisi ve Fizyolojisi için Gözlemler adlı bir kitap yayınladı. İçinde, deneylerinin başarılı olduğunu savundu. Ne yazık ki Kühne’nin iddialarının hiçbirini destekleyecek bilimsel bir kanıt yoktur.

detaylı göz fotoğrafı

Optografi evrimi

Sonunda, destekleyici kanıtların bulunmaması nedeniyle adli bilimler uzmanları ve polis, suçları çözmek için optografiyi kullanmayı bıraktı.
Ancak bu, teorinin yıllarca herkesin hayal gücünü ele geçiren bir şehir efsanesi haline gelmesini engellemedi.

Optografi efsanesi sayısız kitap, film ve TV şovuna ilham verdi. Bu fikirler, Rudyard Kipling ve Jules Verne gibi ünlü yazarların hikayelerinde yer almalarına ek olarak Dr. Who gibi bazı ünlü TV şovlarında da kullanıldı.

İnsanlar ölümden etkilenir ve suçluluk veren zevkine dayanamazlar. Ancak, yeteneklerimizi mantıklı ve medeni bir şekilde kullanmaktan sorumluyuz. Sonuçta, bilimsel bulguların gelecekteki sorumluluğu bizim elimizdedir. Bilim hala birçok sır barındırıyor ve insanlar onları keşfetmek için engel tanımayacaklar.