Ön Yargının Psikososyal Özellikleri ve Radikalleşme

17 Kasım, 2020
İnsanlar medyada terör ve politik şiddet haberlerinin daha fazla yer edinmesiyle karşı karşıya kalabilecekleri risklerden daha da korkar hale geldiler. Bu bağlamda, radikalleşme süreçleri daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Bu alanda çalışan akademisyenler, bireylerin neden çoğu insanın sahiplenmediği bu uç noktalardaki politik ve dini inançları sahiplendikleri sorusuna bir yanıt bulmaya çalışıyorlar.

Ön yargının psikososyal özellikleri radikalleşme süreçlerini etkiler. Toplumsal kesimde artan radikalleşmelerin en yaygın olduğu nokta ideolojik motivasyonlardan ya da diğer türlerden kaynaklanan kritik durumlardır. (Moyano-Pacheco, 2017) Günümüzde risk algısı, medyada terör ve politik şiddet haberlerinin daha fazla yer edinmesiyle daha da ön plana çıktı.

Sosyal bilimciler için radikalleşme süreci ve terörü anlamak son derece önemli bir mevzu. Bunları anlamadan şiddeti önlemek mümkün değildir. Bu süreç, toplumda şiddete eğilimli gruplar içinde barınan kişilerin topluma yeniden kazandırılması için de ayrı bir önem arz etmektedir. Öyle ki, sürecin en ilginç yanlarından biri, bu savunmasız insanların iyileştirilme ve topluma kazandırılma kısmıdır.

Radikalleşme karmaşık ve çok yönlü bir süreçtir. Bu sürecin gelişimine katkı sağlayan birden fazla değişkenden söz edebiliriz. Uzmanlar bu süreci tüm bu etmenleri göz önünde bulundurarak analiz etmelidirler. Diğer bir deyişle, süreçle ilgili çeşitli psikososyal değişkenlerin etkileşimine karşı da bilinçli olmalıdırlar. (Kruglanski ve diğerleri, 2014)

Bir birey genel düşüncelerin dışına düşen bir politik ya da dini sistemi ne için benimser? Radikalleşme süreçlerini etkileyen etmenler incelenirken psikoloji bilimi bu soru üzerinden ilerler.

“Öznelerarası bir biçimde elde edilen özgürlük, soyutlanmış bireyin keyfi yalnızlığından farklıdır. Hepimiz özgür olana dek hiçbirimiz özgür değiliz.”

– Jürgen Habermas

Kaldırımda yürüyen adamın gölgesi

Radikalleşme Süreci

Radikalleşme bireyin şiddete meyilinin arttığı bir süreç olarak tanımlanabilir. Bireyin biliş, duygu ve davranışları saldırganlaşır. Bu tamamen grup içi çatışmalarla ilişkilidir. Radikal bireyler, grup içi çatışmaları kapsayacak bir ideoloji geliştirmek adına böyle bir sürece dahil olurlar. (Moyano ve Trujillo, 2013)

Şiddete eğilimin ilk adımı radikalleşme sürecidir. Tabii her radikal bireyin şiddete başvurduğunu söyleyemeyiz. Radikalleşme yalnızca bu tarz bir şiddetin ilk adımıdır. Bunun yanında, radikalleşmenin kesin olarak şiddet içerdiğini söyleyemeyiz.

Radikalleşmenin bir durumdan çok bir süreç olduğunu belirtmeliyiz. Bu süreç boyunca psikososyal etmenler oldukça önemli bir rol oynar. (Moyano-Pacheco, 2017) Bu noktada çürütülmesi gereken pek çok mit bulunuyor. Bu mitler medya ve “toplumsal sağduyu” diyebileceğimiz toplumca bilindiği varsayılan gerçekler aracılığıyla yayılıyor.

Bu mitlerden biri radikaller ve teröristlerin standart bir profile sahip olduğudur. Var olan biyografiler incelendiğinde bu grupların çok çeşitli kişilikleri barındırdığını görebilirsiniz. Radikaller farklı eğitimsel ve sosyoekonomik alt yapılardan geliyor olabilirler. (Victoroff, 2005)

Radikalleşme süreçlerini ve terörü analiz ederken yararlanılabilecek en üretken alan psikososyal süreçlerdir. Sürecin öznelerinin bireysel özelliklerinin incelenmesindense psikososyal süreçlerin incelenmesi daha faydalı olacaktır. (Moynao ve Trujillo, 2013)

“Bazen sessizlik en korkunç yalandır.”

– Miguel de Unamuno

Ön Yargının Psikososyal Özellikleri

Ön yargı farklı form ve dışavurum biçimleriyle kendini gösterebilir. Hedef gruba bağlı olmak üzere farklı kökenleri de yer almaktadır. Gordon Allport ön yargıyı psikososyal tanımlara göre sınıflandırmaktadır. Allport, yetersiz ya da kalıplaşmış genellemelere dayanarak ön yargıyı nefret ya da düşmanlık olarak tanımlamaktadır.

Genellikle kendi içinde bulunduğumuzun dışında bir grupta bulunan bireylere karşı ön yargının yol açtığı eğilimler için genel bir açıklama bulunmaktadır. Bu açıklama da sosyal olarak bir yere ait olma ihtiyacına dayanır. İnsanlar genellikle ait oldukları gruba karşı bir bağlılık ve bunun yanı sıra duygusal bir bağ hissederler. Bu da bulundukları grubu kimliklerinin bir parçası haline getirmelerine yol açabilir.

Kişinin kendine ait imajı, bulunduğu grubun imajı ile ilişkilidir. Bu da bireylerin grup değerlerini savunmalarına sebebiyet verir. “Biz” olgusunun korunması, bireyleri gruplarından olmayanları ayrıştırmasına ve dışlamasına mecbur bırakabilir.

Sosyal diskur ve retorik, ön yargıları ve basmakalıplığı besler. Bunlar grup içi ilişkileri kontrol ederken yararlı olabilen kavramlardır. Özellikle de sosyal ve politik alanda bu kavramların önemini görebiliriz.

Basmakalıp yargıların gayrimeşrulaştırılması kimilerinin bazı grupları toplumsal norm ve değerler bütününden dışlamasına neden olabilir. Bu da hor görme ve korkunun hakim olduğu bir insanlıktan çıkarma sürecine yol açar. Çoğu radikal birey de bunu şiddet eğilimlerini ve diğer gruplara dair ön yargılarını meşrulaştırmak için kullanır.

Ön yargının radikalleşme sürecindeki yeri

Ön Yargının Radikalleşme Sürecine Ön Ayak Olması

Hakim sosyal gruplar seçici bir tutum sergiler ve kimlik konusunda bir ayrımcılık gösterir. Azınlık grupları ise daha homojen bir yapıyı benimsemektedir. Ayrıca sosyal kimliklerini çoğunluğun gruplarına atfettiği şekilde tanımlarlar.

Bu da bizi sosyal kategorizasyonun etkileri üzerine düşünmeye itiyor. Bundan daha da öteye gidecek olursak, ön yargı ve basmakalıp düşüncelerin hedefleri üzerindeki etkisini irdelememiz gerekiyor. Diğer bir konu da bunun azınlık gruplarına karşı şiddeti nasıl meşrulaştırdığı olarak karşımıza çıkıyor. Son olarak da bu azınlık gruplarının çoğunluktan çok daha şiddete meyilli olabileceklerini de görüyoruz.

Ön yargının psikososyal özellikleri ve bilişsel süreçlerimiz de bizimkinden farklı gruplardaki insanlara karşı basmakalıp düşünceler geliştirmemize neden olabilir. Bunu yumuşatabilmek adına her bir bireye ayrı ayrı odaklanmak gerekir. Bireylerin ait oldukları grubun bir üyesi olarak görülmesindense, bu denenebilir. Bu süreçte mantığa başvurulması gerekir.

Sürece karşılıklı basmakalıp düşünceler de eşlik edebilir. Nitekim azınlıkların diğer azınlıklardan korunması gerekir. Bu yazımızda bahsi geçen makalelerde de görülebileceği üzere, bu tarz bir şiddete en çok maruz kalabilecek grup bu azınlıklardır.

“Küresel terör gerçekçi hedeflerin olmaması ve karmaşık sistemlerin savunmasızlığının alaycı bir sömürüsü olması itibarıyla aşırı bir olaydır.”

– Jürgen Habermas

Kruglanski, AW, Gelfand, MJ, Bélanger, JJ, Sheveland, A., Hetiarachchi, M. y Gunaratna, R. (2014). La psicología de la radicalización y la desradicalización: cómo la búsqueda de importancia impacta el extremismo violento. Psicología política , 35 , 69-93.

Moyano-Pacheco, M. (2017). Algunas claves sobre radicalización violenta y terrorismo.

Moyano, M., Trujillo, H., & Kruglanski, A. W. (2013). Radicalización islamista y terrorismo: claves psicosociales. Universidad de Granada.

Muelas Lobato, R. (2019). El camino de la radicalización: rutas psicosociales hacia el prejuicio y el extremismo violento en conflictos religiosos y culturales.

Peco Yeste, M. (2018). Una aproximación sistémica a la radicalización violenta: Cerrando el círculo alrededor de la “vía épica”.

Soler, M. P. (2016). La analogía entre la radicalización islámica y una campaña de marketing exitosa. bie3: Boletín IEEE, (2), 726-742.

Victoroff, J. (2005). La mente del terrorista: una revisión y crítica de los enfoques psicológicos. Revista de resolución de conflictos , 49 (1), 3-42.