‘Ölüm Kafeleri’ni Duydunuz Mu?

Mayıs 12, 2018 İçinde Psikoloji 0 Paylaşıldı
insanlar kahve içiyor

Ölüm, birçok toplumda ve birçok zaman diliminde tabu bir konu olmuştur. Ölümü görmek için çok uzaklara bakmak zorunda değiliz, hala toplumumuzun ve şu anki yaşantılarımızın bir parçasıdır. Aynı zamanda ölümün, bize uzak birinin başına gelmesi ile bize yakın birinin başına gelmesi arasındaki duygularımız, birbirlerinden oldukça farklılık göstermektedir. Ölüm kafeleri de, korkularımızı tartışmak için oluşturulmuş bir yerdir.

Bir Hollywood filminde kaç ölüm sahnesi vardır? Bu filmlerin çoğunda, bir çok insan toplu bir şekilde ölebilir ve ana karakter de bununla övünebilir. Bu arada, eğer acı çekiyorsanız veya gerçek hayatta ölüm hakkında konuşmak istiyorsanız, bir çok insan, derin bir sessizlikle size karşılık verecektir.

Yakın bir zamanda, Arjantinli bir psikiyatr, bu konuyla ilgili bir internet forumunda yorumda bulundu. Sevilen birinin ölümünün acısı ile baş edemeyen insanların sayısında artış olduğunu söyleyen psikiyatr,  bu durumdan oldukça şaşkın olduğunu belirtti. Eskiden, sevdiklerini kaybeden insanlara, aileleri ya da çevresi bu konuda yardımcı olurdu. Bugünlerde ise, çok daha fazla sayıda insan, yaşadıkları kayıp hakkında konuşmak istediğinde, onları dinleyecek birini bulmak için doktora gidiyorlar.

“Ölüm düşüncesi ile uyuyup, hayatın ne kadar kısa olduğu düşüncesi ile uyan.”

– Atasözü


Her ne kadar kulağa tuhaf gelse de, ölüm kadar gerçek bir şey hakkında konuşmak için, belirli bir yer ya da istek yok gibi görünüyor. Bir çok insanın acılarını yalnız yaşamaktan başka seçenekleri yok. Eğer bu konuyu açmak isterlerse, çevresindekiler bunun hakkında düşünmemeleri gerektiğini söyleyecektir. Ya da onların acılarını aşmalarına yardım etmek için, kafalarını dağıtacak bir yol bulmaya çalışırlar.

Her ne kadar, ölüm hayatımızın kaçınılmaz bir gerçeği gibi dursa da, bu konu, hayat yolumuzda sanki hiç olmayacak bir hikaye ya da mevzusu açıldığında başka bir konuya geçilmesi gereken gibi bir uzak bir konuma geldi. İşte bu yüzden, yakınımızdaki birini kaybettiğimiz zaman, bunu saçma ve tuhaf bir sürpriz olarak görüyoruz. İşte bu yüzden de, kesin bir kaybın acısını, doğru bir şekilde sindirmek için pek çok bir aracımız yok. Bütün bunlar, “ölüm kafeleri” olarak adlandırılanların mekanların açılması için bir ilham kaynağı olmuştur.

Mantıklı bir fikir olarak Ölüm Kafeleri

Her şey, İsviçreli bir sosyolog olan Bernard Crettaz’ın ortaya attığı bir fikirle başladı. Bu akademisyen, 1989 yılında Cenevre Üniversitesi’nde profesördü. “Mortal Relief” (Ölümcül Hafiflik) adlı bir sergi düzenledi ve çok iyi geri dönüşler aldı. Buradaki ana sonuç, ölüm hakkında konuşmak isteyen çok sayıda genç insanın olmasına rağmen, bunu yapabilecekleri hiçbir yer ve zaman yoktu.

insanlar toplanmış konuşuyor

İşte bu nedenle, 2004’te Crettaz’ın kendisi, “Café Mortel” adını verdiği ilk buluşmayı düzenleyen isim oldu. Amacı, ölüm hakkında konuşmak için bir alan yaratmaktır. Toplantıya 250 kişi katıldı. Ufak bir atıştırmadan sonra, yaklaşık iki saatten  daha uzun bir süre, bu konu hakkında konuştular ve fikir alışverişinde bulundular. Tek kuralları, samimi olmak ve diğer insanların fikirlerine saygı duymaktı.

Fikir, o kadar ilginç ve başarılı oldu ki, diğer bölgelere de hemen yayıldı. “Ölüm Kafeleri” dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıktı. Şimdi her kıtada, 48 ülkede bulunan toplam 4.403 Ölüm Kafesi var.

Neden ölüm hakkında konuşmalıyız?

Birçok insan, ölüm hakkında konuşmanın, gereksiz yere acı veren bir konuyu ortaya çıkardığını düşünür. Bu yaklaşım, gerçek bir hissiyat sunmaktan daha ziyade, bir çatışmadan kaçan, korku ve endişeyi ifade eder. Bunun yerine, acıya neden olan duyguyu halının altına itelemek istiyorlar. Bu hayatta, ölümden daha büyük ve kaçınılmaz bir gerçek yoktur. Her insan elbet bir gün bu dünyadan göç edecek ve hepimiz, sevdiğimiz insanların gözlerini hayata kapayacaklarını göreceğiz. Ölüm kafeleri, ölüm hakkında konuşmaya ihtiyaç duymamıza yardımcı olabilir.

buğday tarlasında güneş batıyor

Ölüm hakkında konuşmak, ilk başta belli bir miktar kaygı yaratabilir. Bunun nedeni, bilinmeyen bir bölgeye yaklaşmak için kullandığımız kelimelerdir. Ama fikrinizi açarsanız ve korkuya direnirseniz, zamanla bu durum, daha doğal bir hale gelir. Bir hastalıkla yaşayan ya da bir hastaya bakan birisi için, konuyu doğrudan ele almak aslında çok rahatlatıcıdır. Ölüm gerçeği karşısında, barışı ve gücünüzü güçlendirmeye yardımcı olur.

Ölümü çok uzak bir gerçeklik olarak gören sağlıklı insanlar için, bu tür bir konuşma çok yararlı olabilir. Ölüm, tabu bir konu olabilir. Ölüm kafelerinde, ölüm üzerinde konuşmak, bu fikri çok büyük korkular olmadan kabul etmeyi öğrenmeyi sağlar. Bu, hayatımızın ya da sevdiklerimizin son aşamasına ulaştığı zaman, çok değerli bir araç haline gelir. Bunun hakkında konuşmak daha fazla acı çekmemize neden olmaz, aksine bunu önler. Ve ayrıca hayatın kendisine daha büyük bir anlam ve değer verir.

Ünlü bir İngiliz psikolog olan Emma Kenny, “Bizler, ölümün çok uzak bir gerçek olduğunu varsayarak ve hep başkalarının başına gelen bir olgu olduğunu düşünerek çok fazla zaman harcadık. İnsanların, anlamakta en çok zorlandıkları şeylerden biri, ne kadar kırılgan hayatlar sürdürdüğümüz gerçeğidir.” Buradaki ikilem, bu kırılganlığın farkına vararak, yaşamın kendisinde bulunan güzelliğin çoğunu görmemize yardımcı olacak, zenginleştirici bir dünya görüşü bulabileceğimizdir. Çünkü  kendimizi sembolik olarak ölümden uzak tuttuğumuz zaman, bunu göremeyiz.

bir fincan kahve

Bunlar da ilginizi çekebilir