Nöro-Cinsiyetçilik: Beynin Cinsiyet Farklılıkları

Haziran 25, 2019
Nörofeminizm, erkeklerin ve kadınların beyinlerinin farklı olduğu hipotezinin yanlış sonuçlara dayandığını iddia etmektedir. Bu yazıyı okuyarak bu iddia ve nöro-cinsiyetçilik hakkındaki her şeyi öğrenin!

Bazı çalışmalar, erkekler ile kadınların beyinlerinde önemli farklılıkların olduğunu iddia ederler. Bu tam olarak, nöro-cinsiyetçilik ile ilgilidir. Buna göre, erkeklerin ve kadınların beyin boyut ve şekilleri farklıdır.

Bu çalışamalar, kadınlar ile erkeklerin beyinleri arasındaki varsayılan farklılıklara işaret etmek için kullanılan nöro-mitlere dayanmaktadır. İlginçtir ki, nöroloji bilimi bu çalışmalara katkı sağlamakta ve onları desteklemektedir. Gerçekte, sadece az sayıda insan, bunların çoğu kadın olmak üzere, bu mitleri sorgulamaya cesaret eder. 

O halde, Profesör Sonia Reverter-Bañón’un nöro-cinsiyetçiliğe ilişkin eleştirel yaklaşımına bir bakalım.

Nöro-cinsiyetçilik ve Eleştirel Yaklaşım

Reverter-Bañón, kendi çalışmasında oldukça ilginç bir anekdottan bahseder. 1915 yılında, Charles Dana isimli bir nörolojist kadınların oy kullanma hakkı ile ilgili görüşünü New York Times’ta dile getirdi: “Eğer kadınlar, feminist ideale ulaşır ve erkekler gibi yaşarlarsa, çok yüksek ihtimalle demans hastalığına yakalanmaları %25 oranında artacaktır.”

Fakat, Dana bu savunusunu hangi kanıt üzerinde temellendirmişti? Onun savunusuna göre, kadınların, kolları, bacakları ve leğen kemiğini kontrol eden üst sırt kemikleri erkeklerinkinden daha küçüktür ve bu da, kadınların siyasal insiyatifleri değerlendirmelerini etkiler. Bu da, ona göre, oy kullanmanın kadınların sağlığını tehlikeye atabileceğinin nedenidir.

Profesör Reverter-Bañón’a göre, bu görüş “sahte bilimsel düşünceden” kaynaklanıyor. Reverter-Bañón, bu terimle, bilim topluluğunun tehlikeli ve yargılayıcı inançlara katkısını kasteder. Dana, bilimsel toplumun uzun yıllar boyunca “açık” olarak kurduğu şeylere mükemmel bir örnektir: erkekler ve kadınlar arasındaki sinir sistemi arasındaki farklar.

noro-cinsiyetcilik

Nöro-mitler ve Nöro-cinsiyetçilik

OECD’ye (2002) göre, bir nöro-mit yanlış bir fikirdir. Diğer bir deyişle, bu yanlış bir açıklama ya da bilimsel vakaların “kasti bozulmaları”dır.

Nöro-cinsiyetçilik, yeni bir terimdir. Bu terim, kadınlar ile erkeklerin beyinlerinin farklı olduğuna dair inancı pekiştirmek için sinir bilimini kullanan bütün düşünce ve teorileri ortaya çıkarma amacındadır. Gerçekte, bu terim ilk kez 2008 yılında Cordelia Fine tarafından kullanılmıştır. Daha sonra, bu terim 2010 yılında Fine’ın Toplumsal Cinsiyet Yanılsaması kitabının yayınlanmasıyla popüler oldu.

Bu nedenle, nörofeminizm, nöro-cinsiyetçilik ile savaşmak için ortaya çıktı. Nörofeminizm, erkeklerin ve kadınların beyinlerinin farklı olduğu hipotezinin yanlış sonuçlara, kötü metodolojilere, kanıtlanmamış varsayımlara ve olgunlaşmamış sonuçlara dayandığını savunmaktadır. Ayrıca, bilim insanları genellikle kadın aklının ne kadar derin olduğunu görmezden gelmektedir. Ve son olarak, nörofeminizm önyargıların sonuçları etkilediğini iddia etmektedir.

Ancak, beynin cinsel farklılıklar üzerinden incelemek söz konusu olduğunda, aşağıdaki soruların çok büyük bir etkisi var:

1. “Cinsiyet” ve “Toplumsal Cinsiyet” Kavramları Arasındaki Karışıklık

Reverter-Bañón’a göre, rol sürekliliğinin temel bileşeni ve patriyarkal olabilir ve ya olmayabilir.

Genel anlamda, toplumsal cinsiyetin cinsiyet ikiliğinin parçası olduğu açıktır. Ancak bu, “transgender (cinsiyet değiştiren)” ya da “intragender” gibi kavramları dikkate almıyor.

Ayrıca, Sonia cinsiyet çalışmalarını analiz etmenin de gerekli olduğunu ifade eder. Çünkü, toplumumuzun neden cinsiyetleri iki farklı “rol”e ayırdığı ve insanları bu rollere bağlı olarak belirli bir şekilde yetiştirdikleri konusunda gerçekten bilimsel bir açıklama var mı?

noro-cinsiyetcilik

2. Kanıt Eksikliği ve Önyargı

Bazı yazarlar ve meta veri çalışmalarının onayladığı üzere, sözde bilimsel kanıtlar, erkekler ve kadınlar arasında beyin farklılıkları olduğuna ilişkin bilimsel olarak doğrulanmış sonuçlara yol açamaz. C. Vidal (2011), bu konuda bazı fikirler dile getirdi:

Küçük bir örneklem grubundaki beyin farklılıkları, istatistiksel olarak belirleyici değildir. Kanıtlar, çok sayıda analiz edilmiş birey olduğunda, beyin farklılıklarının önemsiz olduğunu göstermektedir. Bunun nedeni, cinsiyetin ne olduğundan bağımsız olarak, beynin insandan insana değişiyor olmasıdır.

Önemli sonuçlar, genel olarak yapay laboratuvar bağlamlarında elde edildi.

Söz konusu FMRI olduğunda, belirli bir beyin durumunun statik bir görüntüsü taramalar ile sağlanır. Bu, biyolojik faktörlerin ve ya kültürel süreçlerin beynin durumunu değiştirdiğinin doğrudan kanıtı olarak kabul edilemez.

  1. Reverter Bañón, S. (2016). Reflexión crítica frente al neurosexismo.
  2. Bem, S. L. (1983). Gender schema theory and its implications for child development: Raising gender-aschematic children in a gender-schematic society. Signs: Journal of women in culture and society, 8(4), 598-616.
  3. Pallarés Domínguez, D. V. (2016). Neuroeducación en diálogo: neuromitos en el proceso de enseñanza-aprendizaje y en la educación moral.
  4. Bañón, S. R. (2010). La deriva teórica del feminismo. Daimon Revista Internacional de Filosofia, 153-162.
  5. Vidal, C. (2012). The sexed brain: Between science and ideology. Neuroethics, 5(3), 295-303.
  6. JORDAN-YOUNG, R. M. (2010), Brain Storm: The Flaws in the Science of Sex Differences. Harvard University Press.
  7. Hyde, J. S. (2005). The gender similarities hypothesis. American psychologist, 60(6), 581.
  8. Hyde, J. S. (2006). Gender similarities still rule.
  9. Hyde, J. S. (2007). New directions in the study of gender similarities and differences. Current Directions in Psychological Science, 16(5), 259-263.