Mavi Dövmeli İki Kez Esir Düşmüş Kadın: Olive Oatman

01 Nisan, 2018

Olive Oatman çenesindeki mavi dövme ile gizemli bir kadın olarak bilinir. Yavapai yerlileri tarafından henüz daha bir çocukken kaçırılan Oatman, daha sonradan ise Mohave Yerlilerine arasında yaşamaya başladı. En sonunda, bu esaretten kardeşi tarafından kurtarıldı. Hayatının bir parçasını, hayatta kalmak ve insanın gücü üzerinde konuşmaya adamıştır.

Belki de, Oatman’nın hikayesini daha önceden duymuşsunuzdur. Kahramanımızın sakin yüzü, bizlerde bir merak uyandırıyor. Ama daha sonradan dikkatle bakıldığı zaman, gözleri ve en önemlisi, vahşi kabile dövmesi, onun genel görünüşüyle ​​çelişiyor. Açıkçası, bu portre, alımlı, iyi eğitilmiş bir 19. yüzyıl hanımından daha fazlasını içeriyor.

Olive Oatman, hayatının dönüm noktası olan iki trajedi yaşadı. Önce ailesini Yavapais yerlilerinin saldırısı ile kaybetti. Daha sonradan ise, Mohaves Yerlilerinden, yani ikinci ailesinden koparıldı.

Olive Oatman, kendi zamanının herhangi bir kadınından biri değildi. Hayatında büyük bir travma geçiren biriydi. Hayatta kalmaya ve her türlü olumsuzluğa karşın, kaderine uyum sağlamaya çalışmak ile yükümlü bir karakteri. Ve Olive,  nasıl hayatta kalacağını bir şekilde bulan bir kadın olmuştur. Onun hayranlık uyandıran hayatı, Margot Miffin tarafından yazılmış olan Oatman Kızlarının Esareti (Captivity of the Oatman Girls) (1856) ve Mavi Dövme: Olive Oatman’ın Hayatı (The Blue Tattoo: The Life of Olive Oatman) kitabında dile getirilmiştir.

Ancak, Olive’in hayatı hakkında genellikle konuşmadığımız bir şey daha var. Olive Oatman, Mohave Yerlileri ile yaşadığı zamanki kadar kendini hiç bir zaman özgür hissetmedi. Aslında, ölümünden yaklaşık 100 yıl sonra, küçük bir şehir, onun anısına, adını taşımaya başlamıştır. Bu genç kızın,  Amerikan Yerlileri ile yaşadığı ve ilginç bir şekilde, hayatının en mutlu zamanlarını geçirdiği yer de burasıydı.

arizon eyaleti çöllerinden bir fotoğraf

Olive Oatman’ın yıllarca süren esareti ve özgürlüğü

Colorado’nun kurak ama görkemli manzarasında, 1850 yılındayız. Uzaklarda,  taşlı bir yol üzerinde, hayvanlarıyla, arabalarıyla, tek başlarına ve yeni dünyaya yerleşmek için büyük umutlarla yola çıkan bir yerleşimci karavanını görüyoruz. Ancak, yeni dünya denilen yer, hali hazırda meşru sahipleri tarafından mesken tutulmuştur. Onların, kendi topraklarını bu işgalci dış güçlere kolay kolay bırakmayacakları gün gibi aşikardır.

Bu “işgalci dış güçler” arasında Oatman ailesi de vardı. Onlar, ruhani liderleri Pastor James C. Brewster’ın fanatik fikirleri tarafından yönetilen Mormonlar grubuna dahil olan bir aile idi. Bu kervanı, kaçınılmaz olarak felakete sürükleyecek olan “ileriye doğru yürümek” düşüncesiydi.

Ne de olsa bu topraklara dair hiçbir şey bilmiyorlardı ve uyarıları da dinlemeyi reddettiler. Fikirleri o kadar çok katı ve inançları o kadar kördü ki, yerleşmek istedikleri arazinin zaten  bir sahibi olduğunu anlamadılar. Sahipleri vahşi ve oldukça şiddet yanlısı bir kabileydi: Yavapai.

Yavapai Kızılderilileri, keşif yapmakta olan tüm öncüleri öldürdü. Daha sonradan, iki kızı köle olarak almaya karar verdiler: 14 yaşındaki Olive Oatman ile 8 yaşındaki kız kardeşi Mary Ann.

Geçirdikleri ilk şoktan sonra, iki küçük kızın hayatında peki bir iyileşme olmadı. ‘Beyaz adamdan’ ölesiye nefret eden yerlilerin, neredeyse bir yıla yakın kötü muamelesine, açlık sınavlarına ve sürekli aşağılanmaya göğüs germeye çalıştılar. Ancak, komşu bir kabile sayesinde kızların kaderi de değişti.

Olive Amerikan Yerlileri ile beraber

Mojave yaşam tarzı

Bu kabilenin adı Mojave idi. Bir rehine takası yaparak, kızları kurtarmaya karar vermişlerdi. İki esir kız için birkaç atı gözden çıkardılar. Anlaşma sona erdiğinde, Olive ve küçük kız kardeşi yeni bir hayata başladı. Bu sefer, onların maruz kaldığı işkenceden tamamen farklı bir hayata adım attılar.

Espanesay ve Aespaneo aileleri tarafından evlat edinildiler. Artık yeni evleri, buğday tarlaları ve kavak ormanlarıyla dolu, verimli bir araziydi. Her gece dost canlısı bir arkadaşın evinde uyuyabileceği bir yerde olmak, kardeşlere bir nebze olsun umut aşılamıştı.

Yeni topluluk ile olan birlikteliklerini göstermek için, kardeşlere geleneksel bir dövme yapıldı. Bu dövmeyle, Mojave kabilesi ile olan birliktelikleri, bir dini sembol aracılığı ile, öbür dünya da bile garanti altına alınıyordu.

Aradan geçen birkaç yıl sonra, Olive kaybettiği ailesinin yasını tutarken, yeni ailesine de alışmaya başladı. Ancak, zor zamanlar da yaşadılar. Aralarında Olive’ın kız kardeşi Mary Anne’ninde olduğu bir çok çocuk, yıllar süren kuraklığın neden olduğu açlık sebebi ile hayatını kaybetti. Olive, kız kardeşini kendi inancına göre gömmek için izin alıp, yaban çiçeklerini yetiştirdiği bahçenin bir köşesinde, kardeşini son yolcuğuna uğurladı.

Olive Oatman’ın görünmez dövmesi

Olive Oatman, Yuma Kalesinden bir haberci Mojave kasabasına vardığında, yaklaşık olarak 20 yaşındaydı. Beyaz bir kadının burada yaşadığını öğrenen haberci, onun kendisine teslim edilmesini istedi.

Ancak, genç kızın Mojave halkı tarafından asla bir esir olarak görülmediğinin altını çizmek gerekir. Olive, ne zaman isterse Majove’yi terk edebileceğini zaten biliyordu. Ama Olive’in, medeniyet denen beyaz adama geri dönmek gibi bir isteği hiç yoktu. Hayatı güzeldi ve Olive mutluydu.

Yine de, geri dönmesini isteyen kişinin, küçük kardeşi Laurence olduğunu öğrendiğinde, Olive fikrini değiştirdi. Olive, Laurence’nın, yıllar önce Yavapai saldırısında öldüğünü düşünüyordu. Mojave’den ayrılıp, kardeşinin yanına dönmeye karar verdi. Zor bir karardı ve yıllar sonra bundan pişman olacaktı.

Olive fotoğraf çektiriyor

Mavi dövmeli kadın

Ve böylece “mavi dövmeli kadın” olarak anılmaya başlandı. Beyaz medeniyetin, üzerini örtmeye çalıştığı Victoria elbisesi, çenesindeki dövmeyi saklayamazdı. Ancak, herkesin bilmediği bir şey ise, kollarında ve bacaklarında da farklı dövmeleri olduğuydu. Ama bu izler, Colorado güneşinin ışığını bir daha hiç görmediler.

Medeniyete dönüşünden sonra, her şey Olive Oatman için çok hızlı bir şekilde gelişmeye başladı. Yaşadıkları hakkında bir kitap yazıldı. Kitabın telif haklarından elde edilecek gelirin bir kısmı kendisine teklif edildi. Buradan sağladığı kazançla, üniversite öğrenimini tamamlayıp, erkek kardeşinin eğitimini de sağladı. Daha sonra, Amerika Birleşik Devletleri Üniversitelerinde, Yavapai ve Mojave ile olan deneyimleri üzerine dersler vermeye başladı.

Kitabın anlattığı hayat ve insanların Olive’in üniversitelerde anlattıklarından duymak istedikleri, Kızılderililerin ne kadar vahşi, cahil ve insanlık dışı olmalarıyla ilgili olaylardı. Baskı altında kaldığı için, Olive, beyaz medeniyetteki yeni hayatında hayatta kalmak için yalan söylemek zorunda kaldı.

1865 yılında zengin bir çiftlik sahibi ile evlendi. Bu çiftlik sahibi, Olive’den sadece tek bir şey istedi: geçmişini unutmak, üniversite derslerini de geride bırakıp, dövmesini bir peçe ile örtmek.

Olive bunlara razı olup, sanki hiç bir şey yaşanmamış gibi, her şeyden vazgeçti. Belki de hayatının en büyük kölelik yıllarını kabul etmiş oldu böylece. Artık yeni bir dövmesi vardı Olive’in; Mojave ile geçirdiği o mutlu mesut yılların hatırası ve acısı. Bir zamanların özgür ve mutlu hayatı…

Olive Oatman hayatının çoğunu bitmek bilmeyen baş ağrıları ve depresyonla mücadele ederek geçirdi ve Kanada’daki kliniklerde bile, diğer ailesi olan Mojave özlemini gidermek için şifa aradı. Olive Oatman, 65 yaşında yaşama gözlerini yumdu.