Mala ve Edek, Trajik Bir Aşk Hikayesi

23 Eylül, 2020
Mala ve Edek çiftinin aşk hikayesi, bir arada oldukları dönemden on yıllar sonrasına kadar bilinmiyordu bile. Her ikisi de Auschwitz toplama kampında tutukluydu ve oradan kaçtıklarında trajik bir kaderle karşı karşıya geldiler.

Mala ve Edek ikilisinin trajedisi, dünyanın en korkunç yerlerinden biri olan Auschwitz toplama kampında gelişen ve ebedi değer taşıyan bir aşk hikayesi. Gazeteci Francesca Paci onların hikayesini yaşatmaya karar verene kadar, bu ikilinin hayatları neredeyse unutulmuştu. Bu nedenle de, gazeteci, Auschwitz’deki Aşıklar kitabını yazdı.

Mala ve Edek ayrı ayrı bir toplama kampına girdiklerinde hala genç iki insandı. Oldukça çirkin bir ortamda hızlı bir biçimde büyümeleri gerekiyordu.

Ancak, hikayeleri mutlu bitmedi ve hayal ettikleri gibi de birlikte yaşlanamadılar. Yine de sevginin herhangi bir zulümden daha güçlü olduğuna dair çok güzel bir örnek oldular. Bu duyguya sahip olmanın her şeye değer kattığını gösterdiler insanlığa.

Mala ve Edek ikilisini tanıyanlardan biri, onların toplama kampındaki hikayelerini dışarıdaki dünyaya aktardı. Aşkları, kendilerini içinde buldukları içler acısı koşullara rağmen hem kadınlara hem de erkeklere ilham verdi. Gördüğünüz gibi, gerçek aşk etrafındakilerin de hayatlarını değiştirebiliyordu.

İki kalp

Mala ve Edek, iki mahkum

Bu hikayenin kahramanları Mala Zimetbaum ve Edward Galiński, (kısaca “Edek” diyorlardı) isimli iki genç. Edek, Auschwitz toplama kampına henüz 16 yaşındayken, Mala’dan biraz daha önce ulaştı. Edek, henüz lisede okuyan genç bir Polonyalıydı. Naziler bir baskın sırasında onu tutukladı ve Tarnów hapishanesine yolladı.

Birkaç ay sonra, Haziran 1940’ta kendini Auschwitz toplama kampında buldu. Edek oraya ilk mahkum grubuyla geldi ve kısa sürede bu ortama adapte olmayı öğrendi. Onun bu ortamdaki mantrası şöyleydi: “Kimden ve neyden kaçınmalısın ve hayatta kalmak için neye tutunmalısın”.

Toplama kampına girdikten iki yıl sonra, oradaki memurlarla bir çilingir dükkanı açmak konusunda konuşmaya başladı.

Bu tarz bir projeye yönelik inisiyatifi ve dinamizmi, yöneticiler arasında ona belli bir sempati ile bakmalarını sağlayan bir görüntü kazandırdı. Böylece, Edek, kampta ayrıcalıklı bir konuma sahip oldu. Genç adam, en zayıf mahkumları, özellikle aşırı fiziksel yüke tahammül edemeyenleri bu dükkana götürmek için bu durumdan yararlandı.

Mala ve Edek, Auschwitz’te aşık oluyor

Mala Zimetbaum Polonyalıydı ancak genç yaşta Belçika’ya taşındı. Esas olarak o da öğrenciydi ve dil ve matematik alanlarında mükemmeldi.

Naziler onu 1942’de Antwerp’te tutukladı ve bir toplama kampına sürdü. Beş dili de akıcı olarak konuştuğu için onu başından beri çevirmen ve haberci olarak kullandılar.

Mala da, Edek gibi ayrıcalıklı bir konuma sahip oldu ve bu yüzden ihtiyacı olan insanlara yardım etmek üzere o da bu konumdan yararlandı. İkili, Birkenau sahasındaki bir montaj görevlerinden biri sırasında ilk defa bir araya geldi.

Bu, tam anlamıyla ilk görüşte aşktı. Fırsat buldukça gizlice buluşmaya başladılar; kamptaki herkes onlara “Romeo ve Juliet” adını vermişti.

Aşk aynı zamanda derin bir özgür olma arzusunu da doğurdu. Toplama kamplarında neler olup bittiğini dünyanın bilmediğinin farkındaydılar. Böylece, bu durumu haber yapmak için birlikte kaçma fikrini düşünmeye başladılar.

Elbette, onlar da sonsuza kadar birlikte olmak istediler. Böylece, çılgınca görünen bir plan üzerinde çalışmaya başladılar ve belki de bu plan, bu nedenle işe bir nebze de olsa yaradı.

Mala ve Edek toplama kampında

Trajik bir son

Kaçma planı, Edek’in bir SS subayı üniforması giymesini içeriyordu. Kampın kenarına gidecek ve kılık değiştirerek Mala ile buluşacaktı.

Mala’ya gelince, bir erkek kılığına girip saçını saklamak için başını örtecekti. Plan, bir memur olarak bir lavaboyu yerleştirecek bir mahkuma nezaret ediyormuş gibi davranmaktı.

Ön kapıya vardıklarında ikisi de sahip oldukları bazı çıkış belgelerini gösterdiler. İnanması zor olabilir ama, bunu yaptıklarında, tarihler 24 Haziran 1944’ü gösteriyordu. Böylece özgür kaldılar ve kaçarak neredeyse Polonya sınırına ulaştılar. Ancak Mala bir dükkana gidip yiyecek bir şeyler almak için bir yüzük satmak istediğinde çalışanlar arasında şüphe uyandırdı ve bu dükkandakiler hemen polise haber verdiler.

Edek’in uzakta olduğu bir anda polis Mala’yı durdurdu ve göz altına aldı. Edek de, sonsuza kadar birlikte olacaklarına söz verdiği için, gönüllü olarak Nazilere teslim oldu.

Son

Polis onları Auschwitz’deki bir cezalandırma alanına götürdü. Onları ayrı hücrelere kilitlediler. Yine de, burada bile birbirlerine yırtık kağıt parçaları üzerinde mesajlar göndermeyi başardılar. Ayrıca Edek, hücresinden ona İtalyan aryaları söylemeye devam etti.

Edek asılarak ölmek üzereydi. Bunu kendisi yapmaya çalıştı ama başaramadı. Ölmeden önce, “Yaşasın Polonya!” diye bağırıyordu.

Mala asılarak ölüme mahkum edilip idam edilmeden önce, kendi bileklerini kesti. Sonrasında, onu diri diri yanmaya mahkum ettiler. Ancak, gardiyanlar ona acıyarak krematoryuma ulaşmadan önce kan kaybından ölmesine izin verdiler. Mala ve Edek sadece bir saat arayla aynı gün öldüler.

Paci, F. (2017). Un amor en Auschwitz: una historia real. Aguilar.