Anne Frank: Dirençli Bir Kızın Biyografisi

Haziran 29, 2020
Anne Frank, son derece belirsiz şartlar altında yazdığı günlüğünü düşünme ve yeniden doğrulama için bir araç olarak kullanmıştır. Frank'in çalışması 70 dile çevrilmiş ve 35 milyondan fazla kopyası satılmıştır. Nelson Mandela, bu eserin tutukluluğu boyunca ona güç verdiğini ifade etmiştir.

Anne Frank, her zaman bir gazeteci ve daha sonra da büyük bir roman yazarı olmayı düşlemiştir. Günlüğünü yazmaya başladığında bu hayalini, savaş sona erdiğinde ve her şey eskisi gibi normale döndüğünde gerçekleşecek bir gelecek projesi olarak görmüştür. Ancak olaylar onun düşlediği gibi gelişmese de hep arzuladığı şeyi sonunda başarmıştır.

Anne Frank’in Hatıra Defteri, tüm zamanların en dokunaklı tarihe tanıklık eden metinlerden biri olarak görülmektedir. Bu yapıtı bu denli özel kılan şey, savaşın korkunçluğunu son derece içten ve masum bir biçimde betimlemesinden kaynaklanmaktadır. Bu kitap şu anda dünya çapında en çok okunan kitaplar arasında bulunmaktadır. Ayrıca UNESCO “Dünya Mirası Listesinde” de yer almaktadır.

Anne Frank ve ailesi, nefret dolu Nazilerden kaçmak için küçük bir tavan arasında saklanmak zorunda kalmıştır. Bu kaçış süreci iki yıldan fazla sürmüş ve Anne günlüklerini işte bu süreçte yazmıştır. Bu yazılarda büyüme çağının tam ortasında bulunan ve hayatın korkunç gerçekleri ile çevrelenmiş bir kızın hayatını büyüleyici bir biçimde kaleme almıştır.

“Gökyüzüne korku duymadan baktığın sürece içinin saf ve temiz olduğunu bilecek ve ne olursa olsun yeniden mutlu olacağının farkına varacaksın.”

– Anna Frank

Anne Frank'ın günlüğünün orijinali
Anne Frank’in günlüğünün orijinali

Anne Frank’ın Kısa Hayatı

Anne Frank 12 Haziran 1929 tarihinde Almanya’nın Frankfurt am Main şehrinde dünyaya geldi. Babası Otto Frank, I. Dünya Savaşında Alman ordusunda görev yapmış, teğmen rütbesine kadar yükselmiş ve demir haç nişanı almaya hak kazanmış bir askerdi. Savaş sonrasında bankacı oldu ve 1925 yılında Edith Höllander ile evlendi.

Çiftin iki kızları olmuştu. İlk olarak 1926 yılında Margot, ondan üç yıl sonra da Anne dünyaya geldi. Bu halleriyle tam olarak geleneksel üst orta sınıf bir Yahudi ailesini temsil ediyorlardı.

1933 yılında Almanya’da iktidara Hitler gelince Yahudilere yapılan eziyetler de başladı. Bunun üzerinde Frank ailesi, Hollanda’nın başkenti Amsterdam’a taşınmaya karar verdiler.

Bu yeni yurtlarında Otto Frank pektin ve baharat sattığı bir dükkan işletmeye başladı. 1942 yılında Naziler Hollanda’yı işgal edene kadar her şey yolunda gidiyordu. Ancak işgal sonrasında Naziler, alışkanlıkları olduğu üzere burada da Yahudileri “avlamaya” başladılar. Nazi zulmüne karşı açık bir biçimde karşı gelen tek Avrupa ülkesi Hollanda olmuştu. Ancak bu konudaki protestolarının çok da fazla etkili olduğu söylenemezdi.

Zulümden Kaçış

Yahudilerin durumu günden güne daha hassas ve kötü bir hal alıyordu. Otto Frank, ailesinin büyük bir tehlike altında bulunduğunu ve Naziler tarafından yakalanmalarının an meselesi olduğunu anlamıştı. Bunun üzerine beraber çalıştığı kişilerden de yardım alarak dükkanının bulunduğu binada ailesi için bir saklanma yeri hazırladı.

Bu binaya bitişik ve sadece bir avlu ile ayrılan bir başka bina daha bulunuyordu. Üç katlı bu binanın çatısında gizli bir kapıyla bir çatı katına açılan bir bölüm yer alıyordu. Bu bölümün giriş kısmı merdivenlere açılan bir dolap tarafından gizlenmişti. Bu gizli kapı açıldığında içeride çok küçük iki odanın ve bir banyonun bulunduğu küçük çatı katına giriliyordu.

Otto bu planını karısına ve büyük kızına anlattı. Ancak Anne Frank’in bu saklanma yerine gitmeleri gerekene kadar konu ile ilgili hiçbir bilgisi yoktu. Saklanmaya başlamaları da, 9 Temmuz 1942’de ablası Margot’un Alman otoritelerine gidip bilgi vermesi gerektiğine dair bir not almasıyla gerçekleşti. Bu not ablasının tutuklanarak ülkeden çıkarılması anlamına geliyordu.

Bu durum karşısında Otto artık ailesinin saklanmaya başlamasının zamanının geldiğine karar verdi. Bir gece kaldıkları evi terk ederek yanlarına alabildikleri kadar giyecek aldılar. Çünkü çanta ya da valiz taşımaları son derece tehlikeli olabilirdi. Evlerini dağınık bir biçimde bırakarak geriye İsviçre’ye kaçtıklarını belirten bir not bıraktılar. Plan oldukça başarılı görülüyordu.

Anne Frank heykeli
Anne Frank heykeli (Amsterdam)

Anne Frank: Bir Sığınmacı, Bir Dünya

Bundan sonraki iki yıl süresince aile işte bu sığınma odasında yaşadı. Ayrıca burayı başka bir küçük aile ve bir dişçiyle paylaştılar. Saklandıkları bu çatı katında toplam sekiz kişi birlikte yaşadılar. Anne Frank bu insanların her birini son derece derinlemesine ve büyük bir ustalıkla betimlemiş ve onları birer edebiyat karakteri haline dönüştürmüştür.

Günlükler bu insanların kişilik yapıları ve birlikte atlatmak zorunda kaldıkları bu hassas dönemde aralarında yaşadıkları gerilimleri konu almaktadır. Bu dönemde sığınmacılar Hollandalı dostlarının yardımlarıyla hayatta kalmayı başarmışlardır. Bu dostları onlara yiyecek malzemeleri tedarik etmiş ve onları tüm gelişmelerden haberdar etmişlerdir. Bu küçük yerde Anne dünyayı düşünmüş ve ilk kez burada aşık olmuştur.

Bu yaşantıları 4 Ağustos 1944 tarihinde rutin bir denetleme esnasında Hollandalı Gestapo tarafından bulunmaları ile sona erdi. Sığınmacılar toplama kamplarına gönderildi ve Frank ailesi Auschwitz kampında birbirlerinden ayrılmak zorunda kaldı.

Sonuçta yalnız kalan Anne ve ablası Bergen-Belsen kampına gönderildiler. Burada her ikisi de tifüs nedeniyle hayatlarını kaybettiler.

Aileden tek hayatta kalan Anne Frank’in babası Otto oldu. Ailesi hakkında bir ipucu bulma ümidiyle saklandıkları yere geri döndüğünde Kızılhaç ona tüm ailesinin öldüğünü bildirdi. Daha sonra ona Anne’nin günlüğünü verdiler. Otto’nun bu günlükten o ana dek haberi yoktu. Günlüğü eline alır almaz aslında bunun gerçek anlamda tarihi değeri bulunan bir doküman olduğunu anladı. İki yıl sonra bu günlüğü bastırmayı başardı. Bu şekilde henüz 15 yaşında yaşamını yitiren kızının hayalini de gerçekleştirmiş oldu.

Frank, A., Rops, D., & Lozano, J. B. (1962). Diario de Ana Frank. Editorial Hemisferio.