Kararlar Özneldir, Mükemmel Değildir

Şubat 20, 2021
Mükemmel sonucu ve beklenen hedefi ararken karar vermek ne kadar da zor! Sorumuz şu: Aldığımız kararlar bizim mi yoksa başkalarının mı?

Kararlar öznel, ancak mükemmel değildir. Bu ifadenin anlamı açık görünmektedir ancak mükemmeliyetçilik damarlarımızdan geçerken pek kabul edilemez.

Hepimiz aile içinde, iş ortamında, sağlığımız hakkında veya ekonomik düzeyde karar vermenin öneminin farkındayızdır. Alacağımız kararlar hem yaşadığımız durumu hem de yaşayacağımız durumu değiştirecektir.

Karar verme yeteneği, pek çok işe eleman alım sürecinde hayati öneme sahiptir. Bunun nedeni çok fazla sorumluluk içeren işler için görevlendirilecek kişilerin pozisyonlarının kilit role sahip olmasındandır.

Diğer taraftan yolda karşımıza çıkan ve karar vermenin zorluğunu artıran taşlardan biri, her zaman gerekli olmayan yargılama dürtüsünü içimizde harekete geçirerek, hadiselerin “iyi ve kötü” gibi iki farklı yönünü değerlendirme eğilimindedir.

Kararlar, en basitinden akşam yemeğinde ne yeneceğini seçmekten böbrek bağışlama gibi en zor ve karmaşık sorunlara kadar değişebilir. Hal böyleyken, her iki zıt kutuplu tarafı da değerlendirmemizi sağlayan bir iç ses vardır. Çoğu zaman iç sesimiz bize doğruyu söylemese bile, sorunları zorluk derecesine göre sınıflandırmamıza yardımcı olur.

Bir ebeveyn için, çocuğuna böbrek bağışlayıp bağışlamama kararı çok basit olabilirken oturma odası için hangi mobilyayı satın alacağına çok kafa yorabilir. Bu anlamda, karar vermenin zorluğunu, seçtiğimiz şeyi gerçekleştirmenin zorluğundan ayıralım.

İyinin ve kötünün ne olduğunu bilmiyoruz ancak kararlarımızı buna göre alıyoruz.

Peki o zaman, kararlar iyi ve/veya kötü değilse nedir? Kararlar özneldir, kişilerin hür iradesine bağlıdır, bütüncüldür.

Kararlar, yaşamak istediğimiz hayatı yaşamamızı, kartlarımızı kendi eşsiz destemizden çekmemizi sağlar. Teorilerin aklımızda her zaman net bulunmasına rağmen, her zaman en iyisi olmayan seçeceği seçmek üzere olduğumuz konusunda bir korkumuz vardır.

Karar verme

Mükemmeliyetçiliğim karar almama izin vermiyor

Mükemmeliyetçiliğin paradoksu, mükemmeliyetçiliğin aslında o kadar da mükemmel olmamasında yatmaktadır. Mükemmeliyetçilik, yaptığımız işlerden veya performansımızdan asla tatmin olmamak demektir. Mükemmeliyetçi kişi, projesini bitirmek için ekstra bir güçlükle karşılaşacaktır: Bunu yalnızca, o projeyle ilişkili gerçekliğin bazı faktörleri (teslim tarihi gibi) gerektirdiği için yapacaktır. Bu faktörler ne zaman ortadan kaybolur?

Kararlar, bir sonu olmayan sonsuz sonuç zincirlerinden oluşabilir: her karar başka bir karara yol açabilir. Bir araba alacağımız zaman markasını, modelini, rengini, ödeme yöntemini seçeriz … Bu sorunlar zinciri çok uzun süreçlere yol açan, birbiriyle bağlantılı birçok karar aşamasından oluşabilir.

Mükemmeliyetçi insanlar, alınan her kararın mükemmel olmasını, geri dönüşü olmayan bir sonuç elde etmeyi isterler. Ancak, ne yazık ki, her kararın çift yüzü vardır. Bu iki yüz olumlu ve olumsuz tarafı temsil eder, “kazanmak” ve “vazgeçmeyi” içerir.

Bu nedenle, hangi kararın diğerinden daha iyi olduğu, iyiyi, kötüyü ve beklenen sonucu arama konusundaki iç tartışmada ısrar etmek, yüksek düzeyde acı ve kaygı eşiğinin artmasında, bize büyük zorluklar çıkarır.

“Yanlış karar riski, kararsızlık korkusuna tercih edilir.”

– Maimonides

Karar alma aşamasında mükemmeliyetçilikten nasıl kaçınırız?

Daha önce de söylediğimiz gibi, karar verme bir beceri olarak değerlendirilir. Hayatımıza huzuru davet etmek bizim için çok gereklidir.

Mükemmeliyetçiliğin bu yeteneği engellemesini ve yüksek düzeyde kaygının habercisi olmasını önlemek için odaklanmamız gereken nokta; eğitim olmalıdır. Her zaman olduğu gibi, sağlıklı ve fonksiyonel gelişim için eğitim gerekli bir yoldur. Bu nedenle ebeveynlerin karar vermelerini desteklemek için yapabilecekleri:

  • Çocuklarınıza sorumluluk verin. Çocuklar geliştikçe yeni sorumluluklar almaya hazırdırlar. Sorumluluğu yavaş yavaş çocuklarda oluşturmak, birçok alanda kendilerini geliştirmelerine de teşvik edecektir.
  • Aşırı korumadan kaçının. Çocuklarınızın acı çekmelerinden kaçınmak için onları aşırı korumak, onları hatalardan uzaklaştırdığımızda pek bir anlam ifade etmez.
  • Hata yaptıklarında onlara eşlik edin. Hata bir öğrenme metodudur. Birçok ebeveyn çocuklarının hata yapmasından korksa ve çocuklarına karşı sürekli öngörülerde bulunsa da, hatalar da başarılar kadar gereklidir. Beklenmeyen bir olay karşısında onu cezalandırmamak, çocuğun sonunda doğru yönde ilerlemesinde yardımcı olacaktır.
  • Düşünmeye, sabra ve seçenekleri değerlendirmelerine teşvik edin. Hayal kurmayı azaltmak ve sabrı artırmaya yardımcı olmak – sadece teorik olarak değil, aynı zamanda çocuğa karşı sabırlı olma erdemini de kazandırmak – daha mantıklı karar vermeye izin veren düşünme sürecini destekleyecektir.

“Karar vermeden önce her şeyi ölçüp tartmaya çalışan bir insan, sonunda karar veremez.”

– Henry F. Amiel

küçük kız

Yol gösterici tüm bu öğütler, çocuklara kendi kararlarını kendileri almaları gerektiğine teşvik eder, kararlarını kendi veren çocuklar, bunun hesabını kimseye vermeyecekleri için özgüvenlerini ve öz saygılarını geliştirmiş olurlar. Bu sayede özgürlükleri ve özgüvenleri artar.

Tam tersi durum ise, anne-baba olarak çocuklarımızla aynı fikirde olmadığımız kararlar karşısında öfkeleniriz, deneme yanılma cezasına yöneliriz veya çocuklarımızın aldığı kararları görmezden geliriz. Çocuğumuza sürekli olarak ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu sorarak, onu yapmak zorunda olduğu şeyler ve istediği şeyler arasında bir ikilemde bırakırız. Bu da ebeveyn ve çocuk arasında kopukluğa neden olur. Sonuç olarak, başkalarının karar almalarına ve bu kararların sonuçlarına destek olmak, başkası için yanlış olanın ne olduğunu bilmeden hata yapma korkusundan şüphesiz çok daha sağlıklıdır.

“Seçimleriniz umutlarınızı yansıtsın, korkularınızı değil!”

– Nelson Mandela