Kabuk Bağlamayan Yaranın Etkileri

29 Ekim, 2020
Hayatınızda kabuk bağlamayan bir yara olduğunu hissederseniz bu, nihayete ermemiş bir acınız olduğu anlamına gelir. Bu acıyı sonlandırmak için size acı veren insanı, durumu ya da sevdiğiniz eşyayı bir daha geri dönmeyecek şekilde hayatınızdan çıkarmalısınız. Böylelikle, yeni bir hayata başlayabilir, diğer insanlarla geçinebilir ve yolunuza devam edebilirsiniz.

Terk edilme, ayrılma ya da ölüm gibi bir olay sonucu sevdiğiniz biriyle ayrı düşmeniz acıya neden olur. Bu insanın her yaşta ve her şekilde başına gelebilecek bir durumdur. Bazen bir kayıp kabuk bağlamayan bir yaranın açılmasına neden olur. Bu gibi durumlarda acı, bir yaşam şekline dönüşebilir.

Hiçbir üzüntü kendi kendine sonlanmaz ya da yalnız başına aşılmaz. Zaman tabii ki her şeyin ilacı fakat olan bitene dair yeni bir hikayeniz yoksa çok yüksek ihtimalle kendinizi kabuk bağlamayan bir yaraya bağlanmış bir şekilde bulursunuz. Öyle ki acı hissetmediğiniz, en azından bilinçli bir şekilde hissedemediğiniz, bir sürece girebilirsiniz. Aynı acı hayatınızda başka şekillerde de kendini göstermeye başlar.

Yas süreci psikolojik evreninizi yeniden inşa ettiğiniz bir dönemdir. Bu süreçte olan bitenin kabul edilmesi gerekir. Aynı zamanda, yaşamınız ve varlığınızda da bir değişim olmalı. Yalnız ve yalnızca böyle bir mertebeye erişirseniz dönüşüm gerçekleşebilir. Böylelikle sizi bu zor duruma sürükleyen acının azalmasını sağlayabilir ve kabuk bağlamayan yaranızın üstüne bir perde çekebilirsiniz.

“En derin yara, görünmeyen yaradır.”

– William Shakespeare

Kabuk bağlamayan yarası olan kadın

Yas Tutma

“Yas” kelimesinin kabul edilen iki anlamı bulunmaktadır. İlki sevdiğiniz birini yitirdiğinizde hissettiğiniz acı ve acı çekme durumudur. İkinci anlamı ise iki ters düşen deneyim arasında yaşanan çelişkidir. Bu acı ve çelişki süreçleri yas döneminde gözlemlediğimiz durumlardır.

Bir yandan yiten ve asla geri dönmeyecek olan şeylere karşı üzüntü ve özlem duyulurken, bir yandan da bu durumla yüzleşmeniz gerekir. Yas sürecinde geçmiş ve gelecek arasında bir gerilim meydana gelir. Bu gerilim de kendine şimdiki zamanda karşılık bulur.

Yas tutmak yalnızca birini yitirdikten sonraki süreçle sınırlı değildir. Herhangi bir durumun seyrindeki değişim ya da hatta bir eşyanın kaybı da kişiyi yasa sürükleyebilir. Gençliğinizi ya da ideallerinizi yitirdiğiniz vakit de acı çekersiniz. Kaybedilen para ya da yararlanılamayan fırsatlar da insanın üzüntü duymasına neden olabilir.

Acı ve acı çekme durumu her bir insanda farklı bir şekilde kendini gösterebilir. Bu tamamen kişinin psikolojik yapısıyla ilişkilidir. Kaybın nasıl yaşandığı da durum üzerinde etkilidir. Genel olarak insanlar durumu reddetme ve durumdan şikayet etme eğilimindedir. Zaman geçtikçe bazıları bunu kabul eder. Fakat bunu reddedenler de olacaktır.

Kabuk Bağlamayan Yaranın Yası

Çözülmemiş bir yas süreci neticesinde kabuk bağlamayan bir yara ortaya çıkar. İnsan bir acıyı içinde tutar ve acı zamanla yok olup gitmez. Üstü örtülebilir, bastırılabilir ama her zaman oradadır. Bir gölge gibi insanı takip eder. Yas tutmak kolay bir süreç değildir. Genellikle de kolay kolay sonlanmaz. Sürekli bir hazın peşinde olduğumuz hayatlar yaşadığımız için bu acı çok daha yoğun hissedilebilir.

Yasın ne kadar süreceği kayba ve duygusal acıya göre değişiklik gösterir. Önce üzüntü hissedilir, ardından da hissizlik gelir. İşinizdeki ya da okulunuzdaki performansınız da bu durumdan etkilenir. Arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakitten keyif almamaya bile başlayabilirsiniz. Bazı noktalarda yalnızca acı çektiğinizi hissedersiniz.

Kaybı yaşadığınız an yas sürecinin başlangıcıdır. Bu kimsenin deneyimlemek istemediği bir süreçtir. Zaten aksi takdirde acı çekilmezdi. Yas süreci ilerledikçe tekrar tekrar sevdiğiniz şeyin kaybedildiği bir süreç yaşanır fakat artık kayba neden olan sizsinizdir. Dolayısıyla, düşünce ve hislerinizi yeniden inşa edersiniz. Fakat bazen kişi bu süreci yaşamayı reddedebilir.

Kürk giymiş üzgün kadın

Kabuk Bağlamayan Yaranın Belirtileri

Acıdan doğan bir acı da vardır. Bu genel olarak altı ay ile iki yıl arası bir zaman alır. En acı verici deneyimlerden biri kişinin çocuğunu kaybetmesidir. O kadar acı bir deneyimdir ki bunu tanımlayabilmenin hiçbir yolu olmadığı gibi bunun için kullanılan bir kelime dahi yoktur. Annesiz babasız kalanlara yetim, öksüz denir. Eşini kaybedenlerden dul diye bahsedilir. Fakat çocuğunu kaybeden anne ya da babalara herhangi bir isim verilemez.

İyileşmeyen bir yara gerçekten de tamamlanmamış bir yas sürecinin belirtisidir. Öncelikle olan biten reddedilir. Bazen bu reddetme durumu sinizm ya da nefret olarak kendini gösterir. Bu durumlarda kişiler en küçük olaylara karşı dahi inanılmaz derecede hassas hale gelirler. Kendileriyle iletişim kuramayabilirler. Mekanik bir hayat sürüyor gibi hissedebilirler.

Yasın olması gerektiği gibi yaşanmaması hastalığa da yol açabilir. Psikolojik rahatsızlıkların yanı sıra fiziksel sorunlar dahi baş gösterebilir. Daha da kötü hissetmeye başlanabilir. Bunlardan daha ciddi vakalarda kişi kendine zarar verebilir ya da sorumsuz davranabilir. Olumlu bir dönüşümün yaşanmadığı her kayıp şüphelidir ve öyle algılanmalıdır.

Neimeyer, R. A., & Ramírez, Y. G. (2007). Aprender de la pérdida: una guía para afrontar el duelo. Paidós.