Jean-Paul Sartre: Bir Varoluşçu Filozofun Biyografisi

Haziran 21, 2019
Jean-Paul Sartre dünyanın en iyi edebi eserlerinden birini yazdı: Bulantı. Bu romanda, dünyadaki hiç bir şeyin anlamı olmadığını hatırlatarak, bizi zulümcülere karşı isyan etmeye ve doğuştan gelen özgürlüğümüzü kullanmaya davet ediyor.

Filozof, eylemci, gazeteci, politikacı, yazar… Jean-Paul Sartre, varoluşçu ve hümanist Marksizm’in önde gelen temsilcilerinden biriydi.

Eserleri aslında çağdaşlarının inançlarını yansıtır. Fikirleri ve arkasında bıraktıkları psikolojiyi etkilemiştir. Husserl ve Heidegger gibi büyük Alman düşünürlerinin etkilendiği Sartre, Nobel ödülünü kazandı ve kabul etmemeye karar verdi. Bunu yapma nedeni, ideolojik ilkelerine uygun olarak yaşama ihtiyacıydı.

Sartre aynı zamanda Afrikalı halkların özgürleştirilmesi için eline silah alıp savaşmış bir adamdı. Bununla, bize özgürlüğün gerçek bağlılık gerektirdiğini gösterdi.

Filozof, aktivist ve yazar olarak yaptığı çalışmanın ötesinde, psikoloji üzerindeki etkisini incelemek büyüleyici. Jean-Paul Sartre bu alandaki yeni trendlerin temelini attı: varoluşsal hümanizm. İnsanların kendi eylemlerine karşı sorumluluğu, kendini bilme ve mantrası “düşünüyorum, öyleyse varım” üzerine düşünceler, psikolojide yeni bir dönem açtı.

“Mutluluk istediğiniz şeyi yapmak değil, yaptığınız şeyi istemektir.”

– Jean-Paul Sartre

Jean-Paul Sartre

sartre gençken

Sartre, 21 Haziran 1905 tarihinde Paris’te doğdu. Bir donanma subayının oğluydu. Babasını erken yaşta kaybetti; onu annesi ve büyükbabası büyüttü. Anna Marie Schweitzer ona edebiyat aşkını aşıladı. Diğer taraftan, büyükbabası Albert Schweitzer, felsefeyle ilgilenmesine neden oldu.

1929 yılında felsefe doktoru oldu. Simone de Beauvoir’la öğrenci olduğu dönemde tanıştı. Sonunda Simone, onun hayat ortağı ve vazgeçilmez entelektüel müttefiki oldu.

II. Dünya Savaşı başladığında her şey büyük ölçüde değişti. Hatta Sartre Almanlar tarafından yakalandı. 1941 yılında özgürlüğüne kavuştuktan sonra bu, çalışmalarını önemli ölçüde etkiledi. Daha sonra, Combat adlı direniş gazetesinde Albert Camus ile işbirliği yaparak çalışmaya başladı.
sartre ve de beauvoir

Kendini sosyal aktivizme adamış bir adam

1945 yılında kendini sosyal aktivizme adayan Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir ile birlikte büyük bir sosyal proje başlattı: politika ve edebiyat dergisi Les Temps Modernes. Onların sosyalist idealleri zaten hayatlarının bu belirleyici dönemde iyice temellenmişti.

Vietnam Savaşını şiddetle eleştiriyordu. Aslında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından işlenen suçlar ve adaletsizlikleri dünyaya göstermek görevini üstlenmişti.

Daha sonra, 1964 yılında, Sartre felsefeye katkılarından dolayı Nobel Ödülü aldı. Yine de, yukarıda belirttiğimiz gibi, bu ödülü kabul etmedi.

Sartre’a göre, Nobel ödülünü kabul etmek bir filozof olarak sahip olduğu eleştirel vizyonunu kaybetmesine neden olacaktı. Hayatını, kendini birçok nedene adayarak geçirdi ve alçakgönüllülükle yaşadı.

Sartre 15 Nisan 1980’de, 74 yaşındayken öldü. Cenazesine binlerce kişi geldi. Şu anda, Paris’te Montparnasse Mezarlığı’nda yatıyor.

Bulantı – Jean-Paul Sartre’ın büyük edebi eseri

Jean-Paul Sartre’ın arkasında bıraktıklarını ve varoluşsal hümanizme katkılarını anlamak için, ilk eserine bakmak gerekir: Bulantı. Bu kitap, tartışılmaz edebi kalitesinin ötesinde, dünyaya karşı yeni bir bakış açısını topluma tanıttı.

Bulantı’nın etkileri

Sartre, 26 yaşını biraz geçtikten sonra, Berlin’de yaşarken bu kitabı yazdı. Kitap, Hitler’in iktidara gelişi ile aynı zamanda çıktı. Bu süre zarfında sadece Husserl ve Heidegger okuyordu. Husserl’in fenomenolojisine ve olayları açıklama biçime hayrandı. Bu yüzden Sartre’ın en ünlü çalışması fenomenoloji üzerine bir egzersizdir. Kitapta, bir lise profesörü olarak deneyimlerini anlatır. O ortamda hissettiği tek şey karanlık, boşluk ve anlam eksikliği olmuştu.

sartre

Antoine Roquentin, Sartre’ın ikinci benliği

Bulantı’nın kahramanı Antoine Roquentin, Sartre’ın ikinci benliğidir. Antoine ile, oldukça somut bir hedefe sahip, hayali bir şehre yerleşmek için Indochina’ya gelen genç bir adam görürüz. Bir 18. yüzyıl aristokratının biyografisini bitirmeye çalışır. Kahramanımızın yaptığı tek şey, yazı yazmak, kaldığı otelin sahibi ile etkileşime girmek, caz dinlemek ve bir otodidakt ile konuşmaktır.

Kahraman çok kayıtsızdır. Kitabı okuduğunuzda, etrafında olup biten hiçbir şeyi anlamadığını görürsünüz.

“Ben, düşüncelerimim: Bu yüzden duramıyorum. Varım çünkü düşünüyorum… ve düşünmemi durduramam. Şu anda, bu çok korkutucu; eğer varsam, var olduğum için dehşete kapıldığımdan varım. Arzu ettiğim hiçliğin içinden kendimi çekebilecek kişi benim.”

– Jean-Paul Sartre, Bulantı

Bu kitabı anlamak istiyorsanız, akılda tutmanız gereken bir şey var. Sartre’ın kitapta açıklandığı olaylar 1936 ile 1938 arasında gerçekleşir. Bu, Almanya’da Nazizm’in yükseldiği zamandı. Ayrıca Fransız toplumu da derin ahlaki bir kriz yaşıyordu. Sartre bu krize tanık oldu ve Bulantı’da bunu ustaca yansıttı.

Son düşünceler

Bu kitapta, Sartre, kişi hiç bir şeyin anlamı olmadığı gerçeğini kabul ettiğinde, zulme karşı isyan edebileceğini anlamamızı istemiştir.

  • Cohen Sola, Annie (2005) Sartre. Madrid: Edhasa
  • Sartre, J. P. (2006). El existencialismo es un humanismo (Vol. 37). UNAM.
  • Sartre, Jean-Paul (2011) La náusea. Alianza