Gülün Adı

· Aralık 31, 2017

“Gülün Adı” (The Name of the Rose) adlı roman için, Umberto Eco’nun seçmiş olduğu yer çok eşsiz bir ortamdır. 1980’de yayınlanan bu kitap, aynı zamanda sinemaya da uyarlanmıştır. 1327 yılında, Apennines’de bulunan Benedictine Manastırı adlı bir yerde geçmektedir roman. Fransiskan mezhebine tabi olan Baskerville’li William ve sadık dostu Melk’li Adso, başlarına ne geleceğinden habersiz, bu manastıra doğru yola koyulurlar. Bir engizisyon mahkemesi üyesi olarak, karanlık bir geçmişse sahip olan William, bir Fransiskan mezhebi olan İlahiler (Spirituals) adlı bir gruba karşı yapılan sapkınlık suçlamalarını görüşmek üzere manastıra gitmektedir.

Romanına seçtiği bölgeyi yine ustalıkla icra eden Eco, karanlık ve zalim Orta Çağlar dünyasında, gelenek ve görenekler ile bezeli bir detektif romanı sunmaktadır okuyuculara. Bu tarihsel ortamda, gücü veren de alan da dinin kendisidir. Tanrı adına, geçici heves ve kaprislere ya da yıkık dökük hayatlara rast gelmenin sıradan olduğu bir dünya. Ve Tanrı, her şeye gücü yeten bir varlık olmasının yanı sıra, her çeşit dünyevi eğlenceye ve bunun en doğal ifadesi olan gülmeye karşı bir cezalandırıcı olarak tasvir edilmiştir.

Gülün gizemi

Başkahramanımız, Baskerville’lı keşiş William, alelade bir karakter değildir. Umberto Eco, bu karakteri yaratırken, Ockham prensibi ile nam salmış, ünlü filozof Ockham’lı William’dan eşinlenmiştir. Bu prensibe göre, bir olayı eşit ölçüde açıklayan iki fikir olduğunda, en basit olanın geçerli olması gerektiğidir. Modern bilim, adını Basitlik Kuralı ya da Ontolojik Aşırı Tutumluluk (Ontological Parsimony) olarak değiştirmiş olsa da, aynı yoldan devam etmektedir.

Bu prensip aynı zamanda, gelmiş geçmiş en ünlü detektif karakteri olan Sherlock Holmes‘ün davranışlarında da bulunmaktadır. William’ın soyadı Baskerville, Holmes karakterinin yaratıcısı, Sir Arthur Conan Doyle’a şöhretin kapılarını açan ve şan getiren yapıtlarından biri olan Baskervilles Tazısı’na (The Hound of the Baskervilles) yapılan bir göndermedir.

Keşişin ismini hiç bir açıklama yapmadan öylece bıraksaydık, çok basite kaçmış olurduk. Keşişe atfedilen isim, manastırda meydana gelen suçları çözmek içini büyük bir zamanını orada geçirecek olan William’ın yapacaklarına dair bir gösterge niteliğindedir. Suç zinciri, biz okuyuculara, çağımızın en ünlü polisiye detektif romanlarından biri olan bir Agatha Christie başyapıtı On Küçük Zenci’yi (And Then There Were None) hatırlatmaktadır.

Gülün Adı’nda tarihe yapılan bir başka gönderme ise, manastırın muazzam büyüklükteki kütüphane görevlisi Burgos’lu Jorge’dir. İsmi yazar Jorge Luis Borges‘e atıfta bulunmak için yaratılmıştır. Eco’nun kendi ifadesiyle, “…aynı zamanda borçların da ödenmesi gerektiği için, kütüphane ve görme engelli bir adamın toplamı anca Borges’e karşılık gelebilirdi.”

Gülün dikenleri

Burgos, manastırda meydana gelen cinayetlerin arkasındaki karakterdir. Bu cinayetleri, Aristo’nun şiir üzerine yazdığı ikinci kitabının ortaya çıkmaması için işler. Kitapta mizahın dili ağır olduğu için, keşiş de bundan korkmaktadır. Burgos, gülüp, eğlenmenin ve kahkaha atmanın, insanın yüzünü maymuna çeviren, şeytani bir öğreti olduğuna inanan bir karakterdir. 

Kendi çağının birçok din görevlisi gibi Jorge da, kahkaha atmanın eğitimsiz ve vahşi toplulukların bir özelliği olduğuna inanıyordu. Bu din görevlileri, bir gerçeklik algısına dönüşmemesi için gülme eylemini, kiliseden olabildiğince uzakta tutmaya çalışırdır. Kilise, komedinin, insanı Tanrı korkusundan uzaklaştıracağına ve bunun bir sonucu olarak Tanrı kurallarına karşı gelmenin bir basamağı olacağından korkuyordu.

Keşiş Jorge, kahkahanın, korkunun panzehiri olduğunu düşünürdü. Kötülükten korkmanın, insanların yüzünü Tanrıya döndürmesini sağladığına inanıyordu. Korku olmadan, insanların, tıpkı her şeye olduğu gibi, Tanrıya da güleceğine inanırdı. Bununla birlikte, Jorge’nin sonunu hazırlayan, yine kendi mesleği olmuştur. Kitaplara aşık olduğu için, bilgiyi yok etmekten daha ziyade, kontrol etmeyi tercih ederdi. Bunun aksini yapmayı, sadece William, O’nun gerçekten kim olduğunu anladığında ve yapacak başka bir şeyi olmadığında göze alabildi.

Bu romanda, aynı zamanda, akıl ve inanç arasındaki klasik orta çağ çatışmasını da değerlendirebiliriz. Bu mevzu bahis, tam olarak soruşturmacı Bernardo Gui ile William arasındaki diyalogda geçmektedir. Bu çatışmanın sonucu, kilisenin hakimiyetini derinden sarsacak, Protestan inanışın ortaya çıkışına ve aydınlanma çağının temelinin atılmasına vesile olacaktır.

İster kitabı ister filmi olsun, Gülün Adı, iyi edebiyattan ve insani vaziyetlere dair gizemlerden zevk alan okuyucular için harika bir yapıttır.

[featured-post url=”https://aklinizikesfedin.com/okunmasi-gereken-8-kitap/”]