Gerçekten Görmek İçin Gözlerinizi Kapatmalısınız

02 Eylül, 2020
Uyanmak ve hayatın iç yüzünü gerçekten görmek için gözlerinizi kapatmalı ve içinize bakmalısınız. Bunu yapmak, kendinizle bağlantı kurmanıza, kendinizi yeniden keşfetmenize ve iyileşmenize izin verecektir. Sürekli gürültü, belirsizlik ve kaosla dolu bu dünyada güçlü yönlerinizi ortaya çıkarmak için içsel bir yolculuğa çıkmalısınız.

Sizi çevreleyen şeyleri iç dünyanızda daha iyi işleyebilmek adına bir an için sakin bir havaya ve sağlam bir içsel bağlantıya ihtiyaç duyduğunuz zamanlar oluyor. Bu yüzden, gerçekten görmek için durup gözlerinizi kapatmalısınız. Bunu söylememizin nedeni, bunu yaptığınızda, dünyanın geri kalanına dair, bir tür “duraklat” düğmesine basıyorsunuz. Böylece düşünceleriniz, duygularınız, ihtiyaçlarınız ve değerleriniz arasında bir yolculuğa çıkmak çok daha kolay oluyor. Belki de dışarıdaki şeylere odaklanmaya gereğinden çok alışmışsınızdır. Şimdi ise, belki de tekrar kendinize dönme vaktiniz gelmiştir.

Sık sık kendinizi bütün ve tamamlanmış hissetmeniz için sosyal yaşamın öneminden bahseden çalışmalar, kitaplar ve makalelerle karşılaşabilirsiniz.

Sağlam dostluklara sahip olmak, sizi mutlu eden önemli bir kişi ve size değer veren, seven ve hayranlık duyan bir aile, topluluğunuzun bir üyesi olarak size kendinizi değerli hissettirir. Aslında bu, zamanın başlangıcından beri dünyaya gelmiş olan her insan için geçerli. Bununla birlikte, bütün bunların hepsine sahip olmasına rağmen hala depresyondan muzdarip olanlar da var. Peki sorun ne o zaman?

Eksik olan şey, insanın iç uyuma sahip olması ve kişinin kendi kendine iyi gelmesi olgusu. Kendi varlığıyla bir bağ kuramayan insanlarda sağlıklı bir psikolojik yapı da olmayacaktır. Kendine saygının, kendine güvenin, duyguların doğru yönetiminin, amaçların ve kim olduğunuzu ve sahip olduklarınızı tam anlamıyla kabul etmenin özgürce yer alabileceği bir alandan bahsediyoruz. Durum buysa, etrafınızdakilerin, sizin için sizden daha önemli olmasını bekleyemezsiniz. Gördüğünüz gibi, içsel bağlantı, insan sağlığı için çok ama çok önemli.

Gerçekten görmek için gönül gözünüzü açın

İçsel bağınızı güçlendirmek ve gerçekten görmek için gözlerinizi kapatmalısınız

Goethe, insan gerçekliğinin son derece yüksek bir seviyede ilahi bir şekilde organize edildiğini ve her insanın kendi yerinde ve zamanında diğer her şeyle denge ve uyum içinde olduğunu söyler. Bu, ancak psikolojik olarak sağlıklı ve iyi olduğunuz sürece doğru olabilir. Bunun nedeni, iyi inşa edilmiş, iyi aydınlatılmış ve güçlü bir iç dünya olmadan, hiç kimse kendisini çevreleyen şeylere uyum sağlayamaz.

Şimdi, kendinize “içsel varlığın” ve “iç bağlantının” öneminin gerçekte ne anlama geldiğini sorabilirsiniz. Maneviyat gibi alanlar genellikle bu tür kavramları ele alır. Bununla birlikte, psikolojik bir bakış açısıyla, yalnızca özel olarak ve yalnızca insan zihnine atıfta bulunuyor da olabilirsiniz.

Bu boyut aslında bizler için her şey ve özgün benliğimiz onu şekillendiriyor. Bilinciniz, düşünceleriniz, hafızanız, hayal gücünüz, duygularınız, kişiliğiniz, korkularınız, kendinize verdiğiniz değer ve ihtiyaçlarınız bu zihinsel ortamda bütünleşiyor.

Hipokrat’ın yaklaşık 2.500 yıl önce söylediği gibi, zihin, beyninizin yarattığı bir yaratımdan daha fazlasıdır. İçinde olanları ihmal ettiğinizde, unutsanız bile, sahip olduğunuz her şey zihninizdedir.

Pennsylvania Üniversitesinde görev yapan bilişsel bir psikolog olan ve insan zekası, yaratıcılığı ve potansiyeli üzerine birkaç kitabın yazarı olan Scott Barry Kaufman’ın yazdığı gibi, zihinsel yaşam sadece beyninizin içinde gerçekleşmez. Bunun nedeni, bu tecrübelerine aynı zamanda vücudunuzla da ilgili olması. Yani, zihinsel yaşamınız, fiziksel olarak nasıl hissettiğinizle ve başkalarıyla nasıl bağ kurduğunuzla doğrudan alakalı.

Eğer iç dünyanızı ihmal ederseniz ve içsel bağlantınız üzerinde çalışmazsanız, Goethe’nin bahsettiği o mutlak uyumu elde edemezsiniz. Gördüğünüz gibi, bunu başarmanın da bazı anahtar noktaları var.

İçsel bağlantıya giden ilk adım – gerçekten görmek için duygularınızı tanımlayın

Sinirbilimci Antonio Damasio’nun sözlerine göre: duygular bedenden, hisler zihinden gelir. Bu nedenle, içsel varlığınızla temas kurduğunuzda, şu anda size yapışan tüm o gerçekleri algılamalısınız.

Bir an durun ve hislerinizin vücudunuza nasıl hissettirdiğini sorun. Midenizde baskı var mı? Daha hızlı kalp atışlarınız mı var? Sırtınız veya çeneniz ağrıyor mu?

Duygular, daha sonra zihne giden ve siz adlandırdığınız anda duyguları şekillendiren fiziksel tepkileri harekete geçiriyor. Belki de mide ağrısı korku, endişe ya da hayal kırıklığının ürünüdür, değil mi? Öyleyse, bu boyutları tanımlamaya ve kabul etmeye çalışın. Yani, onlara bir varlık kazandırın.

İçinizdeki deniz

İç diyaloğunuzun sesi size yardımcı mı oluyor, yoksa zehirliyor mu?

İçsel bağı geliştirmek için gözlerinizi kapatmalı ve düşüncelerinizi dinlemelisiniz. Özellikle iç diyaloğunuzu dinleyin. Bunun nedeni, o sesin sizi zehirlemede ve içinize korku ve güvensizlik aşılamada uzman olması. Konuşmalarına, onaylamalarına ve takıntılarına iyice bakın. En büyük düşmanınız olabileceğinden, bu diyaloğu fark ettiğiniz anda kendinizi buna karşı kapatın.

Gözlerinizi kapatmalı ve kendinizi kabul etmelisiniz, çünkü huzuru ve iyiliği hak ediyorsunuz

Kim olduğunuzun ve sahip olduğunuzun mutlak kabulü, çok sayıda rahatsızlığı ortadan kaldırır. Hiçbir şey o içsel bağlantıya büyük dozlarda özgüven enjekte etmek kadar rahatlatıcı olamaz. Öyleyse merhamet, bağışlama ve kendi kendini onaylamanın içinizden ruhunuza doğru akmasına izin verin. Tüm bu boyutlar iyileştirici faktörler olacaktır ve size, sizin de iyi olma hakkınız olduğunu hatırlatabilir.

Gerçekten görmek için yaratıcılık, içsel bağlantınızın gerçek eşiği

Fransız nörolog, psikiyatrist ve Resilience: How Your Inner Strength Can Set You Free from the Past (Mukavemet: İç Gücünüz Sizi Geçmişten Nasıl Kurtarabilir) gibi tanınmış kitapların yazarı Boris Cyrulnik yeni bir eser yayınladı. Başlığı Escribi Soles de Noche (Geceleri Güneşleri Yazdım) olan kitap henüz İngilizce’ye çevrilme aşamasında. Kitap, içsel bir bağ kurmak ve travmanın üstesinden gelmek için yaratıcılığın önemi hakkında.

Bu yazara göre, zor zamanlarda edebiyat, şiir, sanat ve müzik gibi hiçbir şey kendinizi derinleştirmek ve varlığınızda olanı özgürleştirmek için arındırıcı bir rol oynamaz ve aslında gerekli de değil. Zihninizde, kendinize ait bir şeyler yaratma izni verdiğiniz herhangi bir aktivite, acıyı hafifletme, ondan kurtulma ve ardından iyileşme süreci için kendinizle yeniden bağlantı kurma gücüne sahip olacaktır.

Ancak bu şekilde kırılan parçaları yerine koyabilir ve kendinizi daha dirençli, özgür ve mutlu olmaya hazır birine dönüştürebilirsiniz. Bu aklınızda bulundurmanız gereken oldukça önemli bir nokta!